Gençlik Otobüsü nedir?

Son yıllarda toplum olarak Avrupa’ya imrenen, imrenirken de korkan halimizden kurtulmaya başladık diyebiliriz.  Artık Avrupa ile daha çok etkileşimde bulunuyoruz. Karşılıklı projeler geliştiriyoruz ve  çoğunlukla da bu gibi projelere önderlik eder hale geldik.

Son zamanlarda sayıları fazlalaşan bu projelerden biri de Gençlik Otobüsü projesi. Projenin fikir babası ve yürütücüsü Maksut Coşkun Dokunulmaz isimli bir eğitimci. Ruhu genç, gönlü genç bu güzel insan Rize doğumludur. Kurucusu ve yöneticisi olduğu MCD Gençlik Kulübü çatısında gerçekleştirdiği bu proje kapsamında üniversite öğrencilerine, ücretsiz olarak, Avrupan’ın kapılarını aralıyor.

manset_resim_16610946_Kirp

Bu yıl beşincisi düzenlenecek olan projenin amacı ülkemizi ve insanımızı Avrupalılara tanıtırken gençlerimizin de ufkunu açmalarına, bakış açılarını genişletmelerine yardımcı olmak. Projeye bu yıl yaklaşık elli bin üniversite öğrencisi başvuru yaptı. Başvuru formuna verilen cevaplar doğrultusunda altı bini, İstanbul’da düzenlenen ve Türkiye’nin önde gelen iş adamları ve eğitimcilerinin katıldığı zirveye davet edildi. Bundan sonrası için elemelere devam edilecek ve sonuç olarak bu yıl da seksen gencimize Avrupa yolu açılacak.

Projeye katılma hakkı kazanan gençlerimiz 15 ülkede 28 şehri ziyaret edecekler. Hem bu ülkelerde kültürümüzü tanıtacaklar hem de yeni kültürler tanımanın tadına varacaklar. Ayrıca projeyi de kendileri organize edecek ve yürütecekler. Her genç faydalı olabileceğini düşündüğü görevlerden birini üstlenecek ve bu görevi yerine getirmeye çalışacak. Bu da deneyim kazanılmasında gençlerimize bir başka fırsat oluşturacak.

İşte proje kapsamında ziyaret edilecek  ülke ve şehirler:
Bulgaristan (Sofya), Romanya (Bükreş), Macaristan (Budapeşte), Avusturya (Viyana), Almanya (Füssen, Bremen, Berlin), Çek Cumhuriyeti (Prag), Hollanda (Amsterdam), Belçika (Brugge, Brüksel), Fransa (Paris, Cannes, Nice), Portekiz (Lizbon), İspanya (Madrid, Barselona), Monaco (Monte Carlo), İtalya (Venedik, Pisa, Floransa, Roma, Napoli, Pompei, Bari), Vatikan, Yunanistan (İgoumenitsa, Selanik)

Sosyal Medya Fenomeni Olmak

Sosyal medya son zamanlarda en çok gündemde olan hatta gündemi belirleyen olgulardan biri. İnternet kullanımının yaygınlaşması ile insanların yüksek bir bölümüne bu yol ile ulaşılabilir hale geldi. Kolaylaşan iletişim, hayatın bir çok noktasında değişimlere neden olmaya devam ediyor.  Ticaretin, eğlence seçimlerinin, alışverişin ve daha bir çok kavramın aklımızdaki karşılığı bu süreçte değişti.

Bu kolay erişimin söz sahibi olanları da tartışılmaz olarak sosyal medya fenomenleridir. Belli bir seviyenin üzerinde takipçi sayısına sahip olmaları sayesinde kitlelere hitap ediyor olmaları neticesinde gündemin belirlenmesinde söz sahibi olabiliyorlar. Fikirleri yüzbinlerce kişiye ulaşan bu insanlara nasıl fenomen olunacağı sorulduğunda ise bazı noktalarda aynı fikirleri paylaştıkları ortaya çıkıyor.

we

Bir çok sosyal medya fenomenine göre bu yolda sihirli bir formül yok. Önemli olan sizin toplumda ilgi görebilecek fikirlere sahip olmanız. Farkedilir olmanız gerekiyor. İnsanlar ifade edemedikleri düşünceleri okumaktan hoşlanıyorlar ve takip edilir hale geliyorsunuz. Önemli bir gelişme olduğunda insanlar takip ettikleri fenomenlerin yorumlarınn merak ediyor.

Ancak bazen de insanlar aykırı kişilerin yazdıklarını okumaktan hoşlanıyor. Aynı fikirde olmasa da takip etmeye devam ediyor ve yazdıklarını okuyor. Sert yorumlar ve sıra dışı bakış açılarının da ilgi gördüğü bir gerçek. Ancak ortak kanaat, bunların hepsinin saygı ortamında devam etmesini sağlamak.

Bir başka ortak fikir ise bu yola fenomen olmak amacı ile çıkmamış olmak. Sadece fikirlerini söylemeye çalışırken birden ilgi odağı olmayı başarmış insanlar sosyal medya fenomenlerinin çoğunluğunu oluşturuyorlar. Beğenilme kaygısı güdülmeden yazılanların daha çok ilgi göreceği gerçeği de kaçınılmaz oluyor.

Bütün bunların ışığında saygı çerçevesinde yapılan kaliteli eleştirilerin hepsi okunmaya ve takip edilmeye değer görülebilir. Önemli olan fikirlere olan saygımızı kaybetmemek ve ahlak sınırlarında kalabilmek.

