Cadılar bayramı

Amerikan kültüründe ve genel olarak Hıristiyan aleminde her yıl 31 Ekicadilar bayramim gününde kutlanılan Cadılar Bayramı; Pagan kültürüne dayanan geçmişine rağmen bu bağdan ziyade Azizler Günü’nün arifesi olması sebebiyle kuıtlanılan Hıristiyanlığa özgü bir gün olarak kabul edilmiştir.

Cadılar Bayramı’nın Batı dünyasındaki ismi “Halloween” şeklindedir. Bu kelimenin oluşumu “kutsal akşam” anlamına gelen “All Hallow Even” sözcük tamlamasnın kısaltılması ile gerçekleştirilmiştir.

Cadılar Bayramı’nda çocuklar korkunç görünümlü kostümler giyer, kapı kapı dolaşarak şeker, meyve, vb. hediyeleri toplarlar.

Cadılar Bayramı’nın sembolik temsilcisi gülen balkabaklarıdır. Bu güne özel olarak balkabaklarının içi oyulur, göz ve ağız yapılarak gülen bir yüz görünümü verilen balkabaklarının içinde mum yakılır, bu şekilde ürkütücü bir görünüm sergilemeleri sağlanır. Amerika’da büyük bir şölen olarak kutlanan Cadılar Bayramı, Batı kültüründe de kendine yer edinmiştir. Hatta, popülaritesi nedeniyle bu bölgelerin dışındaki ülkelerin bile zaman zaman gündemine girebilen bir kutlama haline dönüşmüştür.

Cadılar Bayramı’nın kökeninin Pagan kültüründe yer alan bir hasat festivali olduğu ileri sürülmektedir. Ancak, günümüzde bu bağ unutulmuş, tamamen Hıristiyan kültüründe yer alan özel bir gün olarak kabul edilmiştir.

Cadılar Bayramı’nda çocuklar çeşit çeşit şeker toplarlar, ancak bu güne özel en popüler şeker “elma şekeri”dir.

Hıristiyan dünyasına ait bir gelenek olarak kabul edilse de, Cadılar Bayramı’nın kutlanmasını kabul etmeyen muhafazakar bir Hıristiyan kesim de vardır. Genelde Katolik olan bu kesim Cadılar Bayramı adı altında bir kutlama gerçekleştirmezler.

Bu güne özel gerçekleştirilen aktivitelerden biri olan kovadan elma yakalamanın, bu günün tarihte Romalılarca sahiplenilmesi ve uygulanmasına ilişkin günümüze taşınmış bir ritüel olduğu düşünülmektedir. 

Cadılar Bayramı’nda gerçekleştirilen diğer aktivitelerden bazıları şu şekildedir:

  • Korkunç kostümler giyerek kapı kapı dolaşmak 
  • Korku filmleri izlemek
  • Perili ev diye tabir edilen mekruh evlere girmek.

Fibrokistik meme hastalığı

Fibrokifibrokistik memestik meme hastalığı son dönemde bayanların en çok maruz kaldığı durumlardan biridir. Öyle ki bu görülme sıklığının %90 civarında olduğu belirtilmektedir. Her ne kadar hastalık olarak anılsa da bu durum bir hastalıktan ziyade bir durum tespitidir. Fibrokistler malign değillerdir. İçleri sıvı dolu, etrafı lifli doku ile çevrili genelde iyi huylu kistlerdir. Ancak, günümüzde geçmişte karşılandığı kadar hoşgörü ile karşılanmamakta; bu kistlerin kanserli dokuları gizleyebileceği, tümöre dönüşebileceği endişeleri yaşanmaktadır. Bu nedenle fibrokist teşhisi konulan bayanların konuyu küçümsememeleri, bir doktor gözetimine girmeleri, düzenli kontrollerle durumun takibini sağlaması, kontrollerini hiç aksatmaması önemlidir.

Fibrokistik meme hastalığı teşhisi koyan doktor ultrason, mamagrofi gibi tetkiklerle görüşünü netleştirip, süreci takibe de geçebilir; görüntüleme tekniklerini yeterli bulmayıp, biyopsi için kistten bir parça alınması yolunu da seçebilir. Özellikle, ailesinde kanser öyküsünün olduğu bayanların çok daha dikkatli olması gerekmektedir.

