Ali Fuat Başgil’den tavsiyeler!

Hayatı büyük bir deryayı ihya edecek kadar ilimle muttasıf olan Ali Fuat Başgil’in gençlere yapmış olduğu tavsiyeleri sizin için derledim. Bu tavsiyeler, başarılı ve çalışkan olmak için yolunuzu aydınlatacak kandil niteliğinde. Tavsiyeleri tutarsanız ve hayatınızın bir alışkanlığı haline getirirseniz, bir Başgil’de siz olabilirsiniz.indir

Tavsiyeler…

Çalışmak için doğru zamanı arama: Çalışmak için doğru zamanı beklemek, o zamanın hiç gelmeyeceğini anlamamak demektir. Her zamanı çalışmak için uygun bilmeliyiz. Tam tersi bir durum söz konusu olursa, bilin ki o vakit asla gelmeyecek, sizlerde asla üretken olamayacaksınız.

Çalışmak için müsait bir konum arama:  Çalışmanın hem yeri hem de zamanı yoktur. Her yerde ilimin peşinden koşulabilir. Bunun için nerede ne şekilde olursan ol, çalışmak için bahaneler üret. Çalışmamak için değil.

İşleri erteleme hastalığından kurtul: Bir işi vaktinde yapmaya azim etmek gerekir. Eğer bugün yapacaklarımızı tembelliğe vurarak yarına aksatırsak, emin olun ki iş yükümüz artacaktır. Her günün iş yükü farklıdır. Bu nedenle gün içerisinde yapmanız gereken işleri asla yarına ertelemeyin. Yarın yaparız diyenlerin helak olduğunu asla unutmayın.

Bir vakte bir iş sığdır: Bulunduğun vakit içerisinde sadece bir işle uğraş. Bu şekilde gücün ve kuvvetin tek bir iş üzerinde yoğunlaşır ve işten daha çok verim alabilirsin. Ama bir vakte birden fazla işi sığdırmaya kalkarsan, zayıf düşersin. İşler de doğru ve sağlam olmaz.

Bir işe başladın mı onu bitir: Bir işe başladığında o işin bitmesini sağlayacaksın. Başka işlere geçmeyeceksin. O işi yarım bırakman yükünün artmasına, motivasyonunun zedelenmesine sebep olur.

İşlerini projelendir: Bir işe başlayacağın zaman aklında bu işin projelendir. Nasıl yapman gerektiğini düşün. Nasıl başlaman ve bitirmen gerektiğini belirle. Elinde olanların işi bitirmek için yeterli olup, olmadığını anla.

Babalar günü ve tüketim kültürü

Babalar günü olarak kutladığımız bu gün, nereden gelmektedir ve asıl gayesi, amacı ne olabilir diye kafa yormakta fayda var. Çünkü kültürel anlamda büyük bir savaş var. Bu savaşı kazanan ise, elinde medyatik araçları yöneten işiler. Bu anlamda kültürümüzü korumak adına bazı kutlamaların anlamlarını bilmek gerekiyor. Babalar günüde onlardan birisi.Man giving young boy piggyback ride outdoors smiling

Babalar günü hikayesi

ABD içerisinde bir gazinin kızı, anneler gününe karşılık olarak babalar gününün de olması gerektiğini düşünmüş. Bunun sebebi, babasının annesi olmadan 6 tane çocuk büyütmesiymiş. Bunun için hükümete başvurmuş. Çalışmalarından netice alamasa da, vaz geçmemiş. Bunun üzerinde 1910 ylında ilk defa babalar günü kutlanmış. 1966 sensinde de ABD başkanı tarafından resmi olarak babalar günü lan edilmiş. O da bu güne rast geliyor.

Gördüğünüz gibi batı kaynaklı  bir kutlama anlamına gelen babalar günü, bizler için son derece ehemmiyetsiz bir anlam ifade eder. Zira babalar günü altında bazı tacirlerin ve tüccarların ekmeklerine bal sürüldüğü de bir başka gerçektir. Tüketim kültürünün harcamaları ve eğlenceyi arttırmak adına yapmış olduğu düzenlemelerden sadece birisini ifade eden babalar günü, babaya olan sevginin insanlar tarafından hediye ile dışa vurumunu ifade eden bir 24 saati milletlere sunuyor. Diğer günlerde ise sanki babanın hediye almaya veya takdir edilmeye gerek yokmuş gibi bir algı yaratılıyor. Baba ve çocuk arasındaki ilişki, her zaman sıcak tutulması gereken bir iletişimdir. Bunun babalar günü altında farkındalık oluşturularak yapılmaya çalışılması, veya bu şekilde bir iddianın söz konusu olması bizim kültürümüze göre abestir. Belki ailevi bağları kopuk olan batı içi bu gibi günlerin anlamı vardır. Ama bizim milletimiz için hiçbir takdire şayan tarafı yoktur.