Topluluk Karşısında Konuşma

Günlük hayatımızda sık sık topluluk önünde konuşma gereği duyarız. Okulda, işte ya da başka bir ortamda bu tarz bir konuşma yapmak durumunda kalırız. Ancak bu çok da kolay bir iş değildir. Çoğumuz birkaç kişinin karşısında bir konudan bahsederken rahat hissetmez.

media-crisis-management-training

Kimi zaman rezil olma hissimiz yüzünden düşüncelerimizi kendimize saklamak zorunda kalırız. Oysa fikirler paylaşılmak içindir ve başarılı insanların çoğu da kendini iyi ifade edebilen insanlardır. Ancak yaşanılan bu kaygılar oldukça doğaldır ve bastırılması mümkündür. Hitabet konusunda dersler veren uzmanların bu konudaki tavsiyeleri, rezil olma korkumuzu yenmemiz yönünde. Eğer rezil olmaktan korkmaz isek her türlü ortamda konuşabilir ve fikirlerimiz ne kadar uçuk olsa da dile getirebiliriz.

Pekiyi bu rezil olma kaygımızdan nasıl kurtulacağız. Bu konuda uzmanların dört aşamadan oluşan bir yol haritası tavsiyesi var. Uygulaması pratikte kolay olsa da manen zor olan bu  yol haritası şu şekilde işliyor.

  1. Adım: Her gün tanımadığınız 10 kişiye selam verin
  2. Adım: Her gün tanımadığınız 2-3 kişi ile sizin başlatmanız şartı ile en az 2-3 dakika sohbet edin.
  3. Adım: Her gün şehrin işlek bir caddesindeyken caddenin karşısında tanıdığınız biri varmış gibi yüksek sesle seslenin. Bunu yapınca insanların size bakıp güleceğini düşüneceksiniz. Ancak muhtemelen hiç de düşündüğünüz gibi olmayacak.
  4. Adım: Bir dükkana girip orada olması mümkün olmayan bir ürün isteyin. Örneğin bir eczaneye girip kandil simidi istemek gibi. Bu size olabileceğiniz kadar rezil olduğunuz anı yaşadığınızı ve daha fazlasının olamayacağını düşündürecektir. Ben bunu yaptıysam artık çekinecek hiçbir şeyim kalmamıştır düşüncesini oluşturacaktır.

Ancak bu reçetenin de bir uygulanış şekli vardır. Bu uygulama tam bir aylık bir uygulamadır ve her aşama sırasıyla devreye alınacaktır. İlk hafta birinci aşama, ikinci hafta birinci ve ikinci aşama, üçüncü hafta ilk üç aşama ve son hafta bütün aşamalar aynı anda uygulanacaktır. Ve bu bir ayın sonunda toplulukta konuşma ve düşüncelerini ifade etmede çok yol kat etmiş olacaksınız.

Bu yöntem birçok kişi tarafından uygulanmış ve korkularından eğlenerek kurtulmanın tadına varılmıştır.

Bağımlılık Yapan Radyo; Joyturk Akustik

Müzik dinlemeyi sevmeyen insan yok denilebilir. Farklı zevklere sahip olsak da mutlaka hepimizin sevdiği bir müzik tarzı vardır. Ve dinlemekten hoşnut oluruz.

Müzik tarzları kadar müzik dinleme yöntemleri de farklılık gösteriyor günümüzde. Eskiden çok fazla seçenek olmamasına rağmen, son yıllarda bu durum çok farklı bir hal aldı. Radyo dinleyenlerimiz var, sadece sevdiği şarkıları internetten indirerek dinleyenlerimiz var ya da bir sanatçının albümünü alıp sırayla dinleyenlerimiz var. Bu seçenekler çoğaltılabilir. Ancak mutlaka herkesin bir dinleme zevki ve şekli var.

joyturk-akustik-dinle

Son günlerde keşfettiğim bir projeden bahsedeceğim size. Joyturk Akustik adında bir radyo projesi ama ne yazıkkı şimdilik sadece internet üzerinden yayın yapıyorlar. Projenin içriği ise şu şekilde. Türk pop müziğinin sevilen sanatçıları beğenilen şarkılarını, Akustikhane olarak adlandırılan bir mekanda yeniden seslendiriyorlar. Çok farklı bir versiyonu ortaya çıkıyor şarkıların ve şu ana kadar beğenmediğim olmadı. Projenin çekimleri İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleştiriliyor ve şarkıları üniversite öğrencileri çalıyor. Ayrıca şarkıların söylendiği esnada video çekimleri de yapılıyor. Bu videolar da birçok sitede yayımlanıyor. Merak edenler ve tekrar dinlemek isteyenler bu videolar sayesinde şarkılara radyonun yayın akışı dışında da ulaşabilirler.

Dinleyenlerin tamamına yakını radyoyu beğeniyor. Ancak yorumlardan çıkardığımız kadarıyla, dinleyicilerin tek şikayeti çalınan şarkı sayısının az olmasından kaynaklanıyor. Bu durum da takdir edeceğiniz gibi zamanla eklenen yeni şarkılar ile ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.

Çok fazla çizgi film izlemenin zararları

Çocukluk çağlarının vazgeçilmezlerinden biri olan çizgi filmlerin aslında zararlı olabileceğini düşünmüş müydünüz? Televizyonun hayatımıza girmesinden sonraki nesillerde çizgi film çocuklar için vazgeçilmez bir olgu haline geldi. Bu durumu en çok tetikleyen faktörlerden biri ise çocuklarının isteklerine cevap veremeyen ebeveynlerin çizgi filmi bir kurtuluş olarak görmeleri.