Fibrokistler üç farklı şekilde oluşum gösterebilmektedirler:

  • Basit kistler
  • Komplike kistler
  • Kompleks kistler

Kanserin gelişmesi riskinin en fazla olduğu kistler kompleks kistlerdir. Bu tip  kistlerde kontrol sıklığı 6 aya kadar düşebilmektedir. Hatta, biyopsi hemen yapılarak, malign bir kitle olup olmadığı irdelenebilmektedir.

Özellikle 30 ila 40 yaş arasındaki bayanların elle meme kontrollerini gerçekleştirmeleri, bir kitle tespit etmeleri halinde bunun araştırılması için gerekli adımları atmaları çok önemlidir. Kanser oluşumlarının erken teşhisi hayat kurtarıcı bir rol oynamaktadır.

Adet dönemlerinde ve/ veya adet dönemi dışında memede görülen ağrılar da fibrokistik meme hastalığının en yaygın belirtileri arasındadır. Memede patolojik değişimler oluşması halinde, mesela meme ucundan akıntı gelmesi gibi durumlarda, vakit kaybedilmeden doktora başvurulmalıdır.

Fibrokistik meme hastalığının, yoğun rahatsızlık veren bir tablo eşlik etmiyor ise, tedavisi yoktur. Ancak, ağrı, vb. şikayetler rahatsızlık veriyor ise kistlere iki şekilde müdahale edilmektedir:

  • İğne ile aspirasyon: Kistin içindeki sıvı özel bir iğne ile çekilir.
  • Kistin tamamen çıkartılması: Kist cerrahi bir operasyon ile tamamen çıkarılır.

Tükenmez kalem

Günlük haytukenmez kalematımızda en çok kullandığımız kırtasiye ürünlerinden biri de tükenmez kalemdir. Dolma kalem yerine pratik kullanımı ile daha çok tercih edilmekte olan tükenmez kalemler kalıcı imzaların kahramanları olmuştur. İçeriğindeki bilyeli yapı sayesinde uzunca süre kullanılması mümkün olan tükenmez kalemlere, “tükenmez” denme sebebi de bu bilyeli yapı nedeniyle; bir tükenmez kalem ile bir ila iki kilometre çizgi çizilebiliyor olmasıdır.

Tükenmez kalemin mucidi ABD’li denizci John Loud’dur. Derileri işaretlemek için ihtiyaç duyduğu kalemi kendi icat eden John Loud, 1888 yılında, mürekkep dolu bir boru ve ucunda bir bilye ile ürettiği kalemin patentini de almıştır.

John Loud’ın geliştirdiği ilk modeli, 1935 yılında Macar Ladislao Biro, kimyager olan kardeşi ile birlikte geliştirmiştir. Arjantin Başkanına ürünü göstererek onayını ve teşviğini alan Biro kardeşler Arjantin’de seri üretim amacıyla ilk tükenmez kalem fabrikasını kurdular.

Ürünü görüp beğenen dünyanın birçok yerinden üreticiler kendi ülkelerinde üretime geçmeye başlayınca tükenmez kalem üretimininde ve pazarlamasında küresel bir rekabet de oluşmaya başlamıştır. Bu hızlı gelişme neticesinde ISO da tükenmez kalem için üretim standartları belirlemiştir:

  • ISO 12756
  • ISO 12757-1
  • ISO 12757-2
  • ISO 14145-1
  • ISO 14145-2

1998 yılında yayımlanan standartlar ile tükenmez kalem üretimine bir standardizasyon getirilmiştir.

Silinemeyen kalem ihtiyacını en etkin şekilde karşılayan tükenmez kalemdir. Zira, dolma kalemin mürekkep doldurma zorunluluğu ve zahmeti, ağırlığı gibi özelikleri tükenmez kalemi daha pratik bir ürün olarak öne çıkarmaktadır. II. Dünya Savaşı sırasında Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri, tüm uçuş personelinin kullanması için tükenmez kalemi tercih etmiştir. Çünkü, 3000 metreye varan yükseklikte akmayan tek kalem tükenmez kalem olmuştur.