Kadınların durumunu tartan bir anket

Önemli bir kurum tarafından kadınlar üzerinde yapılan anket sonuçlarını okurken, bu durumu yazmam gerektiğini anlamdım. Maalesef, kadınların mutlu olup, olmadıklarını test eden bu ankette, neden mutsuzsunuz? Sorun nedir?  Gibi suallerde yer alan bir cevap, internet ortamının insanların aile yaşantısını nasıl akamete uğrattığı hususunda başka bir b-437092-mutsuz_bayankanıt olarak karşıma çıktı. Kadınların yüzde 8,9 gibi bir kısmı, eşlerinin kendilerini internet üzerinden buldukları bazı hanımlarla aldattıklarını düşünüyorlar. Neden mutlu değilsiniz sorusunun diğer cevapları da yüzde 33 gibi bir oranla rutin sıkıntılar, yüzde 14 gibi bir oranla ekonomik özgürlüklerinin olmaması geliyor. Kadınların yüzde 72’si yaşantılarından memnun olmadıklarını da belirtti. Üstelik porzitif ayrımcılığın kadınların durumunu düzeltip, düzeltmediği konusunda verilen cevaplarda, yüzde 48 gibi bir oranla hayır, yüzde 46 oranla da evet çıktı.

Kadınlar mutsuz

Kadınların geneli mutsuzlar. Kimisi aile içindeki sıkıntılarını çözemediğinden bahsediyor, kimisi ise, ekonomik sıkıntılar yakınıyor ve beklentilerini karşılayamamaktan yakınıyor. İleri de ise kadınlar için herhangi bir değişiklik ve iyileşmenin olmayacağını düşünüyorlar. Kadınların mutsuz olmalarının bir başka sebebi yaşamış oldukları sağlık sıkıntıları. Neredeyse kadınların yarısından fazlasında belli bir takım ağrıların olduğunu ve bunların hayatlarında olumsuz bir takım badireler meydana getirdiğini belirtiyorlar.

En büyük eğlenceleri internet

Kadınlar bu sıkıntılı hayat içerisinden kurtulmak adına tek kapı olarak neredeyse interneti görüyorlar. İkinci olarak da televizyon ondan sonra ise,  sinema, sergi, tiyatro aktiviteler şeklinde sıralanıyor. Kadın erkek eşitliği konusunda yüzde 65 oranında kadın ve erkek arasında eşitlik yok diyen kadınlar, boşanmalarında ekonomik sebeplerden dolayı arttığını belirtmekteler.

Kendilerinin hayallerinin gerçekleşmediğini söyleyen kadınların sayısı da hayli fazla. Görülen o ki toplumumuzda mutlu bir kadın bulmak zor. Bunun sebeplerini iyi irdelemek lazım. Zira mutluluğu nerde ve nasıl arandığı konusu, kadınların mutsuzluğunun alametlerinin sebebi olabilir.

 

Kader ne anlama gelir?

Kader, Allah’ın kulu için yazmış olduğu ezelden ebede kadar vaki olacak işlerin bir programa dahil olduğu anlamına gelir. Bu kader asla şahıs için beyan olunmamış, bilinmemiştir. Kişi ancak kaderini, kaza mertebesine taalluk ettikten sonra bilebilir ve değerlendirebilir. Şayet bu bilgi bile insanın sıhhatli bir değerlendirme yapabilmesi için yeterli değildir. Ama başına gelenleri değerlendirip, ona göre plan yapmak, insan için en isabetli yol olur.cok_yonlu_kader_5

Bu anlamda kader, bilinmediğinden dolayı insan için çizilen bir yol asla kul katında mevzu bahis değil. Ama Allah katında ne zaman ne de mekan mevcut olduğundan kul için nelerin olacağını Allah ilmi gereğince bilir. Kişi kaderine takılmadan mevcut durumunu değerlendirip, hayatına yön vermeli. Bazı kişiler yaşadığı hayatın kaderi olduğunu savunarak, kimseye malum olmamış kaderi kendileri için görünür kılmışlar. Bu durum yanlış kader anlayışı, yanlış bir hayat düşüncesinin bir sonucu. Kişi elem ve kederlerinin arkasında kaderinin bu şekilde tanzim edildiğini görerek, isyan eder ve atıl bir şekilde hayatını kazanmama mücadelesi içerisinde ömür sürer.

Halbuki kader, insana yaşadığı kötü durumların ilelebet süreceğini bildirmez. Ona sürekli telkinlerde bulunarak çalışmasını söyler. Hayırda şerrin, şerde de hayır olabileceğinin ince dengesini kurarak, sürekli bir ilerlemeyi ona telkin eder. Allah katında her şeyin olup bitmiş olması, bundan kulun haberdar olmaması, kula sığınmayı, af dilemeyi, çalışmayı, nihayetinin  hüsn-ü akıbet olmasını dilemeyi öğretir. Bu anlamda kader bir okul, öğrencide onun içerisinde cahil bir insan. Günler geçtikçe okul içerisinde ki bilgiler insana kaza şeklinde malum olmaya başlar. Her bilgi ya hayrı ya da şerri öğretir. Ama okul hiç bitmez. Bir sonraki notun ne olacağını düşünmeden her gün çalışmak ve hakkımızda iyi düşünmek başarılı bir öğrenci olmak için gerekli olan hissiyattır.