çocuklar-tv

Çizgi film izlemek çocukların öğrenmesinde ve hayal dünyalarının gelişmesinde önemli rol oynuyor. Ancak herşeyde olduğu gibi bu hususta da dikkat edilmesi gereken noktalar var. Bunların başında izlenecek çizgi filmin içeriği geliyor.

Bundan birkaç yıl öncesinde yayınlanan bazı çizgi filmlerdeki kahramanlara özenen çocuklarımızın uçabileceklerini düşünmeleri sonucunda vahim kazalar ortaya çıkmıştır. Ülkemizde ve dünyada buna benzer yüzlerce örnek var. Bu da gösteriyor ki; çocuklarımız çizgi filmlerde gördüklerini taklit etme eğilimindeler. Bu noktada içeriğin önemi kavranacaktır. Çocuklarımızın rahatlamasına, öğrenmesine ve eğlenmesine yardımcı olacak çizgi film içerikleri tercih edilmelidir.

Dikkat edilmesi gereken bir başka husus ise izleme süresidir. Son yıllarda yapılan araştırmalar, gün içerisinde 3-4 saat çizgi film izleyen çocukların gerçeklikten koptuklarını, saldırganlaştıklarını ve hiperaktivite belirtileri gösterdiklerini ortaya çıkarmıştır. Çocukların sosyal açıdan körermelerine neden olan bu uzun süreli  izlemeler bedensel bozukluklara da neden olabilmektedir. Uzun süre ekrana bakmalarından dolayı gözlerinde kuruma ve görme bozukluklarına neden olabilmektedir. Bedensel aktivite yapılmaması sonucunda ise bedensel gelişim yavaşlayabilir ya da obezite görülebilir (dengesiz bedensel gelişim).

Eğer çocuğunuzun gereğinden fazla çizgi film izlediğini düşünüyorsanız onu başka aktivitelere yöneltmeniz gerekir. İlgisini çekecek oyunlar ya da el işleri yapmasını sağlayabilirsiniz. Çocuğunuza daha fazla zaman ayırmanız hem sizin için hem de onun gelişimi için çok daha iyi olacaktır. Böylece aile içi iletişim noktasında da fayda sağlamış olacaksınız.

Deprem Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Yer kabuğunu oluşturan kayaçların birbirleriyle yaptıkları çarpma, sıyrılma, ayrılma ve sürtünme gibi hareketleri sonucunda ortaya çıkan enerjinin boşalması ile oluşan ve sismik dalgalara neden olan sarsıntılara deprem denir. Depremler derinliklerine göre dörde ayrılır. Sığ, orta, derin ve çok derin olmak üzere.

deprem__2__386928658

Deprem ile ilgili eski insanların en büyük inanışlarından biri, dünyanın sarı öküzün boynuzlarında olmasıdır. İnanışa göre; öküz kızdığında başını sallar ve deprem meydana gelir. Son zamanlarda elde edilen bilgiler ışığında buna inanılması çok güçtür. Ancak çok eski zamanlarda bile insanların bu sarsıntılara bir anlam vermeye çalıştıkları aşikârdır.

Günümüzde deprem bilimciler çok yoğun çalışmalar yapmaktalar. Çok eski zamanlara dayanan bilgilere erişmekteler. Ve bunların ışığında depremlerin oluşmalarındaki sistematiği çözmeye çalışmaktalar. Bu çalışmaların henüz devam ediyor olması sebebiyle henüz tam tahminler elde edilemese de kısmen ihtimaller hesaplanabilmektedir.

Dünya’da yılda ortalama olarak (orta şiddet -5.0-ve üzeri) 900-1000 deprem olduğu bilinmektedir. Ülke topraklarımızın büyük bir kısmı ise yüksek deprem tehlikesi olan kuşakta bulunmaktadır.  Bilindiği gibi deprem tehlikesi her zaman vardır ancak deprem riskini düşürmek bizlerin elindedir. Alınacak tedbirler sayesinde depremin neden olacağı kayıpları en aza indirmek mümkün.

Alınacak tedbirlerin başında elbette ki binaların depreme dayanıklı olarak inşa edilmesi gelmektedir. Sonraki aşamada yapısal olmayan elemanların yani bir başka deyişle eşyaların sabitlenmesi gerekmektedir. Bu aşamada çok fazla dikkat edilmesi gereken husus vardır. Bunlardan birkaçı;

  • Dolapların, masaların ve mobilyaların sabitlenmesi,
  • Beyaz eşyaların sabitlenmesi ve elektrik girişi sağlayan kabloların güvene alınması,
  • Mutfak dolaplarının üst gözlerine ağır malzemelerin koyulmaması ve olası sarsıntıda kapakların açılmasını engelleyecek kilit sistemlerinin oluşturulması.

Bunun dışında bir afet çantası hazırlanmalıdır. İlk yardım malzemeleri, el feneri, pil, su, bisküvi, bir miktar paranın bulundurulması tavsiye edilenler arasında. Çanta kolay ulaşılabilecek bir yerde bulundurulmalı ve tüm aile bireyleri yerini bilmelidir.

Deprem sırasında; güvenli bir yer bulup dizlerin üzerine çökülmeli, baş ve ense korunacak şekilde kapanılmalı ve düşmemek için sabit bir yere tutunulmalıdır. Sarsıntı bitene kadar güvenli olduğundan emin olduğunuz yerden ayrılmayın. Merdivenlerden, pencerelerden ve balkondan uzak durun. Kesinlikle asansör kullanmayınız.

