Diyetten sonra alınan kilonun sebebi ne?

Şu aralar herkesin diyet ilgili aramalar yaptığını, bilgi edinmek istediğini görebiliriz. Önümüz yaz, forma girmek isteyen kişiler çok. Ama her nedense kişilerin şikayeti diyetten sonra neden hızlı kilo alıyorum? Sorunu üzerinde yoğunlaşıyor. Aslında bunun temel sebebi, diyetin belli bir dönemi kapsayan zayıflama aktivitesi olarak görülmesi, yaşamın bir arıcı haline getirilmemesi. Kişi, kilo vermek için diyet programları uygular hızlı kilo verir ama bıraktığında hemen hızlı kilo almaya başlar. Bunun biyolojik sebebi ise, vücudun sok-diyet-oldurebilir-1305639929yapısında meydana gelen değişmeler.

Vücut diyete başladığında artık eskisi gibi çalışmıyor. Kıtlık varmış gibi davranıyor ve metabolizmayı yavaşlatıyor. Kıtlık dönemlerinde neslin devamının sağlanmasında, vücudun kendini olaylara göre adapte edebilmesinin önemli bir etken olduğu saptanmış. Yani sizde ne kadar yemeyi azaltırsanız azaltın verebileceğiniz kilo çok fazla olmuyor. Çünkü vücutta depolamaya başlıyor. Bu diyet bozulduğunda ise, bolluk meydana geldiğinden daha depolanan kalorilerin üstüne kat çıkılıyor ve hızlı kilonun nedeni bu oluyor.

Peki ne yapılmalı?

Uzmanların önerdiği vücudun alarm durumuna düşmemesi için kalori miktarında azaltma yapmak değil, egzersiz yapmak önemli. Yani kişi her zamanki kalori miktarını vücuduna alacak veya daha az miktarda alacak ve bunun üzerine egzersiz yapacak. Bu durumda hem düzenli kilo verilebildiği gibi, diyet bırakıldığında hızlı bir kilo alma derdi de yaşanmayacak.

Yapmanız gereken hem egzersiz hem de sağlıklı beslenme. Egzersizi haftada 3-4 kez 20 dakika olacak şekilde yaparsanız, büyüme hormonu salgılanması ve kalorilerin böylece yakılması sağlanabiliyor. Ama bu egzersizin düzenli olması gerekir. Aerobik hareketlerini kapsayan bir egzersiz yapılması gerekir.  Büyüme hormonunun hızlı salgılanması için egzersizden sonra kesinlikle yağlı yemekler yememeniz lazım. Şekerli içecekler ve gıdadan da uzak durmanızda fayda var.

Yüz temizliğinde yapılan yanlışlar

Yüz güzelliğin aynasıdır demişler. Ancak yapılan yanlışlardan dolayı yüzünüzün daha kuru veya yağlı olmasına neden olabilirsiniz. Her yüze ayrı bir temizlik reçetesinin yazıldığını biliyor olmanız lazım. Şimdi aşağıda yüz temizliğinde yapılan yanlışları sıralayalım. Böylece nerede hata yaptığınızı anlayabilirsiniz.yuz-temizligi

  1. Cilt tipinize tamamen tezat bir temizleyici ürün kullanmanız halinde cildinizde bulunan faydalı yağların kaybolmasına sebep olabilirsiniz. Çok yumuşak veya tem tersi çok sert ürünler cilte irite meydana getirir. Bu da cildin sağlıksız olması anlamına geliyor.
  2. Cildi çok sık yıkadığınızda fazla yağlanmasına sebep olabilirsiniz. Günde uzmanlar en az iki kez yüzün yıkanması gerektiğinden bahsediyorlar. Makyaj yapmayan veya aşırı terlemeyen birisi için en fazla akşam yatmadan önce losyon yardımıyla yüzde bir temizlik yapılabilir.
  3. Sıcak suyla cildi yıkama alışkanlığından vazgeçin. Çünkü bu cildin yapısını bozabilir. Ciltte bulunan sebum adında madde, sıcak suyla temasa geçtiğinde daha fazla salgılanmaya başlar. Bu durumda cildin yağlanmasına sebep olur.
  4. Çok fazla peeling yapmak cilde yarar değil tam tersine zarar verir. Haftada 2 kere yapılması uzmanlar tarafından öneriliyor.
  5. Eğer cildinizi sabunla yıkıyorsanız, mutlaka iti duruladığınızdan emin olmalısınız. Çünkü sabunun içerisinde bulunan kimyasallar cildinizin gözeneklerine dolmaya başlar.
  6. Yüz için alınan ürünlerin içerisinde eğer renklendirici, koku verici, koruyucu gibi bir takım katkı maddeleri varsa, bunların cilde zarar verdiğini bilmiyorsunuz demektir. Bunlar yüzünüzü tahriş edebilirler. Ayrıca alerjik bir takım hastalıklara gebe olmanıza sebep olabilir.
  7. Havluyla yüzünüzü kurulayacağınız zaman sert bir hareket değil, tam tersine yavaş bir hareketle nemi almaya özen gösterin. Eğer sert bir şekilde yaparsanız, cildinizin esnekliğine zarar vermiş olursunuz. Bu nedenle havlunuzun da yumuşaklığına özen gösterin. Ne kadar yumuşak bir havlu kullanırsanız o kadar iyi.

 

Sürekli genç ve güzel kalmanın sırrı nedir?

Kaliteli bir hayatı kendimize mümkün kılmak adına yapmamız gereken en ufak bir iş var aslıda. Bunu yapabilirsek hem hanımlar sürekli diyet programı uygulayarak, kilo kontrolünde bulunmalarına gerek kalmayacak, hem de erkeklerin. Bu konuda uzman olan doktorlar tarafından verilen tesviyeler, hayat akışınızı değiştirmenize sebep olacak. Ancak uzun ömürlü yaşamak aynı zamanda kaliteli hayatı kendinize mümkün kılmak adına, yapılması gereken en iyi yol olacak.guzellik

Uzman diyetisyenler tarafından yapılan açıklama, akşam yemeğinin yenmemesine yönelik. Çünkü akşam yemeği yendiğinde vücudun daha fazla kaloriyle muhatap olduğu gerçeğini göz önüne almış olacağız. Bu da kiloların kontrolünü zorlaştırmakta. Sadece akşam yemeğinin bırakılması tavsiyesi, basit bir kilo kontrolüyle alakalı değil. Akşam saatlerinde salgılanan iki önemli hormonun, daha aktif bir şekilde vücutta gezinmelerinin sağlamak ve aynı zamanda, vücudun onarılmasını ve yeni hücrelerin doğmasını imkanlı kılmak.