Kadınlara yönelik ankette ilginç sonuçlar!

Bir anket araştırması karşıma çıktı. Bazen çok ince fikirleri verdiği için bana, hiç kaçırmam okurum. Ancak okuduğum bu anket ince fikirler vermek yerine, ilginç bir takım bilgiler edinmemi sağladı. Ben de paylaşmak istedim. Paylaşmak güzeldir sözüne binaen sizlere de anketin sonuçlarını anlatayım.

Kadınlar üzerinde yapılan bir anket. Geniş kapsamlı olmasına rağmen daha çok hangi tip kadın erkeğin ilk neresine bakar, bunu tespiti yapılmış. Yapılan tespitin sonuçların şu şekilde bir profil ortaya çıkıyor.251366-3-4-f9932

Minyon tarzda kadınların erkeklerin ilk olarak boya dikkat ediyorlar. Boy, pos uygunsa, hoşlanıyorlarmış.  Aynı zamanda uzun boylu kadınlarda beğendikleri erkeklerin uzun olması gerektiğine bu nedenle ilk olarak boya baktıklarına işaret ediyorlar. Ayrıca uzun boylu kadınlar karizma, erkeğin gülüşü, saçını tarayış şekli gibi durumlara da dikkat gösteriyor.

Orta boylu kadınlar da erkeklerde ilk dikkat çeken husus gözler oluyor. Gözlerden etkilenen kadın ele doğru bakıyor. Kilolu kadınlar erkeğin hem boyuna hem de kilosuna bakıyorlar. Kendisi gibi kiloluysa ve boyu da uzunsa, hoşlanıyorlar. Zayıf kadınlar da daha ilginç bir sonuç ortaya çıkmış. Bunlar erkeğin ayaklarına bakıyorlar. Giydiği ayakkabı modelinin zayıf kadınlar için önemi varmış. Buradan kadınları anlamanın ne kadar zor zanaat olduğunu anlamak lazım.

Neşeli kadınlar erkekte ilk izlenime çok dikkat ederlermiş. Eğer kendisi gibi neşeli ve eğlenceliyse kişi, hoşlanma meydana gelebilirmiş. Sakin mizaçlı kadınlarda ise, tam tersi bir durum söz konusu. Kendileri erkeklerin konuşurken ki el hareketlerine bakarlar. Şayet kendisi gibi sakin bir mizaçlı kişiyi değil, tam tersi bir kişiyi ararlar.

Kadınlar hakkında yapılan bu ankette ilginç yönler çok. Mesela evlilik teklifini yapan kadınların sayısının giderek arttığı tespit ediliyor. Çünkü erkeklerin artık evlenmek istememesi gibi bir durum var ortada.

Hayatınıza etki edecek kitaplar

Eğer okuma alışkanlığınız yoksa, hayatta birçok ihtiyaçtan haberiniz olmadan yaşarsınız. Çünkü her yeni kitap insanın hayatında yeni bir ihtiyaç, dolayısıyla bir hedef belirler. Her kitabın ayrı bir anlam ve önemi olsa da, işte beni anlatan ve açıklayan bu dediğiniz kitaplar, sizin rehber ve başucu kitaplarınız olur. Okuyamıyorsanız, okumaya gayret edin ve bu alışkanlığı kazanmak için dua edin. Beyninizin sıhhati ve hayata dair tecrübelerin cemisi, kitapların içerisine kazınmış birkaç kelimeden doğar.ruhsal-zeka-onkapak

Size okumaya alışmak için iki önemli kitabı tavsiye ediyorum. Şayet bu kitapları okumayı ve bitirmeyi başarırsanız, ayrıca içerisinde bulunanları hayatınıza tatbik etmeye gayret sarf ederseniz, hayatınızın değişeceğini göreceksiniz.

Birinci kitap Muhammed Bozdağ tarafından kaleme alınan Düşün ve Başar adlı kitap. Büyük ses getiren bu kitap, neden düşünülmesi gerektiğini hiç tefekkür etmediğiniz bir şekilde anlatarak, kendinizin aslında hiç tevekkül içerisinde olmadığınızı anlamanıza sebep olurken, aynı zamanda verdiği derin bilgilerle bundan sıyrılmanızı da sağlayacak.

İkinci kitap ise yine aynı yazara ait olan Ruhsal Zeka adında bir kitap. İçinde bulunduğumuz evrenin gücünden nasıl yararlanmamız gerektiğini anlatıyor. İnsanın sahip olduğu değerlere ve bu değerlerin insanlar için olan ehemmiyetine değiniyor. Nasıl bir hayatı kendimize rehber edinmemiz, olayalara yaklaşmamız gerektiği hususunda derin ve ender bilgileri okuyucularıyla paylaşıyor. Kitapların hacimleri diğer kitaplara oranla iyi seviyede. Okudukça okumanın verdiği haz ve zevki anlayacağınız kitaplar.