Deprem sonrasında paniğe kapılmayın, acil bir durum olmadıkça telefonları meşgul etmeyin ve evde kibrit ya da çakmak çakmayın, elektrik düğmelerine dokunmayın. Önce kendinizin güvende olduğundan emin olun sonra etrafınızda yardım edebileceğiniz kimse olup olmadığını araştırın. Mümkünse tüm vanaları (gaz, elektrik vs.) kapatın acil durum çantanızı alın ve evden güvenli bir şekilde ayrılın.

Teknoloji ve Aile

Son yıllarda yaşam tarzlarımızdaki değişmeler sonucunda aile ilişkilerinde de bozulmalar ortaya çıkmaya başladı. Kendi içinde birbirine ve geleneklerine bağlı aileler ve toplumlarda bu gibi problemler görülmese de bu düzeyde olmayan kesim büyük problemler yaşayabiliyor. Başarılı ve mutlu olan insanlar göz önünde bulundurulduğunda aile bağlarının önemi anlaşılmaktadır. Bu noktada aile içi huzur ve güven sağlamak için çokça paylaşımda bulunulması gerekmektedir.

resim474

Televizyon ve internetin de etkisiyle gençlerimiz bilgiden ve öğrenmeden gün geçtikçe uzaklaşıyor. Zamanlarının büyük kısmını bilgisayar başında geçiren gençlerimiz bu zamanın da çok büyük bir kısmını yazışmak ya da birşeyler izlemek ve dinlemek için harcıyorlar. Kitap okumanın tamamen demodeleştirildiği zamanımızda ihtiyaç duyulmadıkça öğrenmek için çaba sarfedilmiyor. Gençler, her ihtiyaç duyduklarında internetin hizmete hazır olduğunun farkında olmalarından dolayı öğrenmeye ve öğrendiklerini akıllarında tutmaya karşı ilgisizleştiler. Sanılanın aksine bilgiye kolay ulaşabiliyor olmak dehalar ortaya çıkarmadı. Hatta körermelere neden oldu diyebiliriz. Yıllar öncesinin dahileri kütüphanelerce kitap ezberlerken, şimdilerde yeni tanıştığımız birinin ismini bile hatırlamakta güçlük yaşıyoruz.

Bazı ailelerde de kırılmaya meyilli olan bağlar teknolojinin etkisiyle parçalandı. Birbirinin halini hatrını sormadan maillerini kontrol eden ebeveynler, ailesiyle paylaşmadığı sıkıntılarını yüzünü hiç görmediği arkadaşlarına anlatan çocuklarımız oldu. Akşam çaylarındaki sohbetlerin yerini televizyonun yükseltilmiş sesi aldı. Birbirlerinin sesine tahammül edemeyen aile bireyleri, yüksek sesle müzik dinleyebilmek için yüksek meblağlar ödeyerek ses sistemleri döşetti evlerine. Çocuklar ödevleri için büyüklerinden yardım istemiyor artık. Herşeyi doğru bilen internet varken gerek duyulmuyor bunlara.

Bu gibi teknolojik gelişmeleri yerinde kullanan insanlarımız da var elbette ki. Hala kütüphaneye gidenler var, akşam çaylarında ailece oturup muhabbet edenler var, bütün sıkıntılarını önce ailesiyle paylaşanlar hala var. Bu insanlar için teknolojinin gelişimi güzel bir olay. Hayattan daha fazla zevk almalarını sağlıyor ya da hayatlarındaki bazı problemleri çözmelerinde hız kazanmalarında rol oynuyor. Ancak hiçbir zaman teknoloji hayat gayeları haline gelmiyor.

Şimdi kendimizi sorgulama zamanı. Akşam ailenizin bütün fertleri evde toplandığında ne yapıyor iseniz bırakın ve dönüp bir bakın. Benim ailem hangi grupta diye sorun kendinize. Kendinize karşı dürüst olun. Aileniz teknolojinin esiri olan ailelerden ise aslında ne kadar da mutsuz olduğunuzu göreceksiniz. Günün yorgunluğu atabileceğiniz sıcak sohbetler ve hayatın getirdiği zorluklara birlikte göğüs gerebileceğiniz insanlar istiyorsanız radikal kararlar almanız gerekebilir.

Son olarak; Herkes teknolojinin hayatı kolaylaştırdığını kabul ediyor. Hiç düşündünüz mü? Kolay olan her zaman iyi midir?

Kaplumbağalar Da Uçar…

Kaplumbağalar Da Uçar, İran ve Fransa’nın ortak yapımı olan ve Amerika-Irak savaşını konu alan bir film. Türkiye sınırında yaşam mücadelesi veren toplulukların oluşturduğu mülteci köylerindeki yaşamın en çarpıcı haliyle gözler önüne serildiği filmi izlerken duygu karmaşası yaşayabilirsiniz.

kaplumbağalar da uçar

Yirmi ya da otuz haneden oluşan bu köylerden birinde geçiyor film. Ve özellikle çocukların zorluklarla dolu hayat mücadelesinin anlatılmaya çalışılıyor. Sınırlarda mayın avına çıkan çocuklar topladıkları mayınları tanımadıkları insanlara satarak hayatlarını kazanmaya çalışıyorlar. Öte yandan köy halkının haberlere ulaşmak ve ülkelerinin durumu hakkında bilgi alabilmek için verdikleri mücadele de dikkat çekiyor. Küçük yaşlardaki çocuklardan yardım isteyerek yabancı dillerdeki haberleri anlamaya çalışmaları ve bu haberlere ulaşabilmek için anten ve alıcıları elde etmede harcadıkları efor ise bir başka boyutu.

