Günümüzün modern yaşamının bir gerekliliği olan para, binlerce yıl öncesinden beri kullanılmakta ve insan hayatının devamlılığını sağlamak için sürekli el değiştiren bir araç olarak varlığını sürdürmektedir. Bakır, kalay, gümüş ve altın gibi materyallerden üretilen farklı sikke çeşitleri döneminde parasını oluşturmuş ve M.Ö. 3. yüzyılda dahi yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Ticari alışverişlerde kullanılan para, aynı zamanda ideal bir birikim aracı olarak da insanlar tarafından yaygın bir şekilde biriktirilmiştir.
İstanbul’un Konstantinopolis olduğu dönemde Bizans İmparatoru Jüstinyen tarafından M.S. 532 yılında yapılması emredilen Ayasofya Kilisesi, 5 yıl içerisinde tamamlanarak 537 yılında kullanıma açılmıştır. Bilinen insanlık tarihinin mimari gelişimi açısından kubbe yapısı nedeniyle büyük önem taşıyan Ayasofya Kilisesi, Bazilika stili ile merkezi yapı planı uygulamalarının bir birleşimi sonucu oluşturulmuş oldukça geniş bir kubbeye sahiptir. Mimarlık tarihinde tüm otoriteler tarafından bir dönüm noktası olarak tanımlanan Ayasofya Kilisesi, aslında tarihsel süreç içerisinde yapılan 3. Ayasofya Kilisesi’dir ve gerek isyanlar gerekse de kubbenin kendi ağırlığını taşıyamaması nedeniyle birçok defa yıkılmıştır ki günümüze dek yıkılmadan ayakta kalmasını Mimar Sinan’ın inşa ettiği istinat duvarına borçludur.
1453 yılında bir çağı kapatarak dünya tarihinde yeni bir döneme geçilmesini sağlayan Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul Fethi ile birlikte Osmanlıların eline geçen Ayasofya Kilisesi, bu tarihten sonra 1935 yılına kadar bir cami olarak kullanılmıştır. 500 yıla yakın bir süre boyunca cami olarak kullanılan Ayasofya, 1935 yılında Müzeler Müdürlüğü bünyesine dahil edilerek müzeye dönüştürülmüş ve günümüzde de hala müze olarak ziyaretçilere ev sahipliği yapmaktadır. Eski Yunanca “Kutsal Bilgelik” manasına gelen Ayasofya sözcüğü, Hıristiyanlık mezheplerinden Ortodokslukta Tanrı’nın 3 özelliğinden biri olarak tanımlanmıştır.
Tarihin tozlu sayfalarına adını dahi mimar olarak yazdırmayı başaran meşhur mimar Milet’li İsidoros tarafından yapılan Ayasofya Kilisesi, M.S 532 yılına kadar daha önce 2 defa yapılan ve ayaklanmalar ya da mimari nedenlerden dolayı yıkılan kiliselerin yapıldığı yere yapıldığından “3. Ayasofya” olarak da bilinir. Bizans Kralı Jüstinyen’in sahip olduğu servetin oldukça büyük bir bölümünü Ayasofya Kilisesi’nin yapımına harcadığı ve 5 yıl süren inşaatta yaklaşık olarak 10 bin işçinin çalıştığı söylenmektedir. Ayasofya Kilisesi’nin yapımı için gerekli olan bazı sütun ve taşların yüzyıllar önce yapılan bazı yapılardan getirilmiş olması da, Ayasofya’yı kültürel miras konusunda daha da önemli bir statüye kavuşturur.
Ayasofya Kilisesi’nin iç kısmında yer alan insan resimlerini akıllı bir çözümle kapatan Fatih Sultan Mehmet, insansız figürleriyse olduğu gibi bırakmıştır. Fatih Sultan Mehmet’in çok ince bir sıva ile Ayasofya Kilisesi mozaiklerini kapattırması, bu çok eski resimlerin günümüze kadar dış etkenlerden korunmasını sağlamıştır. Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’ne damgasını vuran ve insanlık tarihinin en büyük mimari dehalarından biri olarak gösterilen Mimar Sinan, Ayasofya’nın kubbesindeki sorunu fark etmiş ve inşa ettiği istinat duvarı sayesinde kubbenin yeniden çökmesini engelleyerek bu kültür mirasının günümüze ulaşmasını sağlamıştır.