Eğer akşam yemeğini es geçerseniz vücut, sindirim sisteminin çalışmasına harcadığı zaman ve enerjiyi direk olarak, vücudun onarılması için gerekli olan hormonların üretilmesi ve aynı zamanda vücutta gerekli olan onarım ve bakımların yapılması için harcamakta. İlk zamanlar akşam yemeğini bırakmak güç olacağından uzmanlar buna niyet eden kişiler için ilk günler, hafif yiyecekler tüketerek açlık hissini bastırmalarını ve kendilerini bu duruma alıştırmalarını öneriyor. Akşam yemeğinden vazgeçemeyen kişiler içinde akşam yemeği vaktini en fazla beş olarak belirlemeleri gerektiğinden söz ediliyor. Bu saatte alınan akşam yemeğinden sonra başka bir gıdanın tüketilmemesi gerektiğini öneriyorlar.

Özellikle fazlaca yapılan bir hata olarak karşımıza çıkan akşam yemeğinden sonra meyve tüketmek. Halbuki bu durum, meyvelerden salınan giliserin nedeniyle erkenden yaşlanmaya sebep oluyor. Akşam yemeği yenildiği zamandan hemen sonra meyve yenilmemesi en az iki veya üç saat beklenilmesi gerektiği uzmanlarca dilleniyor.

Kuru Saçların Bakımı

kuru sacSaç tipleri arasında en sorunlu olanı kuru saçlardır. Çok çabuk kırılır ve mat bir görüntüsü olduğu için kepeklenmeye müsait bir saç tipidir. Oldukça bakım istediği için, kuru saçları olanlar için çileye dönüştüğü olmuştur.

Kuru saçınız varsa evde hazırlayacağınız bakımlar sayesinde kuru saçlarınızın canlı görülmesini sağlayabilirsiniz.

İlk öncelik kuru saçları olanlar şampuanlarına dikkat etmelidir. Saçları sık sık yıkamamak gerekir. Çünkü saçları nemli tutan yağları çıkardığı için, alacağınız şampuanın pH değerinin 6.7 olmasına özen gösterilmelidir.

Kuru saç en narin saç olduğu için saçlara oldukça nazik davranılmalıdır. Saçlarınızı yıkarken, parmak uçları ile nazikçe ovarak yıkanmalıdır. Parmak uçlarınızla saç derinize yapacağınız masajlar, saç diplerindeki yağ bezlerini harekete geçirecektir.

Kuru ve yıpranmış olan saçlarınızı onarmak için, sıcak yağ tedavisi ile saçlarınızı canlandırabilirsiniz.

Saçlarınızı fırçalamak, saçların kırılmasına ve dökülmesine neden olur. Her zaman saçlarınızı yavaş bir şekilde fırçalamak saçların kırılmasını ve dökülmesini engelleyecektir. Saçlarınızı fırçalarken veya tararken, saçlarınıza serum sürmek veya saçlarınızı ıslatarak fırçalamalısınız. Delikli saç fırçası olukça iyi bir seçim olacaktır.

Kuru saçları olanlar, kesinlikle saç masası veya fön makinesi kullanmamalıdır. Yapay bir şekilde kurutulmamalıdır.

Sirke iyi bir nemlendirici olduğundan dolayı, saçlarınızı canlandıracaktır. Aynı zamanda parlak görünmesine neden olacaktır. Saçlarınızı duruladığınız suya bir yemek kaşığı sirke ekleyip saçlarınızı durulamanız, saçlarınızın canlı görüşmesine neden olacaktır. Sirke, kepek problemine de iyi geleceği için, saçlarınıza masaj yaparak uygulayabilirsiniz.

Fazla yıpranmış saçınızın parlak olmasını istiyorsanız, yumurta kullanmalısınız.

Ceviz ve fındık saça çok faydalıdır.

French manikürü

french-manikuruFransızlar medeniyetin beşiği olmayı her zaman sevmişler ve istemişlerdir. Bunu ne kadar başardıkları tabi ki görecelidir fakat bazı konularda gerçekten öncü olan bir millet oldukları kesin. Örneğin insan hakları arayışının öncüsü desek yanlış olmaz. Bu ufak örnekten daha ziyade anlatmak istediğimiz konu olan kozmetikte öncü hatta bir numara diyebiliriz. Bunun bir çok efsaneye konu olması da başka bir mesele tabi. “Fransızlar hiç yıkanmazlarmış, o yüzden pis vücut kokularını kapatabilmek için parfümü icat etmiş” gibi bir örnek verilebilir. Bu yazı French Manikürü ile alakalı bir yazı olacak. O yüzden bu konunun efsanesini de söyleyelim: “Fransızlar o kadar pislermiş ki, tırnaklarının içindeki pislikleri kapatabilmek için uçlarını beyaza boyamışlar.”

Artık bir şekilde bu manikür icat edilmiş. İlk French Manikürü ile günümüzde yaygın olarak kullanılan manikür arasında çok büyük farklar yok. Yöntem belli; tırnakların uçları beyaza, ucundan köküne kadar da çok açık pembe tonda veya şeffaf oje ile boyanır. French Makikür, 1920’li ve 1930’lu yıllarda inanılmaz büyük bir popülariteye sahipti ancak zamanla bambaşka oje renkleri ve yöntemleri ortaya çıkınca göz önünden kayboldu. Ta ki 1975’e kadar.