Üretim teknolojilerindeki olağanüstü gelişmeler neticesinde, tükenmez kalem ürününde de inanılmaz boyutta çeşitlendirmeler gerçekleşmiştir. Renk, koku, sim, vb. birçok kategoride tükenmez kalemi çeşitlendirme söz konusu olabilmektedir.

Doğru nefes almak

Hepimiz nefes alırız. dogru nefesNefessiz yaşamak biz insanlar için mümkün değildir. Ancak, hepimiz nefes alıp verdiğimizin farkında olmadan yaparız bunu. Nefesimizin farkında olmamız istendiğinde ise bir an bocalarız, nefes alıp verişimiz yavaşlar ve nefesi farketmeye başlarız.

Nefesi farkederek alıp vermek, stresin vücuda olumsuz etkisini azaltan önemli bir farkındalık demektir. Doğru nefes alıp verirken, nefesi göğüsten değil diyaframdan almak önemlidir. Bunu yapıp yapamadığımızı anlamak için elimizi karnımızın üst bölgesine koyup, nefes alırken göğsümüz olduğu gibi dururken karnımızın şiştiğini, verirken de yine göğsümüz olduğu gibi kalırken, karnımızın indiğinizi hissetmeliyiz. Doğru nefes alırken, nefesi yavaşça ve uzun solukla burundan alıp, birkaç salise bekleyip sonra yine yavaşça ağızdan vermeliyiz.  Nefes hücrelere oksijeni taşıyan bir eylemdir ve hayati öneme sahiptir. Farkında olmadan alelacele alıp verilen nefeslerden aynı faydayı tam olarak temin etmek mümkün değildir.

Nefesin tam ve etkili olabilmesi, vücuda maksimum fayda sağlayabilmesi için; doğru bir şekilde alınmalsı gerekmektedir. Bu nedenledir ki; nefes alıp verişler oksijene en çok ihtiyacımız olan stresli anlarımızda artar. Çünkü nefes alıp veriş hızı yüksek olduğundan etkili bir oksijen taşıma yapılamamakta, yeterli oksijene ulaşmak için de aynı süre içinde daha fazla sayıda nefes alıp verme gerçekleşmektedir. Halbuki doğru nefes alıp verme uygulanırsa hücreler yeterince oksijenlenecek, bedende stres oluşmayacaktır. Bu nedenle stresli ve gergin olduğumuz anlarda bir an duraksayıp, nefes farkındalığını yakalayıp, düşük tempolu doğru nefes tekniği uygulandığında görülecektir ki beden relaks duruma geçmeye başlamıştır.

Doğru nefes tekniğini hatırlayıp uygulamak için bedende stres oluşumu beklenmemeli, doğru nefes almayı bir alışkanlık haline getirmelidir. Bu şekilde, daha huzurlu, daha sakin bir ruh halinde kalabilmenin de yolu açılmış olacaktır.

Orta oyunu

Torta oyunuürk tiyatrosunun en eski örneklerinden olan orta oyunu, Kavuklu ve Pişekar adlarında iki karakterin rol aldığı, sahnede değil de halkın içinde açık alanlarda oynanan bir tür tiyatro gösterisidir.

Orta oyunun kökeninin 19. yüzyıl olduğu kabul edilse de, bu dönem bugünkü bilinen haline en yakın dönemi kapsar, ancak çok daha eski dönemlerde orta oyununun köklerini bulmak mümkündür. Anadolu Selçukluları dönemindeki ikili konuşma şeklinde sergilenen bazı oyunlar, Osmanlı döneminde halkın içinde sözlü, müzikli icra edilen bazı gösteriler orta oyunun bugün bilinen haline gelmesinde etkili olmuş icralardır.

Orta oyununda önemli bir husus, oyunun tamamen doğaçlama icra edilmesidir. Etrafı kalabalıklarca çevrilerek adeta bir sahneye dönüştürülmüş halka açık bir meydanda Kavuklu ve Pişekar’ın hem güldüren, hem düşündüren sözleri eşliğinde oyun sergilenir. Oluşturulan bu doğal sahneye “Palanga” adı verilir. Palangalar genelde daire ya da oval bir şekil alırlar. Bazen kalabalıkları palanganın sınırlarında tutabilmek için, çevresine kazıklar çakılarak ipler gerilir. Sahnede evi simgeleyen bir paravan, dükkanı simgeleyen bir başka paravan ve bir de iskemle bulunur. Oyuncuların kulisi ve soyunma odaları “Sandık odası” adı verilen odadır.