Yaşadıkları ülkenin kaderinin başkalarının elinde olması ve buna müdahale edemiyor olmaları bu insanların en eksik yönü olarak görülüyor. Yaşadıkları hiçbir zorlukta şikâyetlerini duyuramayan ve bu zorluklarına çare bulunacağına olan inançlarını dahi kaybetmiş olan bu insanlar yaşadıkları hayat zor da olsa mutlu olmayı başarabilenlerden. Ta ki savaş kapılarını çalana kadar.

Filmin büyük kısmında savaş öncesindeki olaylar anlatılıyor. Çocukların gözünden aktarılan olaylarda masumiyet ve iyi niyet üst düzeyde işlenmiş. İzlediğiniz her karede savaş çocuklarının duygu dünyasına bir yolculuk yapmış oluyorsunuz. Film, tek bir masum çocuğun tek bir gözyaşı, tüm topraklardan ve tüm petrolden daha değerliydi demenize neden olabiliyor.

Online yabancı dilinizi geliştirebileceğiniz bir site; Interpals

İngilizce bilmek artık iş görüşmelerinde sorulmuyor. Çünkü bilmeyenler görüşmeye çağırılmıyor. Küreselleşen dünyada, uluslararası şirketlerin sayısının artması nedeniyle İngilizce bilmenin şart olmasının yanında artık ikinci ya da üçüncü yabancı dil bilmek gerekmekte.

Ancak İngilizce öğrenmek de kolay bir iş değil. Özellikle İngilizce konuşulan bir ülkeye gidip eğitim almak gibi bir fırsatınız yoksa konuşmak noktasında çok büyük problemler yaşayabilirsiniz. Ülkemizde birçok özel dil kursu var, hepsi konuşma noktasında da öğrencilerine yardımcı olmaya çalışıyorlar ancak bu yazıda internette geçirdiğiniz zamanı dilinizi geliştirmek için kullanabileceğinizi anlatacağız.

Bir kursta yapacağınız konuşma egzersizlerinde hem partner seçeneğiniz kısıtlı olacaktır hem de istediğiniz her an konuşma fırsatı bulamayacaksınız. Ancak bunu internet üzerinden yapacak olursanız zamanını siz seçersiniz ve partnerinize de siz karar verirsiniz. Hem de istediğiniz bütün dillerin yerel konuşmacılarına ulaşabilirsiniz.

Bütün bu özelliklere sahip olan bir siteyi size tanıtmak isterim. Interpals…

1370383126260

Bu sitede dünyanın her yerinden arkadaşlar edinebilirsiniz. Hem öğrenmek istediğiniz dili pratik edersiniz hem de farklı kültürler tanıma fırsatı yakalarsınız. Ayrıca henüz milyonlar tarafından kullanılan bir site olmayışı da amacını aşmamış olmasını sağlıyor. Buradaki çoğu insanın amacı dil öğrenmek ya da farklı kültürler tanımak. Ancak yine de internette her zaman olduğunuz kadar dikkatli olmanız önerilir.

Günün farklı saatlerinde değişmesine rağmen yaklaşık olarak 10 bin ya da 13 bin online kişiye her an ulaşabilirsiniz. Kibar ve ne dediğini bilen insanlar ile paylaşımda bulunmak istiyorsanız bir bakmaya değecek bir site.

Genel olarak burada kayıtlı olan herkes az çok ingilizce konuşarak iletişim kurabileceğiniz insanlar. Ayrıca mesaj attığınızda çok büyük bir çoğunluk geri dönüş yapıyor. Ve hoş sohbet kişilerle karşılaşmanız da çok zor değil.

Yöneylem araştırması nedir?

Yöneylem araştırması, harekat araştırması diye de bilinen bir problem çözme yöntemidir. İkinci dünya savaşı sırasında ilk olarak kullanılmaya başlanmıştır ve günümüzde de özellikle endüstri mühendislerinin araştırma alanında bulunmaktadır.

yoneylem_small

Birden çok kısıtlayıcının bulunduğu durumlarda karar verilmesinde kullanılan bu yöntem birçok alanda kullanılabilmektedir. Örnek vermek gerekir ise en optimum sayıda araç kullanımı için otobüs güzergahlarının belirlenmesinden, en yüksek karlılığın sağlanması için hangi ürünlerin üretilmesi gerektiği gibi konulara kadar aklınıza gelebilecek bir çok konuda karar verilirken bu yöntem kullanılır.

Bu yöntemi kullanırken kısıtlayıcıların belirlenmesi gerekir. Kısıtlayıcılarımız zaman, para, hammadde ya da enerji olabilir. Örneğin bir imalat atölyesinde bir ürünün üretilmesine karar verirken üretim süresi, maliyeti, satış fiyatının ne olacağı gibi konular göz önünde bulundurularak araştırma yapılır. Genellikle birden fazla seçenek olması durumunda örneğin birden fazla ürünün üretileceği bir imalathanede tüm kısıtlar göz önüne alınarak hangisinden kaç tane üretileceğine karar verilir.

Yöneylem araştırması ile hedefler belirlenir, güzergahlar seçilir ya da teklifler sunulur. Bu yöntemi kolayca seçim yapamayacağınız karmaşıklıktaki durumlarda kullanmalısınız. Yöntemin kullanımı uzmanlık gerektirmektedir ve matematiksel metodlar kullanılmaktadır. Yönetim kademelerinde çalışanlar tarafından sıkça başvurulan yöntemler arasındadır.

Kalite nedir?

Zamanın biz insanlara getirdiklerinden biri de tüketici olmaktır. Hepimiz bir şekilde başka insanların ürettiği ürünlere ihtiyaç duyarız. Eski zamanlardaki insanlar gibi kendi kendimizi idare etme gibi bir şansımız ne yazık ki günümüz dünyasında mümkün gözükmüyor.