Rahnansaika
Bilinen insan tarihinin antik dönemlerinde yaşadıklarına inanılan bir toplum ve onların yaşadığı kıta olarak bilinen Atlantis, dünya tarihinde en çok merak edilen ve sır perdesi hala aralanamamış efsanelerden biridir. Günümüzde hala dünyanın farklı üniversitelerinden birçok saygın bilim adamı kayıp şehir ya da kıta Atlantis’i bulmak için bilimsel araştırmalar yapmakta, çoğu bilim adamı da dünya devi belgesel kanallarının milyonlarca dolarlık sponsorluklarıyla okyanuslarda ve özellikle Kuzey Amerika Kıtası’nda çeşitli çalışmalar yapmaktadır.
Tarihsel süreç içerisinde Amerika Kıtası, yüzyıllar boyunca birçok denizcinin varlığına inandığı ancak deniz ötesi bir seyahate cesaret edemediği ya da gerek görmediği bir efsane olmuştur. Amerika’nın keşfini tetikleyen birçok çevresel faktör ve teknolojik gelişmeler mevcuttur ve bu etkenler Avrupa toplumlarını Yeni Dünya olarak adlandırılan Amerika Kıtası’nın varlığını ispatlamaya yöneltmiştir. Avrupalılar için Amerika’nın keşfi şüphesiz bilim aşkı nedeniyle önemli olan bir konu değil, her geçen gün azalan gelirlerini arttırmak ve belki de krallıklarını kurtarmanın tek yolu olarak göründüğü için önemliydi.
Dünyada en çok takip edilen spor dalı olan futbol heyecanının doğrudan yaşandığı yer olan stadyumlar, futbol kulüplerinin de gerek prestij gerekse de seyirci talebini karşılamak adına her zaman büyütmeye çalıştığı yapılardır. Dünya genelinde birçok spor kulübünün 40 binin üzerinde seyirci kapasitesine sahip stadyumları olsa da, bu alanda rekor tartışmasız Brezilya’daki Maracana Stadyumu’dur. 1950 yılında düzenlenen FIFA Dünya Kupası’nın Brezilya’da yapılması kararlaştırıldıktan sonra yapımına başlanan Maracana Stadyumu, Brezilya’nın futbolla anılan bir ülke olması nedeniyle bilhassa özenle yapılmış bir mimari yapıdır.
İlk olarak 1955 yılında basılmaya başlanan ve günümüzde dünya rekorları konusunda bir otorite haline gelen Guiness Rekorlar Kitabı(Guiness World Records), bugüne kadar pek çok dünyanın en uzun insanı başvurusunu değerlendirdi. Günümüze gelinene kadar birçok dünyanın en uzun adamı seçilmiş olsa da, şuan dünyanın en uzun adamı Mardinli bir gençtir. Sultan Kösen ismindeki Mardinli genç, 251 santim boyu ile 2010 yılında basılan Guiness Rekorlar Kitabı’nda dünyanın en uzun adamı olarak belirtilmiştir.
Yeryüzünde birçok su alanı bulunmasına rağmen oluşum ve kapladıkları yer bakımından bazı göller devasa büyüklüklere ulaşabilir ki, dünyanın en büyük gölü de bu nedenle bir “deniz” olarak adlandırılır. Yüzölçüm büyüklüğüne göre dünyanın en büyük bölge olan “Hazar Denizi” aslında bir iç göl olsa da, kapladığı inanılmaz alan nedeniyle Orta Asya’da bir deniz olarak kabul edilmiştir. Dünyanın en büyük gölü listesi için yapılan yüzölçüm hesaplarına göl havzaları dahil edilmediği gibi, tuz göllerinin de kurak mevsimde kapladığı alan da hesaplanmamaktadır.
Her insan doğa yürüyüşlerinde oldukça büyük ağaçlar görse de, dünya üzerinde bazı ağaçlar var ki 2 bin yıldan dahi uzun yaşayabiliyor. Kuzey Amerika coğrafyasının en hızlı ağacı olarak bilinen sekoyalar, bir çeşit çam ağacı olarak adlandırılsa da yakın akrabalarından çok daha hızlı büyüyor. Dağlık alanlarda ve genel olarak taşlık alanlarda yetişen sekoyalar, hava şartları ne olursa olsun yaşamaya devam ediyor. Bilim adamları yaptıkları araştırmalarla bazı sekoyaların kabuklarının yarım metreden dahi daha kalın olabildiğini ve bu şekilde dış faktörlerden etkilenmeden yaşamaya devam edebildiklerini bulmuştur.
Kuzey Amerika’da yer alan Niagara Şelalesi, 52 metrelik yüksekliği ve yarım dakika içerisinde 166 bin m³’lük debisi ile tartışmasız dünyanın en büyük şelalesidir. Yüzyıllar boyunca görkemli yapısı ve inanılmaz yüksekliği ile insanların ilgisini çeken bu dev çağlayan, ABD’nin Kanada ile olan sınırına çok yakındır. Niagara Nehri’nin parçalı kollarının birleşmesi sonucu oluşan 3 farklı şelalenin oluşturduğu Niagara Şelalesi, dünyanın benzeri görülmeyen doğal güzelliklerinden biridir. Kanada’nın turistik olarak sayılabilecek fazla doğal alanı olmadığından ya da Kanadalılar doğal çevreye “gereken ilgiyi gösterdiğinden”, günümüzde şelalenin bilhassa Kanada’da yer alan kısmı çok gelişmiş bir haldedir.