Bu kitapların akabinde kendinize çizdiğiniz hedef doğrultusunda gelişiminize yarayacak kitapları daha rahat ve zevkli bir şekilde okuyacaksınız. Biliyorsunuz, her eline kitap alanı kitap okuyor sanmayın. Kitap okumakta bir sanat ifade eder. Yüzeysel değil, derinden ve içten okunulduğu takdirde yazar hedefine ulaşabilir.

 

İslamcı gencin bilmesi gereken 3 şey!

İslam eğitim ve tedrisatından hakkıyla geçmiş bir genç, düşünce ufuklarındaki esintilerle girdaplara sebep olabilecek kadar iradi disiplin ve ruhi temizliğe sahip olur. Etrafını tahlil edeceği zaman kullandığı tek mizan ölçüsü İslam, onu her konuda alim, her olayda ise yanlışı doğrudan ayırt etmede başarılı bir münevver kılar. Sakin yapısının içerisinde son soluğa kadar sonsuzluk için üretilme aşkı ve heyecanı, onun sevdalarını hüzün, keder, gam, bunalım, sıkıntı, yorgunluk, elem gibi yıpratıcı duyguları toprak altına gömer. Gömülen her illetli hal, yeşeren bir gül gibi kendi ruhi disiplinini ve öz benliğini geliştirir. Her zaman genişleyen evren gibi, kendisini de evrenin bir cüzü olarak sürekli gelişir. islamcı

Kısaca anlatmaya çalıştığım İslam ruhi ve düşünce yapısı, birçok analize konu olarak hakkında ciltlerce kitaplar yazılmış bir alanı ifade eder. Ancak İslam düşünce ve ufuk yapısından koparılan Müslüman kimlikler, bunların farkında olmadan yaşamaya devam etmekteler. Az da olsa sosyal bir uyanışın son zamanlarda meydana gelmediğini söylemek, kader perspektifiyle tayin edilen tarihi hakikatleri de yok saymak olur. Çünkü bu hakikatlerde ne hakkın batıla olan galebesi, ne de batılın hakka olan galebesi berdevam olamamış, sürekli bir nöbetleşmeye sahip olarak birini diğerine olan üstünlüğü değişmiştir. Bu zamanda da galebe sırasının İslam’da olduğu çok açık.

Bizde burada İslam gençliğine mesaj vermek istiyoruz. Gelişen bu İslam hareketinin içerisinde bir ucundan destek olabilmek mukabilinde hareket etmek isteyen birisi  3 ana konuda kendini iyi yetişmeli. Bunlardan birincisi İslam dini kanunları. İkincisi Tarih, üçüncüsü ise Edebiyat. İslam daha iyi yaşamak adına kanunlarının ve düşünce yapısının anlaşılması, bu yapının tarihi hakikatlerle ispatının yapılması, inkarcılara da güzel bir şekilde anlatılması edebi kudreti gerekli kılmaktadır.

Dijital okuryazarlık nedir?

Dijital okuryazarlık (Dijital literacy) internet üzerinde aktif olarak araştırma yapan ve internetin faydalarını sonuna kadar kullanabilmeyi karşılıyor. Bunun için pasif ve aktif kullanıcı olarak sınıflandırılan iki sınıf var. Bunlardan pasif olanları interneti pek ço kişinin kullandığı düzeyde kullanan kimseler olarak karşımıza çıkıyor. Yani sosyal medya sitelerinde dolaşma, paylaşımlarda bulunma, videolar izleme, gazetelere göz atma, ürün satın alma, ödev araştırmaları yapma gibi.photo_04112012131026_3390

Aktif kullanıcılar ise, internetin faydalarını analiz ederek, bir nevi girişimci statüsüne ulaşmış ve internet üzerinden para kazanmaya başlamış kimseleri karşılıyor. Bu kimseler, Google veya diğer arama motorlarının sundukları hizmetleri kullanabilen, analiz araçlarından haberdar olan ve her türlü bilgiye resmi kaynaklardan ulaşmayı beceren kişiler olarak karşımıza çıkıyor.

Geçenlerde Eurosat firmasının Avrupa ülkeleri üzerinde yaptığı bir araştırmada  internetten en fazla kim yararlanıyor sıralaması yapmış. Bu sıralamaya göre ise Türkiye’nin durumu hiç iç açıcı değil. Ancak ülkemizde de internet kullanımına dair bir gelişmenin olduğunu nıt etmem lazım. Çünkü 40 milyona yakın bir internet aboneliği var. Ama aktif kullanım konusunda daha kat edilmesi gerekenler var.