Tüketici olmak ise bir takım sorumluluklar gerektirebiliyor. Bunlar arasında son zamanlarda sıkça duyduğumuz bilinçli tüketici olmak kavramı da var. Bu noktada ise en çok tartışılan konulardan biri ürün kalitesi oluyor. Tüketiciler zaman zaman ihtiyaç duymayacakları kadar yüksek özelliklere sahip ürünler alırlarken bazen de kısa zaman zarfında gereksinimleri olacağını tahmin edemedikleri özelliklerin bulunmadığı mallara ödeme yapıyorlar.

Kaliteli üründen ne anlaşılması gerektiğinin altının çizilmesi bu noktada tüketicilere yardımcı olacaktır. Kaliteli ürün ihtiyaçlarınızı tam anlamıyla karşılayabilen ürün demektir. Kaliteli ürün objektif kurumlarca belirlenmiş şartlara uygundur ( ISO ya da OHSAS gibi). Kaliteli ürün üreten firmalar müşterilerinin sadece o andaki ihtiyaçlarını değil gelecekte oluşabilecek ihtiyaçlarını da tahmin ederler ve buna uygun üretim yaparlar. Kalite ekonomiktir ve müşteri memnuniyeti sağlayacağı için üreticinin de kazanmasını sağlar. Iskarta oranları düşen üreticinin her bir ürün için ödeyeceği maliyet de düşecektir. Bu durumda indirim payları artacaktır. Kaliteye uygun ürün hem üreticinin hem de tüketicinin karına olacaktır.

HTR_Kalite_Garantisi(1)

Kaliteli ürünü nasıl anlayacaksınız konusuna gelince, ürünlerini satın aldığınız firmaları tanımanız gerekmektedir. Bu şirketlerin kalite şartlarına uygunluğu size bu konuda ipucu verecektir. Zaten kendini alanlarında kanıtlamış olan markalar bu konuda her zaman açıktır. Her türlü kalitelerini kanıtlamaya hazırdırlar ve müşteri ilişkileri sorunsuzdur. Herhangi bir şikayette sorunu çözmek için gerekli işlemleri yaparlar.

Bilinçli tüketici olarak bize düşen tanıdığımız firmalar ile alışveriş yapmaktır. Kalite şartlarına uygun olan firmaların teşviki ve daha güzel hizmet alabilmemiz için bu en doğru yoldur.

Ülkemizde Kore Kültürüne Olan İlgi

Son zamanlarda gençler arasında Uzakdoğu kültürüne olan merak oldukça artmış durumda. Yiyeceklerine, içeceklerine, dizilerine, filmlerine, giyimlerine…  Kısacası her şeyiyle Uzakdoğu kültürü gençliğin ilgi odağı olmuş durumda.

guney20kore20bayrakpn7

Özellikle Güney Kore kültürüyle insanlarımızın ilgisini çekmede ilk sıradaki ülke diyebilirim. Tarihteki olaylarında etkiyle bu iki ülke insanı birbirine karşı yüksek bir sempati besliyor. Bunun sonucu olarak da her iki kültürün yetiştirdiği bireylerin birbirlerine karşı herhangi bir önyargı ile yaklaşma gibi bir durum söz konusu değil. Bu da iletişimin kalitesini ve karşılıklı paylaşımların gücünü arttırıyor.

Son birkaç yıldır Kore dizileri ülkemiz gençlerince en çok tercih edilen yabancı diziler arasında. Küçük bir araştırma yaparsanız çevrenizde de birçok Kore dizisi takipçisi bulacaksınız. Uzakdoğu’nun bu parlayan yıldızı dizi sektöründe de dünyayı sarmayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Bahsedilen bu dizilerin neden bu kadar ilgi çektiğini uzun uzun araştırdım. Ancak çok da büyük bir gizem içermediğini fark ettim. Dizilerin sadelikle ve samimiyetle işlenen doğru seçilmiş konulardan oluştuğunu gördüm. Genellikle aşk konularının işlendiği dizilerde bizim dizilerimizden ne fark var diye bakmaya çalıştım. Ve gördüğüm en büyük fark ise ahlak seviyesinin bizim dizilerimizdekinden çok daha yüksek olduğuydu. Elbette onların dizilerinde de bizimkilerde olduğu gibi aile fertlerinin oturup birlikte izleyemeyeceği türden olanlar var. Ancak genel bir değerlendirme yapmak gerekirse aile yapısı, büyüklere saygı gibi ahlaki konularda bizim yapımcılarımızın ders alması gerektiğini söyleyebilirim.

Bunun dışında Kore mutfağı da ülkemizde oldukça ilgi gören konulardan biri haline geldi. Birçok semtte açılan Kore restoranları yüksek ilgi gören mekanlar ile yarışır oldu. Kore’den getirilen hediyelik eşyalar ve kıyafetler de yok satıyor. Bu ilgi nereye gidiyor bilinmez ancak müzik grupları ile de ülkemizde yer etmeye başladılar. Geçtiğimiz aylarda birkaç grubun hem konser hem de söyleşi için ülkemizi ziyaret etmesi de burada olan hayranlarının çokluğunun bir göstergesi.

Bütün bunlar gösteriyor ki, insanlar güzel olan ne var ise onu buluyor ve hak ettiği karşılığı almasını sağlıyor. Özellikle internetin bu denli aktif kullanıldığı günümüz dünyasında bu hiç de zor olmasa gerek…

Simülasyon Nedir?