50’lerde Hollywood çok güçlü olmaya başlamıştı. Bu güç 60’larda ve 70’lerde inanılmaz büyük seviyelere ulaştı. Zamanın şartlarına göre uçuk bütçelerle, yine zamanının en büyük film yıldızlarının boy gösterdiği kült filmler çekiliyordu. Bununla birlikte 60’larda artık renkli filmlerin yapılmaya başlanmasıyla birlikte, kamera önündeki oyuncunun – özellikle kadın oyuncunun – görüntüsü çok önemli, hatta bazen oyunculuktan bile daha önemli oluyordu. İş o derece ciddiydi ki siyah-beyaz filmlerin yıldızları, yüzleri renklenince işsiz kaldılar. Oyuncular kadar yapımcıların da işleri zordu. Dekorlar, kıyafetler ve renkler çok önemli bir konu haline gelmiş, kadın oyuncular için farklı kostümler ve makyaj ürünleri mecburi hale gelmişti. Kombinlere uygun makyajlar önemli olmuştu ve gün içinde 5-10 farklı kıyafetle çekim yapıldığından bu dengeyi kurmak zor oluyordu.

Yapımcılar ve yönetmenler kafa kafaya verip bu sorunu çözmek için yollar aramaya başladılar ve Jeff Pink’i buldular. Kadın oyuncuların kıyafet çeşitliliğine uygun, düşük maliyetli bir tırnak boyası istediler. Jeff düşündü, araştırdı ve Occam’ın Usturası deyip en basit fikirle ortaya atladı: Her tarza en uygun tek tırnak, doğal tırnaktır! Bunu yapımcı ve yönetmenlere söylediğinde işsiz kalacağını da biliyordu. Fransızların önceden kullandığı yöntemi modernize etti. Uçlar beyaz oje ile boyandı ancak kalanı pembe yerine şeffaf ve parlak bir cilayla ile kaplandı. Herkesin sonuçtan memnun kaldığını söylemeye gerek yok.

Jeff Pink Paris’e gittiğinde, şehir her zamanki gibi modellerin, stilistlerin ve tasarımcıların en büyüklerini ve efsanelerini barındırıyordu. Yeni manikürü gördüklerinde herkes çok sofistike buldu. Jeff, Amerika’ya dönen uçakta, patentini aldığı yeni ürünü için isim düşünmeye başladı. Basit düşünen adam olduğundan isim konusunda da çok zorlanmadan, Paris’teki yeni arkadaşlarına ve yöntemin orijinine selam çakarak ismini French Manikürü koydu.

O zamandan günümüze gelene kadar French Manikürü, tırnak bakımı  ve manikür deyince kırmızı oje ile birlikte ilk akla gelen şey oldu. 9-18 çalışan iş kadınlarından, ilk buluşma heyecanı yaşayan kadınlara, gelinlik içinde yeni bir yuva kurma heyecanı yaşayan kadınların da kullanabildiği çok basit ve çok büyük bir buluş.

Maskara kullanmanın püf noktaları

İlk kez 19. yüzyılda Eugene Rimmel tarafından keşfedilerek kadınların güzellik dünyasına dahil edilen rimelin bir başka adı ise maskaradır. “Maskara” kelimesi ise İtalyanca kökenli (maschera) bir kelime olup, “maske” anlamındadır.maskara

Bugün bildiğimiz ve kullandığımız versiyondaki modern maskara ilk kez 1913 yılında üretilmiştir. “Mabel” adındaki kızkardeşinde, kömür ve vazelini karıştırarak ürettiği maskarayı deneyen T. L. Williams modern maskaranın mucidi olarak kozmetik tarihine adını yazdırmış olup, “Maybelline” markası ile de bu icadını ticari anlamda büyük bir başarıya dönüştürmüştür. Maskaranın bugünkü küp şeklindeki fırçalı formu 1957 yılında oluşturulmuştur. Bu formun mucidi ise Helena Rubinstein olmuştur.

Maskaranın rahat uygulanabilmesi için nemi yerinde olmalıdır. Kolay kuruma eğiliminde olan maskaraların ağızları kullanıldıktan sonra iyi kapatılmalıdır. Belirli oranda kuruması engellenememiş maskalarınızı kullanmakta ise ısrar etmeyip, derhal atmanız gerekir. Aksi halde, bu haldeki maskaralar kirpiklerinizde topaklanmaya sebebiyet verir ki bu görüntü bir şık bayanın asla vermemesi gereken görüntülerden biridir.

Maskaranızı göz farı, vb. başka bir göz makyajı malzemesi kullanıyor iseniz en son uygulamanız en doğrusudur. Maskara gözünüze yaptığınız tüm makyajın altını çizen bir son vuruş olacaktır.

Maskara genelde sadece üst kirpiklere, kökten uçlara doğru ve alttan uygulanmalıdır. Alt kirpiklere de maskara sürmek gece makyajlarında tercih edilebilir bir yöntem olmakla beraber, vereceği doğal olmayan görüntüden ötürü bize göre ne gündüz, ne gece tercih edilmesi uygun olacaktır.

Hava sıcaklığının fazla ve terleme olasılığının yüksek olduğu günlerde uygulanacak ise, yüzme gibi su ile teması artıracak bir aktivite esnasında da kullanılmak isteniyorsa, cenaze gibi ağlama olasılığının yüksek olduğu bir ortama katılmak söz konusu ise maskaranın suya dayanıklı (waterproof) özellikli olanları tercih edilmelidir. Aksi halde, kirpik dışında göz çevresine bulaşacak maskara, oldukça kötü bir görünüm sergileyecektir.