Mesela arama motoru kullanımı hakkında Türkiye Avrupa ülkeleri arasında son sırada. Yüzde 49 gibi bir rakamla Kıbrıs, İtalya, Bulgaristan, Romanya gibi ülkelerinde gerisinde kalmış. İlk beş ülke ise şu şekilde: Finlandiya, Danimarka, İsveç, İzlanda, Norveç. İşin ilginç yani İskandinav ülkelerinin sıralamada ilk sıraları alması.

İkinci bir misal olarak email (ekli) kullanımı sıralamasında da Türkiye son sırada. Kıbrıs, Hırvatistan, Bulgaristan, Romanya gibi ülkelerin gerisindeyiz. İlk beş ülke yine değişmemiş. Sadece ilk sıraya Hollanda oturmuş. Gerisi yine İskandinav ülkelerine ait. Bu ülkelerin nüfusunu toplasan bir Türkiye yapmaz, ama internet kullanımı bakımından Türkiye’den çok ilerideler.

Anadolu Ajansının kuruluş amacı nedir?

Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilk ajansı konumunda bulunan AA; habercilik anlayışına getirdiği yeni ilkeler sayesinde adından son günlerde sık sık bahsettiriyor. Uluslar arası bir ajans mahiyetini kazanma yolunda hızla adımlar atan AA, 1920 yılında Türk Kurtuluş Savaşı hakkında ki haberlerin yurt genelinde duyurulması amacıyla kuruldu. Kuruluşunda Atatürk, Halide Edip Adıvar, Yunus Nadi gibi isimler yer aldı.257033

Atatürk imzalı Anadolu Ajansının kuruluşuna dair notta kuruluş amacına dair şu paralelde sözler yer alıyordu. İslam canevi  olan Osmanlı Devleti düşman işgali altında. Tüm yurtta Müslüman kişilerin doğru havadislerle içte ve dışta aydınlanmaları gerekir. Bu nedenle kendi ajansımızın kurulması kararı isabetli bir fikir olarak ortaya çıkmıştır. Mustafa Kemal tarafından açıklanan bu bildiri, Anadolu Ajansının kuruluşunun temeli olmuştur.

Ajansın ilk bürosu milli mücadelenin de ilk olarak teşkilatlandığı büroda yani Ziraat mektebinde kurulmuştur. Bu büroda Halide Edip Adıvar kendisine has olarak düzenlediği çalışma odasında havadisleri yazmaya ve çoğaltmaya başlamıştır. Büro içerisinde o zaman sadece yazıhane, raflar, sandalye, daktilo, 2 masa bulunuyordu. Halide Hanım ayrıca burada İngiliz gazetelerinden gelen haberleri de tercüme ediyordu. Mustafa Kemal tarafından gönderilen telgrafları da haber şeklinde yazarak, dağıtımıyla meşgul oluyordu. İlk haberini 12 nisan da yapan AA, 1925 yılında Anadolu Ajansı Türk Anonim Şirketi ile özerk bir kurum oldu. Şimdi yarı özerk yarı resmi kuruluş sıfatını sürdürmekte.

Aynı zamanda ajans, uluslar arası boyutlara erişebilmek için cesaretli adımlar atmakta, 2012 yılında Arapça Haberler Koordinatörlüğüyle Kahire merkezli çalışmaktadır. 2013 senesinde ise Beyrut şubesini açmıştır. Aynı yıl içerisinde Gazze şubesi de açılmıştır. New York, Pekin, Brüksel gibi batı coğrafyasında da yapılanmaya başlayan Ajans, metinler, analizler, fotoğraf, grafik, ses, video, montoj gibi pek çok alanda içerik üretmektedir.

Çanakkale zaferi

Destansı bir kahramanlıkla ülkemizi işgal etmek ve böylece emellerine ulaşmak isteyen itilaf devletlerinin püskürtüldüğü savaşın 99. Yılını geride bıraktık. Birinci dünya savaşı esnasında (1915-16 yılları) Gelibolu Yarımadası’nda tarihe geçen ve dünyayı titreten askerlerimizin zaferini bir kez daha yaşayarak gururlandık. Peki itilaf devletlerinin bu mücadeleden alacağı sonuç neydi?çanakkale

İtilaf devletleri boğazı geçerek savaşı terk etmek zorunda kalan Rusya’ya yardım götürme, oradaki ihtilali kontrol altına alma amacını taşıyordu. Tabi sadece bu sebep değil, İslam coğrafyasının hala lideri olan Osmanlı Devletinin sonunun getirilmesi ve topraklarının pay edilerek, tarihe kazınması da önemli bir amacı teşkil ediyordu. Çünkü hasta olarak nitelendirilen Osmanlı Devletine müdahale edilmez ve ruhi düşünce yapısı sakatlığa dönüştürülmezse, hasta adam şifayı er ya da geç bulabilirdi. Bunun da yüksek bir gaye edinilerek girilen savaşta Enver Paşa’nın Alman sevgisi tarafgirliği nedeniyle, zamansız olarak kendimizi itilaf devletleriyle savaşta bulduk.