Çoğu insanın merak ettiği dünyanın en büyük şehirleri sıralaması, istatistiksel verilere göre farklılık gösterir. Dünya üzerinde insanların yerleşme yoğunluğuna göre incelenebilen dünyanın en büyük şehirleri, aynı zaman da şehirlerin sahip olduğu yüzölçümlere göre de değerlendirilebilir. Bazı istatistiksel verilerde de dünyanın en büyük şehirleri, metrekareye düşen insan sayısına göre incelenmiştir. Yani şehir çok küçük olsa da eğer içerisinde çok fazla insan yaşıyorsa bu şehir popülasyon anlamında oldukça yoğun bir yaşamın varlığına işaret etmektedir.
Güney Amerika yerlileri arasında binlerce yıldır bir efsane haline dönüşmüş olan ve bazı kabilelerin korunmak için adak dahi adadığı Anakonda, dünyanın tartışmasız en büyük ve en uzun yılanıdır. Anakondalar ile anlatılanların efsane olma ihtimali olsa da, yetişkin bir Anakondanın bir insanı saniyeler içerisinde öldürebileceği bilinen bir gerçektir. Boyu 10 metreye kadar uzayabilen ve birçok Güney Amerika yerlisine göre 10 metrenin de üzerine çıkabilen Anakondalar, zehirli olmadığı halde son derece tehlikeli ve belki de en tehlikeli yılan türlerinden biridir.
Buharlı motorların icadından kısa süre sonra gelişimine başlayan trenler, kısa süre içerisinde dünyanın dört bir yanının demiryolu ağları ile örülmesine neden oldu. Trendlerin oldukça avantajlı ve hızlı bir toplu taşıma araçları olmasıyla her ülke bu alanda geniş ölçekli yatırımlar yaparak, günümüze kadar dünyanın en hızlı trenini geliştirmek için uğraşmıştır. Saatte 130 km. hız yapabilen trendlerin ABD genelinde kullanılmasıyla başlayan hızlı tren çağı, kısa süre içerisinde geliştirildi ve 1964 yılında Japonya’da gerçek anlamdaki ilk hızlı tren seferleri başlatıldı.
Boyut olarak bakıldığında Guiness Rekorlar Kitabı (Guiness World Records) tarafından da onaylanan dünyanın en büyük camisi, bir Türk mimarı tarafından yapılan Kral Faysal Cami‘dir. Yapı geleneksel camilerden farklı olarak bir çadır şeklinde ve etrafında bulunan karakteristik 4 minaresiyle 5 bin metrekareden büyük kapalı alandan oluşmaktadır. Vedat Dalokay isimli bir Türk mimarının tasarladığı Kral Faysal Cami, 10 yıllık yapım süresinin ardından 1986 yılında tamamlanmıştır. Aynı anda 700 bin kişinin namaz kılabildiği Kral Faysal Cami, ayrıca birçok açık alan ibadetine de imkan tanıyor.
Bilinen insanlık tarihi, kuşkusuz yazının bulunması ile başlar ancak insanlar yazmayı öğrendikten sonra çok fazla yazım hatası da yapmaya başladılar. Günümüzde bile her insan gerek kağıda gerekse de bilgisayara bir şeyler yazarken sürekli yanlış yazar ve defalarca yazılan yanlış harflerin silinmesi gerekir. Tıpkı günümüzde olduğu gibi yüzyıllarca öncesinde yaşayan insanlarda sürekli yazım hataları yapıyor ve yazdıklarını sürekli silme ihtiyacı duyuyordu.
Sinema tutkunları için her zaman dünyanın en çok izlenen filmleri bir tartışma konusu olmuştur. Çoğu zaman filmlerin gişede yakaladığı başarıdan söz edilse de, günümüzün modern teknolojileri göz önüne alındığında filmlerin DVD satışlarından ve yapım şirketlerinin resmi anlaşmalı sitelerinden online olarak izlenmelerinden de bahsetmek gerekir. Birçok uydu sisteminde “izle-öde” sistemi ile izlenen vizyon filmlerini de bu hesaba katınca, dünyanın en çok izlenen filmini saptamak için yalnızca gişe başarısına değil, oldukça geniş kapsamlı bir alana bakmak gerekir.