Yaşa göre ideal kilo hesaplama

ideal kilo hesaplamaVücut kitle indeksi olarak ifade edilen ve insanların boy ile ağırlığının birbirine oranlanması ile elde edilen değer, her bireyin ideal kilosunu hesaplaması için kullanılır. İdeal kilo aslında kişinin bedeniyle herhangi bir sorunu kalmadığı ve iç organların da sağlıklı bir şekilde çalışabildiği kilo olmakla birlikte, bu kilo kişiden kişiye göre farklılık gösterir. Vücut kitle endeksi; ağırlık cinsinden kilo değerinin, boyun metre cinsinden değerinin karesine bölünmesiyle bulunur. Bu şekilde kişinin vücut kitle endeksini bulması halinde bulduğu değer 20 ile 25 arasında ise kişi zaten ideal kilosunda demektir. 20 ile 25 arasındaki vücut kitle indeksleri genel olarak diyetisyenler tarafından “normal” olarak kabul edilir. Bazı diyetisyenler ise 18-20 arasındaki vücut kitle endekslerini “kabul edilebilir” seviye olarak kabul etmesine karşın, kadın erkek fark etmeden bu kiloların normalin altında olduğu ve hatta zayıf denebileceğini söyleyen diyetisyenler de bulunmaktadır.

Kişinin ideal kilosunu hesaplamak için boyunun metre cinsinden karesini alarak, birkaç deneme yapması ve 20-25 arasındaki değerlere ulaşmaya çalışması dahi yeterli olacaktır. Bu bağlamda 22,5 değerinin ideal kilo olduğu var sayılırsa, kişinin hesap makinesi ile birkaç kilo değeri denemesinin ardından 22,5 değerini bulması ve bu şekilde de ideal kilosunu öğrenmesi mümkündür. İdeal kilo kişiden kişiye ve yaşa göre değişebileceği gibi, kişinin sahip olduğu bir takım rahatsızlıklar da bu kilo değerini etkileyebilir. Genel olarak insanların metabolizmalarının 30 yaşından sonra “yaklaşık olarak” her 10 yılda %10 oranın yavaşladığı ifade edilmektedir. Bu yavaşlama oranı da kişiden kişiye değişse de, her insanın yaşlandıkça metabolizmasının da bir miktar yavaşladığı söylenebilir.

İnsanların yaşlandıkça ideal kilo değerleri çok fazla değişmese dahi bu değere ulaşmak için sağlıksız beslenmemesi gerekir. Yaş ilerledikçe bir miktar kilo artışları sağlık sorunlarına neden olmadığı ve kişinin yaşam kalitesinde önemli bir değişiklik olmaması halinde hekimler tarafından normal kabul edilebilir. Ancak en doğrusunun diyetisyenden de önce bir “hekime” danışmak olduğu da unutulmaması gerekenlerin başında yer alır. İdeal kilosuna ulaşmak için ağır diyet ve egzersiz programlarına girmek kişi için ciddi sorunlara neden olabilir. Ayrıca ideal kiloya ulaşmak için kesinlikle sağlıklı ve “uzun vadeli” bir program uygulanması gerekir. Kişinin ideal kiloya ulaşması yaşam alışkanlıklarını değiştirmesi ve “sağlıklı yaşamayı” bir alışkanlık haline getirerek bir ömür boyunca da bu alışkanlığı koruması ile mümkün olmaktadır.

Yüzde damar çatlaması ve tedavisi

yüzde kılcal damarYüzde belirginleşen kılcal damarlar birçok farklı yaştan insanın sorunu olabilmekte ve estetik açıdan olumsuz bir görünüm oluşturan bu problemin arkasında da farklı sebepler yer alabilmektedir. Yüz bölümündeki derinin hemen altında yer alan ve özellikle de cilt yüzeyine yakın bölümdeki kılcal damarların genişlemesi sonucunda daha belirgin hale gelmesi, genellikle yanak ve burun çevresinde görülen bir problemdir. Kılcal damarların kalınlaşarak dışardan görülür hale gelmesi ayrıca çene bölgesinde de görülebilmektedir. Özellikle hassas bir cilt yapısına sahip olanlarda ve cildi çok ince olan kişilerde görülen bu sorun halk arasında damar çatlaması olarak isimlendirilse de, aslında bu duruma neden olan damarın genişlemesidir. Yüz bölgesinde oluşan bu kılcal damar genişlemesine özellikle Rozase denen bir rahatsızlık sebep olmaktadır.

Rozase hastalığı dışında yüzde damar çatlaması olarak tabir edilen kılcal damarların genişleyerek dışardan görülür hale gelmesine uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmak da sebebiyet verebilmektedir. Kortizon içeren kremleri “uzun süre boyunca” düzenli bir şekilde kullanan kişilerde de bu sorunun görülebilme ihtimali artmaktadır. Bunlar dışında radyasyon olarak tabir edilen ışınımlara maruz kalınması ile bir takım genetik rahatsızlıkların da yanak, burun ve çene bölgesindeki kılcal damarların belirgin hale gelmesini sağladığı bilinmektedir. Bazı estetik amaçlı olsun olmasın burun ameliyatlarının ardından da burun çevresindeki damarların belirgin hale gelmesi söz konusu olabilmektedir. Görüldüğü üzere oldukça farklı sebeplerden ötürü gelişebilen bu sorunun tedavisi ise sorunun kaynağı olan kılcal damar genişlemesi etkisini ortadan kaldırmaktır.

Yüzde damar çatlaması tedavisi olarak ifade edilen uygulamaların tamamının uzman bir hekime danışarak ve bu alanda uzmanlaşmış bir doktor tarafından yapılması gerekir. Çene, yanak ve burun bölgesindeki kılcal damarların genişlemesi tedavi edilmemesi halinde kendi kendi düzelmez. Kılcal damarların belirgin hale gelmesi neticesinde yapılan tedaviler genellikle estetik amaçlıdır. Yüzün daha kırmızı görünmesine ve sorunlu bölgede kırmızı lekeler oluşmasına neden olan bu sorunun tedavisinde lazer uygulamalarından yardım alınır. Lazer ışınlarıyla kılcal damar genişlemesi olan bölgeye yapılan müdahaleler soruna ve kişinin cilt yapısına göre birkaç seans da tekrarlanabilir.

Yüzdeki kılcal damarların genişlemesi neticesinde ortaya çıkan kötü görünümün giderilmesi için lazer ışınlarına başvurulduğu gibi Kryoterapi yani buz tedavi uygulamaları da tercih edilebilir. Ayrıca elektrokoter gibi uygulamalarla da kılcal damarların neden olduğu görünümün üstesinden gelinmeye çalışılsa da, iz kalmaması için en güvenilir yol olarak lazer ışınlarıyla yapılan uygulamalar tavsiye edilir.