Henüz kısmı bir seferberliğin ilan edildiği, Boğazların tam anlamıyla güvenliğinin sağlanmadığı biran da, Enver Paşa Almanların ısrarlarına dayanamayarak savaşa girilme kararı almış oldu. Savaşın başlamasında her ne kadar Akdeniz’de İngiliz donanmasından kaçarak, Osmanlıya sığınan ve ardından Osmanlı bayraklarını kullanarak Rus limanlarını bombalayan Goeben ve Breslau zırhlıları işaret edilse de, önceden beri çizilmiş bir planın nedensel açıklamaları olarak bunları değerlendirmek gerekir. Arka tarafta zaten hasta olan Osmanlı devletinin ilgası ve yok edilmesi çalışmaları vardı. Osmanlı Devleti hasta olarak nitelendirilmesine rağmen toplumsal bir mücadeleyle askeri açıdan mükemmel bir başarıyı yakalamıştır.

İtilaf devletleri aldıkları olumsuz sonuç neticesinde “askeri becerisizlik”  sıfatına layık olabilmişler. Ancak Osmanlı Devletini köklerinden yıkma planlarını asla rafa kaldırmamışlar. Daha sonraki çalışmalarında toprakları fetih olunarak, ruhu yapısından ve düşüncesinden uzaklaştırılamayan Osmanlı Devleti, kendi eliyle İslam coğrafyasıyla olan ilgi ve alakasını kesmiş, birliğin nişanesi durumunda olan Halifelik makamını ilgayla, İtilaf devletlerinin başaramadığını kendisi yaparak onlara sunmuştur.

Evlilikte eş seçimi nasıl yapılmalı?

Bu soru bazılarınca yadırganabilir. Çünkü herkes aşık olduğu kişiyle evlenir ve kimi aşık olacağını insan seçemez. Böyle bir düşünceye hakim olan kişi için eş seçiminde kriterler söz konusu olmaz. Tabi ki insan aşık olduğu kişiyle de evlenilecek hayat kurulup, kurulamayacağını tahlil ederek bu işe karar verir. Ama gerçekten aşık olduğunuz birini mutlaka eş olarak seçersiniz. Çünkü bir kişiye tam anlamıyla aşık olmak demek, ruhların evlilikuyuşmasıyla mümkün olabilecek bir durum.

Bizim örf adetlerimizde yer alan görücü usulü evlenme, aşık olmadan evlenme şeklinde yorumlanır. Ancak bir kişi görücü usulü evleniyorsa, eşinden bir elektrik veya sevgi kıvılcımı alabilmeli. Sonraki aşama ise, çiftlerin gerçekten birbirlerine uyumlu olup, olmadığının anlaşılmasına gelir. Görüldüğü gibi aşık olarak evlenme ve görücü usulü şeklinde evlenmede beğenmek önemli bir kriter olurken, ikinci aşama her zaman ruhların uyuşup, uyuşmadığının tespiti olara gerçekleşir.

İnsan kısa bir zaman içerisinde karşıdaki kişinin nasıl bir karaktere sahip olacağını tam olarak anlayamayacağından, evlilik gerçekleşmeden önce bazı kriterler göz önüne alınarak, bu işin kolaylaştırılması sağlanmış. Küfüv dediğimiz bir müessese kurularak, eşlerin birbirlerine uyumunun dinin, ilmen, maddiyaten olması gerektiği söylenmiş ve uygulanmasına dikkat edilmesi gerektiği ikazı yapılmıştır.

Eğer eşler, fikir ve hissiyat bakımından farklı dünyaların insanı olurlarsa, evliliğin ilerleyen zamanlarında bu durum çatışmalara sebep olur. Aynı şekilde erkeğin fakir olması ancak kızın çok zengin olması, maddi bakından denksizliği ifade ettiğinden evliliğe mani olan başka bir sebep. Erkeğin dini hassasiyetlerinin ileri düzeyde olması ancak kızın dini hissiyatlarının erkeğinki kadar gelişmemiş olması, uyumsuzluğun bir başka şekli. Gençler birbirlerine aşık olduklarından pek de farklı olan taraflarının ileride ne gibi çatışmalara sebep olacağını gerçekçi bir şekilde düşünmediklerinden evlilikten sonra yaşanan boşanmalar artmakta. Bu nedenle eş seçmede evvel, kendinizi tanımanızı, daha sonrada açıkça karşı tarafın size yakın bir kesimden olmasını istemelisiniz.

Sevgililer günü nedir?

Her senenin 14 Şubatında kutlanılan sevgililer günü, pek çok ülke tarafından da kutlanarak geçirilmekte. Bu zamanda işi ticaret olan kimseler, satışların artmasından dolayı memnun kalıyorlar. Ancak sevgililer gününe dair toplumuzun bilmediğini sandığım bazı gerçekler var. Bu zamanda popüler olan her şey, kolayca tüm kültürlere geçebiliyor. Bunda sevgililer günükültürlerin değişikliğe olan meylinin güçlenmiş olması, kendi örf ve adetlerinin etkilerinin zayıflamış olması önemli bir etken. Her nesil, popülarite ile büyüyünce, kendi kültürünü öğrenmeyince, 14 şubat gibi pek çok gün ve geceler, normalmiş gibi geçirilmeye kuşkusuz devam edecek.