Orta oyunlarında müzik de gösteriye eşlik ettiğinden, sahnenin yanında halkın önünde bir de çalgı ekibi yer alır. Oyun giriş, konuşma, fasıl ve bitiş şeklindeki bölümlerden ibarettir.

Orta oyunu Karagöz ve Hacivat oyunu ile benzerlikler gösterir, ancak Karagöz ve Hacivat oyununda bu iki ana karakter dışında karakterlerin oyuna dahil edilmesi mümkünden, orta oyununda bu söz konusu olmamaktadır. İki karakter vardır sadece; Pişekar ve Kavuklu. Pişekar; kültürlü, Arapça ve Farsça’yı iyi bilen bir karakterdir. Kavuklu ise daha az bilgili, genelde Pişekar’ın sözlerini yanlış anlayıp gülünç durumlara düşen bir karakteri içermektedir.

Bu iki karakterin kılıktan kılığa girmesi de söz konusudur. Kadın kılığına girilirse buna “Zenne” adı verilir. Bunun dışında Karadenizli, Rum, sarhoş, bekçi, vb. birçok farklı içerikte karakter de gösteride canlandırılabilmektedir.

Körebe

Çocuklukkorebe dönemi her türlü eğlencenin ve oyunun en yüksek düzeyde yaşandığı, hayatımızın en özel ve en keyifli dönemlerinden biridir. Bu döneme ait birçok oyun da hafızalarda yaşanmakta, yeni nesillerle paylaşılıp, geleceğe aktarılmaktadırlar.

Bu oyunlardan biri olan Körebe, büyük küçük birlikte oynanabilen eğlenceli oyunlardan biridir. Körebede, bir ebe ve onun yakalamaya çalışacağı ikiden fazla oyuncu bulunur. Ebe olarak seçilen kişinin gözleri bir eşarp, mendil, vb. eşya ile bağlanır. Etrafı kesinlikle göremez hale gelmesi önemlidir. Bunu birkaç test ile kontrol etmekte fayda vardır. Oyunun adı da zaten buradan gelmektedir: Kör- ebe.

Ebe ortaya alınır, birkaç tur kendi etrafında çevrilir ve herkes bir tarafa doğru kaçışır. Ebe bu gruptan herhangi bir oyuncuyu yakalayıp ebeliği devretmeye gayret eder. Yakaladığı oyuncunun adını söylemesi gerekmektedir. Eğer, bu isim doğru ise o oyuncu ebe olur, eğer yanlış ise ebelik aynı oyuncuda kalmak sureti ile oyun yeniden başlar.

Bu eğlenceli oyunun keyifli vakit geçirmek dışında çocuk gelişiminde faydaları çoktur. Öncelikle sosyal açıdan bir grup halinde uyum gösterip oyun oynamak, özgüveni ve iletişim becerilerini geliştirmektedir. Bunun haricinde ebenin görmeden yakalama becerisi gösterebilmesi için görme dışındaki diğer tüm duyularını ve hissetme yetisini maksimum düzeyde kullanması gerekeceğinden bu yetilerin gelişmesi de söz konusu olmaktadır.

Ebe yakaladığı oyuncunun kim olduğunu tahmin etmek durumunda olduğundan, oyun başlamadan gerek fiziki özellikler, gerek giyim kuşam açısından diğer oyuncularla ilgili belleğinde bilgi depolaması ve bu bilgiyi herhangi bir oyuncu yakaladığında kullanması gerekeceğinden koordinasyon, irdeleme ve eşleştirme becerileri ileri düzeyde gelişim gösterecektir.

Oyunlar, çocuk gelişimi üzerinde çok faydalı aktivitelerdir. Bu oyunlarda annelerin ve babaların çocuklara eşlik etmesi, çocuğun özgüven kazanımında, anne ve baba ile olan iletişiminde önemli faydalar arz etmektedir.