Hızlı bronzlaşma yöntemleri

bronzlaşma yöntemleriKalıtsal olarak deri kanseri riski taşıyan ya da taşımayan fark etmeden bronzlaşmak her insan için aslında yarardan çok zarara neden olabilme potansiyeline sahip olan, biraz tehlikeli bir güzelleşme uğraşıdır. Şüphesiz en baştan söylenmesinden yarar var ki, güneş ışınları ile doğal yollardan yahut solaryum cihazları ile bronzlaşan her insanın illa da çeşitli sağlık sorunları yaşayacağını söylemek mümkün değildir. Cilt yüzeyinde bir takım değişimler meydana gelmesine neden olan bronzlaşma sonucunda daha koyu bir cilt tonuna sahip olmak modern dünyada bir güzellik kriteri olarak algılansa da, özellikle bilinçsiz bir şekilde bronzlaşmaya çalışmak çok tehlikeli sonuçların gündeme gelmesine neden olabilir. Bronzlaşmanın herkes için zararlı olmasından öte ciddi sağlık sorunlarına “neden olabilme potansiyeline” sahip olduğunun anlaşılması ve özellikle genetik olarak cilt kanseri riski taşıyan kişilerin kulaktan dolma bilgilerle hızlı bronzlaşma yöntemleri uygulaması, bu potansiyelin açığa çıkmasına neden olabilir.

Zaten cilde zarar vererek başta cilt kanseri olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına neden olma ihtimali bulunan bir eylemin bir de daha da zararlı hale getirmeye çalışmak, kuşkusuz pek de akıl karı değildir. Kola ya da şekerli karışımlar sürerek daha hızlı bir şekilde bronzlaşma sağlamak isteyen herkesin ciddi bir tehlike aldığını bilmesi gerekir. Bu riske girmeye değer olduğunu düşünen ve modern toplumda bir güzellik algısı haline gelen bronzlaşmayı sağlığına tercih edenler, kozmetik sektöründeki hemen her markanın satışa sunduğu bronzlaşma kremlerini kullanabilir. Bu tür yapay bronzlaşma imkanı sunan krem ve sprey ürünleri kullanmak, kulaktan dolma bilgiler ile yaz aylarında güneşin tam tepede olduğu zamanlarda cilde çeşitli maddeler sürerek güneşlenmekten daha iyidir.

Güneş ışınlarının yaz aylarında yeterince zararlı olması yetmiyormuş gibi bir de bu zararın katlanarak artmasına sebep olacak yanlış uygulamalar yerine kozmetik sektörünün sunduğu yapay bronzlaşma imkanı sunan ürünleri kullanmak daha sağlıklı bir tercih olabilir. Uzmanların tavsiye ettiği şekilde güneşin tam tepede olmadığı saatlerde çok kısa periyotlar ile güneşlenmek dahi yeterince bronzlaşmak için yeterli olacaktır…

Kalıcı saç düzleştirme

saç düzleştirmeSabahları yeni güne karman çorman bir hale gelmiş saçlarla uyanmak, kıvırcık saç tipine sahip olan herkesin yaşadığı ve her sabah saçlarını düzeltmek için de yoğun çaba harcamasına sebep olan bir sorundur. Genetik sebeplerden ötürü saçların doğal formu kıvırcık olduğundan dışardan yapılan tüm uygulamalar “saçların belirli bir aşamaya kadar” düzleşmesini sağlar ve bu şekilde yapılan uygulamaların da belirli bir kullanım ömrü olur. Şampuan ve saç kremi seçimi ise kıvırcık saçların yeni güne hangi formda merhaba diyeceği üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Seramik gibi saç tellerinde kalıntı bırakmayan ve saça da zarar vermeyen malzemelerden üretilen maşaların özel olarak geliştirilen solüsyonlarla birlikte kullanılması ile kıvırcık saçların “nispeten” uzun süreli olarak düzleştirilmesi mümkündür. Bu tür uzun vadeli kıvırcık saç düzleştirme işlemleri için birçok farklı isim kullanılsa da genel olarak bu uygulamalara “defrize” denmektedir. Kişinin saç yapısı, saçının mevcut yapısı, daha önce saça defrize işlemi uygulanıp uygulanması ve uygulanmış ise ne kadar süre önce yapıldığı gibi pek çok farklı unsur saç düzleştirme işlemleriyle elde edilecek sonucu etkiler.

Defrize işlemleriyle saçın kalıcı olarak zarar görmesi gibi bir durum söz konusu olduğu için uygulamanın kim tarafından ve ne tür kimyasallar ile maşalar kullanılarak yapılacağına özellikle dikkat edilmesi gerekir. Defrize olarak isimlendirilen uzun süreli saç düzleştirme işlemlerinde ilk adım; saçın uygun şampuan kullanılarak yıkanması ve sonrasında da özel bakım ürünleri kullanılarak düzleştirme işlemine hazır hale gelmesidir. Saçın düzleştirme işlemine hazır hale getirilmesi demek, işlemden saç tellerinin zarar görmemesi için özel solüsyonlar kullanılarak saç telleri etrafında koruyucu bir tabaka oluşturulması demektir. Losyon olarak tabir edilen bu özel karışımlar sayesinde seramik maşadan geçen ve kimyasallara maruz kalan saç tellerinde herhangi bir deformasyon olması önlenmelidir. Bu koruyucu losyonun saça uygulanmasının ardındansa kişinin saç tipine bağlı olarak yaklaşık olarak 5-20 dakika arası beklenmesi ve koruyucu maddenin saça tam nüfuz etmesi sağlanmalıdır. Uygulama öncesi yapılan bu işlem uygulama sonrasında saçın zarar görmemesi açısından son derece önemlidir ve kesinlikle “ne yaptığını bilen” kişiler tarafından gerçekleştirilmelidir.