Sevgililer günü olara kutlanılan bugünün kaynağı, roma Katolik kilisesine dayanmakta. Yani bir Hıristiyan adeti sayılmakta. Bugün dünya üzerinde birçok kimse hediyeleşme eylemi içerisinde, sevgilisini veyahut da eşini, sevindirmiş olabilir. İnsanları sevindirmek, arayı samimileştiren davranışlarda bulunmak, yadırganamaz. Ama bunu Katolik adetine dayanan bir günde yapmanın zararları, İslam adetleri kaygısı olan kişiler için bilinmesi gereken bir duruma işaret eder.

Kim bir kavme benzerse o, onlardandır hadis-i şerifi, sevgililer günü gibi kutlamalardan Müslümanların neden ayrı kalması gerektiğini açıklayan efendimizin sözüdür. Düşünüldüğü zaman her ne kadar millet olarak bu günü kutlayanların Katolik değerlerine isnat ettirdiği bir düşünce yoksa da, günün anlam ve öneminin batıdan içerimize giren bir adet olması, muhalif kalmayı gerektiriyor. Muhalif kalmayı reddeden kimselerin hadis-i şerif düşünüldüğü zaman kavimleri konusunda seçim yapmış olacakları anlaşılıyor. Ne yılbaşında ne de bu gibi günlerde Müslüman kişiler, kutlama ve eğlence yapma özgürlüğüne sahiptirler. Bu gibi günlerde  muhalif bir davranış sergilemeleri gerekiyor. Hediye vermenin sünnet olduğu bir dinde, zamanın sevgililer günü gibi batı kaynaklı bir adete rast getirilmesi, hediyeden kazanılacak bir sevabı değil, bir ceza gerekli kılıyor. Meramımızı anlatabildiysek ne ala.

Tumblr nedir?

Sosyal medya giderek popüler olmaya başladı. Dünya çapında milyonlarca üyesi olan sosyal ağlar, internetin imkanlarından en fazla yararlanan kuruluşlar. Çok az bir yatırımla, büyük paralar kazanan bu sosyal ağlar, giderek alternatifleri çok olan bir duruma geldi. 2007 sensinde ABD içerisinde kurulan Tumblr bunlardan sadece birisi. Tumblr sosyal ağı tumblranlatırken ondan bir blok sitesi olarak bahsedebiliriz. Yani blokçu olarak bilinen site veya Google’nin de hizmetleri arasında bulunan blok hizmetini sunan bir ağ. Bu ağı diğer blok sitelerinden ayrı tutan ve geliştiren neden ise, sosyal ağlarla olan bağlantısını kurması.

Tumblr David Karp tarafından kurulduktan sonra, Yahoo tarafından satın alındı. Yahoo bu sosyal ağı satın alırken 1.1 milyar dolar ödedi. Bunun sebebi rakibi olan Google firmasının kendi sosyal ağı olan Google Plus’ı hizmete açmasıydı. Zaman kaybetmemek için Yahoo, 2007 yılında kurulan ve iki hafta gibi kısa süre içerisinde 80 bin kadar üyeye sahip olan Tumblr sosyal ağının peşine düştü ve yukarıdaki rakamı ödeyerek satın aldı. Bugün kurucusu olan David Karp, ağın CEO vazifesini yapmakta.

Tumblr ağının gelir kaynağı önceleri blokları için özel tasarladığı temalardan sağlanıyordu. Daha sonra ise, üyelerinin kendi paylaşımlarını görünür kılmak için ödedikleri bir dolarlardan gelir elde etmeye başladı. Şimdi ise reklam ağına sahip olan Tumblr sisteminde, markalar reklam çalışmalarını yapabiliyorlar. İlk reklam çalışmasını yapan firma ise Adidas oldu.

ABD içerisinde 20 milyonu aşkın üyesi bulunan sosyal ağ, henüz markadalar için bilindik bir mecra olmasa da, kadın kullanıcıların ve genç yaştaki kişilerin olması, markalar için büyük önem kazanmasına sebep oldu. Türiye’de sadece 7 milyon kadar üyesi bulunan Tumblr, henüz gelişim aşamasında. Ancak kısa sürede, sosyal ağlar arasında görünür yerini alacağını söyleyebiliriz.