Simülasyon, bizim dilimizdeki hali ile ise benzetim, gerçek sistemlerin taklit edilmesi ile sistem üzerinde bir takım uygulama ve değişikliklerin sonuçlarının kolay bir yol ile gözlenmesini sağlayan bir yöntemdir. Modelleme olarak da adlandırılan bu yöntem ile gerçekte yapılması planlanan değişiklikler ya da yeni yatırımların denenmesinde kullanılan tekniklerden oluşan, sistemlerin yansımasıdır diyebiliriz.

1346666128_simulasyon

Simülasyon denilince zamanımızın gençlerinin aklına bilgisayar oyunlar gelecektir. Aslında bu yanlış bir düşünce değil. Bilgisayar oyunlarının bazıları da bu yöntemi kullanırlar. Gerçek sistemlerin birebir taklit edilerek sanal ortama aktarılması ile bu tarz oyunlar doğmuştur.

Sanal ortamda yapılan benzetimlerde asıl amaç matematik yöntemlerin kullanımının güçleştiği zamanlarda sistemlerde yapılacak değişimlerin sonuçlarının tahmin edilebilmesidir. Sistemin birebir aynısı kurulduktan sonra yapılması istenen değişiklikler modele uygulandıktan sonra modelin yeterli süre çalıştırılması sonucunda ortaya çıkacak olan istatistik veriler değerlendirilir. Aslında siz modelleme sayesinde istediğiniz uygulamaları deneyerek sonuçlarını gözleme fırsatını yakaşamış oluyorsunuz. Bunun sonucunda da daha doğru kararlar verebiliyor ve gerçek sistemdeki olası zararların önüne geçmiş oluyorsunuz.

Ancak modelleme burada anlattığım kadar kolay bir yöntem değil elbette ki. Öncelikle bir uzmanlık gerektirdiği kesin. Benzetim yapacak kişinin, benzetimi yapılacak sistemi en küçük ayrıntısına kadar araştırması ve yeteri kadar gözlem yapması gerekmektedir. Yapılan tüm gözlemler sanal ortama usta bir şekilde aktarılmalıdır ve bu yeni model sistemin ise yeterli sayıda çalıştırılarak elde edilen istatistiksel verilerin doğru bir şekilde okunması gerekmektedir.

Modelleme işleminde kullanılabilecek birçok yazılım mevcut olmasına rağmen bazılarının kullanımı oldukça yüksek uzmanlıklar gerektirmektedir. Ancak kullanımı kolay olan ve verdiği sonuçlar ile de kullanıcılarını memnun eden yazılımlar da mevcut. Bunlardan en çok tercih edileni ise Promodel adında bir modelleme yazılımı. Tavsiye edilebilecek güvenilir ve kolay kullanım sağlayan bir ara yüze sahip olan bu program ile tatmin edici sonuçlar alacaksınız.

Havaalanlarının, otoyolların, üretim sistemlerinin, hizmet sektörü problemlerinin hatta tıbbi operasyonların dahi simüle edildiği göz önüne alınır ise benzetim tekniklerine hakim kişiler için yüksek yoğunlukta iş olanakları mevcuttur diyebiliriz. Bu tekniğin iyi bilinmesi bile başlı başına aranan kişi olmanızı sağlayacaktır.

 

Nükleer Silahlar, Etkileri ve Korunma Yolları

Zamanımızda teknolojinin herşeyi değiştirdiği kabul edilen bir gerçek. Günlük yaşamımızdaki işlerimizi yaparken, örneğin fatura öderken, alışveriş yaparken ve ya çalışırken ki alışkanlıklarımız ya da yöntemlerimiz teknolojinin ilerleyişleri ile bambaşka bir hal aldı. Peki ya savaşlar? Onlar da değişti mi?

Savaşlar tarihin en karanlık zamanlarından beri olmuştur ve malesef olmaya da devam edecek gibi görünüyor. İnsan ırkı her zaman kavga edecek bir mevzu bulabiliyorken nasıl olmasın ki savaşlar. Ancak hiçbirşey bilindiği gibi işlemiyor artık. Kalabalık olan toplumlar değil teknolojisi yüksek olan toplumlar daha çok zarar veriyor düşmanına. Katliamlar gerçekleşiyor belki ama kimin umrunda. Ve malasef bunu durduracak güçlere de sahip değiliz çoğumuz.

Teknolojik savaşlarda en bilinen ve en çok korkulan silah kuşkusuz nükleer silahlar. Peki nedir nükleer silahlar? Nasıl çalışır? Etkileri ve korunma yöntemleri nelerdir?

154451

Nükleer silahlar iki yol ile çalışırlar. Biri madde atomlarının parçalanması diğeri de iki ayrı atomun birleşmesi ile ortaya çıkan enerjinin silah olarak kullanılması şeklindedir. Bu iki yöntemden hangisi kullanılmış ise silah ona göe adlandırılır ve ortaya çıkan enerji yani silahın yıkıcılığı da buna göre değişir. En çok bilineni olarak Atom bombaları ve daha yıkıcı olmasına rağmen çok fazla bilinmeyen Termonükleer silahlar…

Atom silahları atomların parçalanması temeline dayalı olarak çalışan silahlardır. Yani gerçekleşen tepkime fisyon (parçalanma) tepkimesidir. Bu silahla peş peşe gerçekleşecek olan reaksiyonlar tetiklenir ve ilk patlamadan sonra giderek büyüyen bir dalga şeklinde etkisi gözlenir. Bilindiği üzere Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarında da bu çalışma sistemi kullanılmıştır.