Bu işlemin sonrasında saça, kıvırcık saçların düz bir form kazanması için düzleştirici olarak adlandırılan özel bir karışım uygulanmaktadır. Bu düzleştiricinin de saç tellerine tam manası ile etki ederek tam düzleşme sağlanması için beklenmesi gereken süre kişinin saç tipine göre değişmekte ve ortalama olarak yine 5 ila 20 dakika arası beklenmektedir. Bu aşamanın da tamamlanmasının ardından saçın titiz bir şekilde yıkanması ve kalan tüm losyon bileşenlerinden temizlenmesi sağlanmaktadır. Saçın yıkanmasının ardından saç telleri düz bir şekilde kurutulur ve ardından düzleştirici “seramik” maşalar ile saç düzleştirilmektedir. Son aşamada ise saça özel bakım ürünleri uygulanmakta, bu şekilde saçlarda uzun vadeli düzleşme sağlanmaktadır.

Çillerden kurtulma yöntemleri

Sarışın ve bilhassa kızıl saçlı kişilerin ortak sorunu olan çiller, yazın gelmesi ile birlikte daha da artan cilt sorunlarıdır. Aslında çil olarak nitelendirilen cilt lekeleri, kişinin cildinin güneşin zararlı ışınlarından korunmak için verdiği “doğal” bir tepkidir. “Melanin” ismi verilen renk pigmentinin deri yüzeyinde normalden fazla birikmesi, çil olarak isimlendirilen ton farkına neden olur. Güneş ışınları içinde yer alan morötesi (ultraviyole) ışınların cilt üzerindeki zararlı etkileri, metabolizmanın da cildi koruma amaçlı çil oluşturacak şekilde tepki vermesine neden olmaktadır. Doğal bir tepki olan çillerin sayısı ve büyüklüğü sarışın ya da kızıl olmakla ilgili değildir. Kızıl ya da sarışın fark etmeden çil sorunu yaşayanların tamamı, kış aylarında çillerinde fark edilir derece bir azalma olduğunu görmektedir. Bunun nedeni, kış mevsiminde güneş ışınlarının yeryüzüne daha az gelmesi ve cildin daha az morötesi ışınıma maruz kalmasıdır.

  • Tedavi ve korunma

Çillerden kurtulmak için geliştirilen en etkili yöntem lazerdir. Cilt yüzeyindeki sivilce izlerinden de kurtulmak için tercih edilen lazer tekniği ile birkaç seans tedavi görerek çillerden kurtulmak mümkündür. Kesin bir tedavi olarak düşünülmemesi gereken lazer tekniği, çillerden “uzun vadeli” kurulma imkanı sunmamaktadır. Zira kızıl ya da sarışın fark etmeden çil sorunu yaşayan herkesin bilmesi gereken, vücutlarının bir ömür boyunca güneş ışınlarına bu tepkiyi vereceği yani hayatları boyunca çillerinin olacağıdır. Lazer tekniği dışında Kriyoterapi uygulamaları yani dondurarak çillerden kurtulmak mümkündür. Ancak kullanılan yöntem ne olursa olsun, çil görünümünden tamamen kurtulmak için birkaç seans üst üste uygulama yapılması gerekmektedir.

Lazer tekniği ile çillerden kurtulmak için yapılan seanslarda, kullanılan yönteme bağlı olarak çillerde ilk aşamada bir renk koyulaşması görülmektedir. Sonraki süreçte çillerin olduğu deri yüzeyi pullanmakta ve kabuk tutmakta, birkaç hafta içinde de bu kabuğun kuruması ile alttan taze deri çıkmaktadır. İlk günlerde açık pembe renk olan yeni deri, kısa süre içinde normal rengini alacak ve böylece çillerin neden olduğu görüntü ortadan kalacaktır. Bu tür uygulamaların dışında çillerin neden olduğu görüntüden doğal yöntemler kullanarak da “nispeten” dahi olsa kurtulmak mümkündür. Çillerin renginin açılması için meyve asitlerinden yararlanılmaktadır. “Kimyasal Peeling” uygulamalarına benzer şekilde kullanılmakta ve cildin gençleştirici etkisinin tetiklenmesi sağlanarak çil görünümünün üstesinden gelinmeye çalışılmaktadır. Çil tedavisi olarak nitelendirilen kulaktan dolma bilgilerin cilt yüzeyinde ciddi ve “kalıcı” etkilere neden olabileceği unutulmamalı, bu nedenle de çözüm için muhakkak uzman bir hekime başvurulmalıdır.

Kantaron yağının faydaları ve kullanımı

Binlerce yıl öncesinde Anadolu medeniyetlerinde dahi kullanılan ve dünya üzerinde en çok bulunan bitkiler arasında yer alan kantaron, ruhsal sorunların tedavisinde kullanılmıştır. Günümüzde sarı kantaron, ülkemizde en çok kullanılan ve cilde olan yararlarıyla bilinen türüdür. Kantaron yağı Yunan medeniyeti döneminde dahi cilt üzerindeki yenileyici etkileri bilinen ve bu nedenle de özellikle yanık tedavilerinde kullanılan bir doğal üründü. Ciltteki yaraların daha hızlı iyileşmesini sağlayan kantaron yağının etkileri günümüzde de bilim insanları tarafından araştırılmakta ve insanoğluna birçok açıdan fayda sağlayan bu doğal bitki yağı hala çok çeşitli alanlarda kullanılmaktadır.

Antidepresan etkiye sahip olan kantaron bitkisinin yağı da hafif ve orta derecedeki depresyon sorunlarının tedavisinde destek ürün olarak kullanılmaktadır. Bunun dışında melatonin salgısında artışa neden olan kantaron yağı, gece uyku sorunu yaşayanlar tarafından da kullanılmaktadır. Bunun dışında kantaron yağının konsantrasyonu güçlendirdiğine dair iddialar da ortaya atılmış ancak bu iddiaları destekleyecek tutarlı bilimsel bulgular olmadığı için görüşler iddia olarak kalmıştır. Yunan medeniyeti döneminde cilt hastalıklarının tedavisinde kullanılan kantaron yağının bu etkiye sahip olduğu günümüzde yapılan araştırmalarla da kanıtlanmıştır.