Kaplumbağalar Da Uçar…

Kaplumbağalar Da Uçar, İran ve Fransa’nın ortak yapımı olan ve Amerika-Irak savaşını konu alan bir film. Türkiye sınırında yaşam mücadelesi veren toplulukların oluşturduğu mülteci köylerindeki yaşamın en çarpıcı haliyle gözler önüne serildiği filmi izlerken duygu karmaşası yaşayabilirsiniz.

kaplumbağalar da uçar

Yirmi ya da otuz haneden oluşan bu köylerden birinde geçiyor film. Ve özellikle çocukların zorluklarla dolu hayat mücadelesinin anlatılmaya çalışılıyor. Sınırlarda mayın avına çıkan çocuklar topladıkları mayınları tanımadıkları insanlara satarak hayatlarını kazanmaya çalışıyorlar. Öte yandan köy halkının haberlere ulaşmak ve ülkelerinin durumu hakkında bilgi alabilmek için verdikleri mücadele de dikkat çekiyor. Küçük yaşlardaki çocuklardan yardım isteyerek yabancı dillerdeki haberleri anlamaya çalışmaları ve bu haberlere ulaşabilmek için anten ve alıcıları elde etmede harcadıkları efor ise bir başka boyutu.

Yaşadıkları ülkenin kaderinin başkalarının elinde olması ve buna müdahale edemiyor olmaları bu insanların en eksik yönü olarak görülüyor. Yaşadıkları hiçbir zorlukta şikâyetlerini duyuramayan ve bu zorluklarına çare bulunacağına olan inançlarını dahi kaybetmiş olan bu insanlar yaşadıkları hayat zor da olsa mutlu olmayı başarabilenlerden. Ta ki savaş kapılarını çalana kadar.

Filmin büyük kısmında savaş öncesindeki olaylar anlatılıyor. Çocukların gözünden aktarılan olaylarda masumiyet ve iyi niyet üst düzeyde işlenmiş. İzlediğiniz her karede savaş çocuklarının duygu dünyasına bir yolculuk yapmış oluyorsunuz. Film, tek bir masum çocuğun tek bir gözyaşı, tüm topraklardan ve tüm petrolden daha değerliydi demenize neden olabiliyor.

Ülkemizde Kore Kültürüne Olan İlgi

Son zamanlarda gençler arasında Uzakdoğu kültürüne olan merak oldukça artmış durumda. Yiyeceklerine, içeceklerine, dizilerine, filmlerine, giyimlerine…  Kısacası her şeyiyle Uzakdoğu kültürü gençliğin ilgi odağı olmuş durumda.

guney20kore20bayrakpn7

Özellikle Güney Kore kültürüyle insanlarımızın ilgisini çekmede ilk sıradaki ülke diyebilirim. Tarihteki olaylarında etkiyle bu iki ülke insanı birbirine karşı yüksek bir sempati besliyor. Bunun sonucu olarak da her iki kültürün yetiştirdiği bireylerin birbirlerine karşı herhangi bir önyargı ile yaklaşma gibi bir durum söz konusu değil. Bu da iletişimin kalitesini ve karşılıklı paylaşımların gücünü arttırıyor.

Son birkaç yıldır Kore dizileri ülkemiz gençlerince en çok tercih edilen yabancı diziler arasında. Küçük bir araştırma yaparsanız çevrenizde de birçok Kore dizisi takipçisi bulacaksınız. Uzakdoğu’nun bu parlayan yıldızı dizi sektöründe de dünyayı sarmayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Bahsedilen bu dizilerin neden bu kadar ilgi çektiğini uzun uzun araştırdım. Ancak çok da büyük bir gizem içermediğini fark ettim. Dizilerin sadelikle ve samimiyetle işlenen doğru seçilmiş konulardan oluştuğunu gördüm. Genellikle aşk konularının işlendiği dizilerde bizim dizilerimizden ne fark var diye bakmaya çalıştım. Ve gördüğüm en büyük fark ise ahlak seviyesinin bizim dizilerimizdekinden çok daha yüksek olduğuydu. Elbette onların dizilerinde de bizimkilerde olduğu gibi aile fertlerinin oturup birlikte izleyemeyeceği türden olanlar var. Ancak genel bir değerlendirme yapmak gerekirse aile yapısı, büyüklere saygı gibi ahlaki konularda bizim yapımcılarımızın ders alması gerektiğini söyleyebilirim.

Bunun dışında Kore mutfağı da ülkemizde oldukça ilgi gören konulardan biri haline geldi. Birçok semtte açılan Kore restoranları yüksek ilgi gören mekanlar ile yarışır oldu. Kore’den getirilen hediyelik eşyalar ve kıyafetler de yok satıyor. Bu ilgi nereye gidiyor bilinmez ancak müzik grupları ile de ülkemizde yer etmeye başladılar. Geçtiğimiz aylarda birkaç grubun hem konser hem de söyleşi için ülkemizi ziyaret etmesi de burada olan hayranlarının çokluğunun bir göstergesi.

Bütün bunlar gösteriyor ki, insanlar güzel olan ne var ise onu buluyor ve hak ettiği karşılığı almasını sağlıyor. Özellikle internetin bu denli aktif kullanıldığı günümüz dünyasında bu hiç de zor olmasa gerek…