Termonükleer silahlar bir diğer adı ile hidrojen bombaları ise atom bombasına göre 1000 kat (en az) daha yıkıcıdır ve çalışma yapısını füzyon (birleşme) tepkimeleri oluşturur.

Nükleer silahlar %45 basınç, %35 termal enerji,%15 kalıntı radyasyon ve %5 ani radyosyon etkisi yaratır. Etkiler silahın cinsine, arazinin yapısına, silahın gücüne, patlatılma yüksekliğine, hedefin yapısına ve patlamanın gerçekleştiği noktaya olan uzaklığa bağlısır.

Patlama sonrasında yüksek ısı ve ışık meydana gelecek ve ortamda ani basınç yükselmesi oluşacaktır. Ortaya çıkan ışığa çıplak gözle bakmak görme kaybına neden olabilecek şiddettedir.  Isı ise ciltte derin yanıklar meydana getirirken çevrede de yangınlara neden olacaktır. Yavaş ilerleyen ancak etkisi büyük olan basınç artışı ise yıkımların temel nedenlerinden biridir. Canlılar için ise en büyük zararı radyasyon oluşturur. Ani radyasyonun etkisi daha büyük olsa da kalıcı radyasyon hasar bölgelerini uzun zaman yaşanılmayacak hale getiren sonuçlar doğurmaktadır.

Korunmak için ilk patlama anında dışarda iseniz;

  • Patlamayı fark eder etmez duvar dibine, kuytu bir yere ya da varsa bir çukura girip Kollarınızı başınızın üstünde kavuşturun.
  • Gözler kapalı olacak ve ışığı görmeyecek şekilde dizlerinizi karnınıza doğru çekip kapanmalısınız. Aynı zamanda açık yerlerinizi giysilerinizle örtmelisiniz.
  •  Bu durumu patlamanın ilk etkileri geçene kadar muhafaza etmek gereklidir (yaklaşık olarak bir dakika).
  • Evde iseniz aynı şekilde cam kırıkları ya da eşyaların gelemeyeceği bir yer bulup pencerelere sırtınız gelecek şekilde yatın ve kapanın. Açık yerlerinizi yine örtmeniz gerekecektir.

İlk etkinin geçmesi ile en yakınınızdaki sığınağa ya da korunabileceğiniz ve sığınak haline getirebileceğiniz yere ulaşmak için 30-60 dakikanız olacaktır.

  • Sığınağa ulaşınca üstünüzdeki tozları ve kırıntıları silkeleyin.
  •  Mümkünse elbiseleriniz değiştirin.
  • Sığınağa girince mümkün olduğunca temizlenmeye çalışın.
  •  Açıkta kalan yiyecekleri yemeyin ve suları içmeyin.
  • Katı meyve ve sebzeleri kabuklarını kalınca soyarak tüketmeniz daha doğru olacaktır.
  • Halsizlik, mide bulantısı ve kusma durumlarında yetkililere haber vermelisiniz.

ISO 14001 nedir?

Günlük hayatımızda rutin işlerimizi yaparken birçok kez alışverişte bulunuyoruz. Çoğu zaman acelemiz olduğundan ya da ilgimizi çekmediğinden aldığımız ürünlerin ambalajını incelemeden tüketiyoruz. Oysaki ürün ambalajları bize çok şey anlatabilir. Birçok insanımız ise bu ambalajları incelese de ne anlama geldikleri konusunda fikir sahibi değildirler.

iso-14001-cevre-bas-denetci-egitimi

Hemen hemen her ürünün üzerinde gördüğümüz ISO belgesi ibareleri ne anlama geliyor hiç düşündünüz mü? Şirketlerin müşterilerine teminat vermek ya da güvenlerini sağlamak amacı ile aldıkları ISO belgelerini takip etmek çok güç. O kadar çok çeşidi olmasının yanında içerikleri de birbirinden oldukça farklı. Ancak bu belgelerin genel kapsamlarını bilirseniz ürününü aldığınız firma hakkında da genel bir bilgi sahibi olmuş olacaksınızdır.

Bu yazıda sizlere ISO 14001’in genel içeriğinden bahsedeceğim. Diğer bir adı ile Çevre Yönetim Sistemi…

Her kuruluşun kendine has özellikleri olduğunu herkes kabul edecektir. Çevre konusunda da her kuruluşun izlemesi gereken prosedürler ve alması gereken ruhsatlar farklıdır. Kuruluşların çevreye verdikleri zararlar aynı olmadığı gibi alınacak önlemlerin farklı olması da beklenen bir sonuçtur. Kuruluşlar ISO 14001 belgesi almaya karar verdikten sonra belirlenmiş prosedürleri yerine getirmeli ve gerekli ruhsatları sağlamalıdırlar.

ISO 14001’i genel olarak şu şekilde açıklayabiliriz;

  • Şirketlerin çevreye verdikleri zararı en aza indirmek temel amaçtır,
  • Üretilen ürünün ne olduğundan çok nasıl üretildiği ile ilgili bir standartlaştırma biçimidir,
  • Şirketlerin hangi sektörde faaliyet gösterdiği ya da ne büyüklükte olduklarına bakılmaksızın uygulanabilecek bir yönetim sistemidir,
  • Gönüllülük esasına dayalı bir uygulamadır,
  • Global bir dili vardır ve uluslar arası alanda şirketlerin standartlara uygunluğunu belgeler.

Şirketlerin bu belgeyi almaktaki amaçları müşterilerinin güvenini sağlamak ve çevreye duyarlılıklarını kanıtlamaktır. Tüketiciler de bu belgeyi satın alacakları ürünlerde aramalı ve gerekliliğini şirketlere bildirmelidirler.