Ülser gibi ciddi mide rahatsızlıklarının tedavisinde destek ürün olarak kullanıldığında olumlu etkiler meydana getirdiğine dair çalışmalar da bulunmaktadır. Bilimsel olarak “antibakteriyel” etkiye sahip olduğu ve bu sebeple de açık yaraların iltihap kapmasının önlenmesi için kullanımının yarar sağladığı, araştırmalardan elde edilen son derece net bulgularla ortaya konmuştur. Kantaron yağı ayrıca antiviral yani virüsler üzerinde de etkili olduğu görülmüştür. Son yıllarda AIDS hastalığına neden olan virüsler üzerindeki etkileri büyük bir araştırma konusu olmuş ancak şuana dek kesin bir tedaviye dair herhangi bir sonuç elde edilememiştir. Bunların haricinde kantaron yağının faydaları bilim adamlarının hala kapsamlı bir şekilde araştırdığı konuların başında yer almaktadır.

Kantaron yağının birçok yararı olsa da, yanlış kullanımında bir takım yan etkilere neden olması da söz konusudur. Hamileler üzerindeki etkileri hala araştırılan ve sebeple de gebe kadınların bitkiyi ve yağını kullanması tavsiye edilmemektedir. Ayrıca tansiyon problemi yaşayanların da hekim onayı olmadan kantaron bitkisinden elde edilen ürünleri doğal dahi olsa kullanmaması gerekir. Sindirim bozukluklarına ve alerjik reaksiyonlara da neden olabilme imkanı bulunduğundan, hekim tavsiyesi olmadan bilinçsiz bir biçimde hastalıkları tedavi etmek için kullanılmaması gerekir.

Jojoba yağının cilde faydaları

Kozmetik ürünlerinin içinde uzun yıllar boyunca “balina yağı” kullanılmış ve sonrasında bu memelilerin neslinin tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kalması üzerine sektör “jojoba” isimli mucize bitkiye yönelmiştir. 1822 yılında ABD’li botanikçi Link tarafından keşfedilen jojoba, kısa süre içinde yararları anlaşılmış ve kozmetik sektöründe en çok kullanılan ürünlerdne biri haline gelmiştir. Bitki çok fazla tohum üretmekte ve bu tohumların da yağ oranı oldukça yüksektir. Yoğun yağ oranına sahip olan jojoba tohumlar soğuk sıkma (cold press) yöntemiyle işlenir ve ortaya cilt için çok faydalı olan jojoba yağı çıkar. “Tüm cilt tiplerinde” kullanılabilen ve bilindiği kadarıyla hiçbir cilt tipinde alerjik reaksiyonlara neden olmayan jojoba yağı, günlük bakım için herkes tarafından kullanılabilir.

Cilt yüzeyindeki yaraların çabuk iyileşmesine yardımcı olan jojoba yağı, balmumu kıvamında bir yapıya sahiptir. Ancak oda sıcaklığında hızlı bir şekilde sıvı hale geçer ve cilde uygulanmaya hazır hale gelir. Bilhassa hassas cilt tipine sahip olanlar için ideal bir doğal bakım ürünü olan jojoba yağı, ciltte hiçbir alerjik reaksiyon yaratmadığı için bu cilt tipine sahip olanlar tarafından rahatlıkla kullanılabilir. İnsan vücudunun ürettiği ve cildin temel yapı taşlarından olan “Sebum yağı” ile birçok benzer yönü bulunan jojoba yağı, cilt tarafından çok kolay bir şekilde emilmektedir. Bu doğal bitki yağı üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar, jojoba yağının insan derisi tarafından en hızlı emilen yağlardan biri olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Saçlı derinin de beslenmesini sağlayan jojoba yağı, ince telli saçlara sahip olanların ve saç kırılmalarından şikayet edenlerin rahatlıkla kullanabileceği bir doğal bakım ürünüdür. Cildin yumuşak ve pürüzsüz bir hale almasına yardımcı olan bu doğal yağ, etkili bir nemlenme imkanı sunmaktadır. Saçın parlaklığının da artmasını sağlayan jojoba yağı, tıpkı cildin diğer bölümlerinde olduğu gibi saçlı deri tarafından da çok kolay bir şekilde emilir. Ciltteki hücrelerin yenilenmesine de yardımcı olan jojoba yağı, yeni hücrelerin gelişmesini hızlandırarak cildin doğal hücre yenileme periyoduna destek vermektedir. Jojoba yağı ile cildin tüm nem ihtiyacının karşılanması mümkün olsa da, satın alınan yağın tamamen organik içerikli olduğundan emin olunması gerekir.

Jojoba yağının tedavi amaçlı kullanılmaması gerektiği ve hastalıkların tedavisi için uzman bir doktora başvurulmasının en doğru hareket olacağı da unutulmamalıdır. Doktor tavsiyesi üzerinde “destek” amaçlı kullanımı, arzu edilen sonuçların alınmasını daha da kolay hale getirecektir.

Isırgan tohumu yağı ve faydaları

Faydaları yüzyıllar öncesinde dahi bilinen ısırganın insan bedenine birçok farklı açıdan faydaları bulunmaktadır. Emergenz denen bir tüy yapısına sahip olan ısırgana dokunulması halinde bu tüylerin baş kısmı kırılır ve iç kısımdaki “Histamin ile Formik asit” dışarı çıkarak cilt yüzeyinde şiddetli kaşıntıya sebebiyet verir. Türkçede bu bitkiye “ısırgan” denmesinin nedeni de, bitkinin tüylerinden çıkan bu maddelerin cilt yüzeyinde oluşturduğu şiddetli alerjik etkidir. Histamin, Asetilkolin, organik asitler, Potasyum tuzları ve birçok mineral içeren ısırgan tohumu yağı, saç dökülmesinden kanın temizlenmesine insanoğluna adeta fayda sağlamak için yaratılmış ısırgan tohumlarının preslenmesi ile elde edilmektedir.

Cilt üzerinde birçok farklı etkisi bulunan ısırgan tohumu yağının saçlı deri üzerindeki etkileri giderek daha da fazla insan tarafından bilinmektedir. Saçlı derinin beslenmesini ve kök hücrelerin daha sağlıklı bir şekilde çalışmasına destek veren ısırgan tohumu yağı, saç tellerinin güçlenmesine yardımcı olur. Saç dökülmesi sorununun geciktirilmesi için de kullanılan ısırgan tohumu yağının hücre yenileyici etkisi bilinmektedir. Ancak yine de saç dökülmesi büyük oranda genetik bir durumdan kaynaklandığından sadece ısırgan tohumu yağı kullanarak saçların dökülmesinin tamamen durdurulabileceği de söylenmemelidir. Yine de doktor tavsiyesi üzerine verilen tedaviye destek vermek için kullanıldığında son derece olumlu sonuçlar alınmasını sağlayabilir.

Cilt bakımı için sabit yağlarla karıştırılarak kullanılabilen ısırgan tohumu yağı, ciltteki hücrelerin kendini yenilemesine yardımcı olmaktadır. Cildin rutin hücre yenileme sürecinin daha sağlıklı bir biçimde gerçekleştirilmesini sağlayan bu doğal yağ, bu özelliği ile egzama hastaları tarafından da kullanılmaktadır. Egzama hastalarının ciltlerinde zaman zaman ataklar şeklinde tekrar eden kaşıntıların azalmasına destek verir ve ciltte kaşıntıya başlı olarak açılan yaraların daha hızlı iyileşmesini sağlar. Bağışıklık sisteminin güçlenmesine de destek olan bu doğal bitki yağının faydalarından bir diğeri de romatizmal ağrıların hafiflemesine yardımcı olmasıdır. Miyom küçültücü özelliği ile kanın temizlenmesine yardımcı olması da en az bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine destek olması kadar önemli bir diğer özelliğidir.

Mucize olarak nitelendirilen ısırgan bitkisinin kendisi kadar tohumunun preslenmesi ile elde edilen yağı da insanlar için şifa dağıtmaktadır. Ancak yine de ısırgan tohumu yağının tedavi amaçlı değil, destek ürün olarak hekim tarafından verilen tedaviyle birlikte ve yine hekim onayı alınarak kullanılması gerekir. Her insanın bünyesi farklı olduğundan beklenen fayda da farklı düzeylerde görülebilir.

Hindistan cevizi yağının faydaları

Yaklaşık olarak 100 yıl kadar yaşayan ve bunun 60 yılını da meyve vererek geçiren Hindistan cevizi ağacı, tropikal iklimlere has bir palmiye türüdür. Bu palmiye türünün meyvesi olan Hindistan cevizi, tıp ve kozmetik alanında oldukça uzun bir süredir kullanılmaktadır. Çok yüksek oranda ancak sindirilebilir yağ içeren Hindistan cevizi protein içerikli yağıyla, vücuda birçok fayda sağlamaktadır. Hindistan cevizi yağı fiziksel görüntü olarak ilk bakışta akla gelmese de aslında kimyasal içerik bakımından en çok tereyağına benzer. “Tüm amino asitleri içeren” çok yüksek oranlı bir protein içeriğine sahip olan Hindistan cevizi yağının besleyici etkisi oldukça fazladır. Ayrıca mineral yoğunluğunun yüksek olması sebebiyle de çok çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır.

Sindirim sistemi rahatsızlıklarında kullanılan Hindistan cevizi yağı; mide ülserinden ishalde, gaz şikayetlerinden kusma problemlerine, hazımsızlıktan kolite pek çok alanda kullanılmaktadır. Kusmanın durdurulamadığı zamanlarda birçok toplumda Hindistan cevizi yağına başvurulmaktadır. Sindirim problemleri sebebiyle hazımsızlık çekenlerin şişkinlik ve mide yanması sorunlarına da iyi gelen Hindistan cevizi yağı, mide asidi sebebiyle kaynaklanan ülser şikayetlerinde de kullanılmaktadır.

Haricen uygulamalarda da tercih edilen Hindistan cevizi yağı adale ağrılarının azalmasına yardımcı olmaktadır. Romatizmal ağrıların hafiflemesi için de birçok insan tarafından kullanılan bu doğal yağ, antiseptik özelliğe sahip olduğu için cilt sorunları için de tercih edilmektedir. Açık yaraların çabuk iyileşmesini sağladığı için kaşınma sebebiyle oluşan cilt yaralarının daha da hızlı iyileşmesi için kullanıldığı gibi, ayrıca kuru ciltlerin nemlendirilmesi için de oldukça uygun bir içeriğe sahiptir. Kaşıntıyı önlemesi bazı egzama hastaları tarafından kullanımına neden olsa da, her hastada aynı etkiyi yaratmadığı da unutulmamalıdır. Ayrıca bu özelliği ile ayak mantarları sebebiyle oluşan kaşıntı hissinin azalması için de haricen kullanımı söz konusudur.

Cildin derinlemesine ve etkili bir biçimde beslenmesini sağladığı için saçlı deriye de haricen uygulanmaktadır. Parmak uçlarıyla masaj yaparak uygulanan Hindistan cevizi yağı saç tellerinin güçlenmesine yardımcı olmaktadır. Masaj yaparak uygulandığında kan dolaşımının hızlanmasına destek olan bu doğal yağ, birçok kişi tarafından kadınların ortak sorunu olan selülitin tedavisinde de kullanılmaktadır. Selülit görünümüne sebebiyet veren yağların parçalanmasını ve hızlanan kan dolaşımı ile daha kolay yakılmasını sağladığı için tercih edilen Hindistan cevizi yağı diğer birçok sabit yağ ile karıştırılarak masaj uygulamalarında ve ayrıca aromaterapi seanslarında da kullanılmaktadır. Ancak yine de bu yağı tek başına tedavi amaçlı kullanmamak ve sorunlar için doktora başvurmak gerektiği unutulmamalıdır.