Kardeş kıskançlığı

İki kardes kiskancligiveya daha fazla çocuklu ailelerde yaşanan en büyük problem özellikle ilk yıllarda yoğun olarak görülen kardeş kıskançlığıdır. Genelde ilk çocuğun kendinden sonra gelen yeni kardeşe karşı sergilediği bu kışkançlıkta en etkili olan husus, anne ve babanın ( ama özellikle annenin) paylaşılamaması, annenin ilgisinin azalması korkusudur.

Tek çocuk olarak belirli bir yaşa geldiğinden, evin ve evin çevresinin ilgi odağı olmaya alışkın olan çocuklar; eve yeni bir kardeş geldiğinde büyük oranda ve hemen hemen her evde bocalamaktadırlar. Özellikle de 2 ila 5 yaş arası abla ya da abi olan çocukların bu büyük değişimi kabullenmesi zaman alabilmektedir.

Kardeş kıskançlıklarında yaşanan tabloları sevimli çekişmeler olarak kesinlikle görmemeli, bu tarz duruma düşen çocukların anne ve babalar tarafından kontrol altında olmaları sağlanmalıdır. Zira, yaşı küçük çocuklar yaptıklarının ve yapacaklarının sonuçlarını tahayyül etme yetisine sahip olmadıklarından kardeşlerinin ölümüne kadar giden bazı sorunların yaşanmasına neden olabilmektedirler.

Anne ve babaların bu durumda dikkat etmesi gereken ilk husus, yeni gelen bebekle birlikte diğer çocuk üzerindeki ilgilerini tamamen kesmemeleridir. Çocukla konuşarak yeni gelen bebeğin hayatlarında neden olacağı değişimlerden, bu süreçte ondan alabileceğiniz yardımların ne olduğundan, bu yardımları arzu ediyorsa şayet ondan seve seve kabul edeceğinizden bol bol bahsedin. Bebeğin altını değiştirirken örneğin bezini çöpe atma işini, ya da altına krem/pudra sürme işini ona verin. Bu yardımından dolayı duyduğunuz memnuniyet için onu küçük bir jest ile ödüllendirin. Abla ya da abi olmanın güzel yanları hakkında onunla bol bol sohbet edin. Çocuğu bebek – anne bağından uzak asla tutmayın. Zira, en büyük sıkıntı çocuğun bu bağın dışına itildiğini hissetmesi ya da zannetmesidir.

Doğum sonrası sendromları, bebeğin getirdiği ilave iş yükü ile bunaltıcı bir dönem yaşayan annelere bu dönemlerde babaların çok fazla yardımcı olması gerekmektedir. Baba ile büyük çocuk arasındaki bağ yeterince kuvvetli değilse bu bağın kuvvetlendirilmesi için de bu dönemi bir fırsat olarak görülmelidir.

Belirli bir dönem bu hassasiyetler içinde geçirildiğinde, çocuk kaybetmek üzere olduğu güven hissini yeniden oluşturacak, sürece adapte olacaktır. Aşmakta zorlandığı düşünülüyor ise zaman kaybetmeden de bir uzman yardımı alınmalıdır.

Destek hizmeti ve süreci nedir?

Destdestek hizmetek hizmeti adı ile gruplanmakta olan bir grup faaliyet birçok sektörde mevcuttur. Esas itibarıyla, “destek hizmeti” kurumun asli faaliyeti dışında kalan, ancak asli faaliyetin icrasını mümkün kılan ya da kolaylaştıran yan süreçleri içeren faaliyetleri kapsamaktadır.

Bankacılık sektöründe destek hizmetini tanımlamak ve gerekli çalışma usul ve esaslarını kapsayan bir yönetmelik Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu’nca yayımlanmıştır. Yönetmelikte, destek hizmeti kuruluşu tanımı hususunda Bankacılık Kanunu’na atıfta bulunulmaktadır.

Bankacılık Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca yer verilen tanım şu şekildedir:

“Destek hizmeti kuruluşu; Bankaların, mevduat veya katılım fonu kabulü, nakdî, gayrinakdi her cins ve surette kredi verme ve bu Kanunun uygulamasında kredi olarak sayılan işlemler dışında kalan faaliyetlerini banka adına gerçekleştiren; ya da reklamının yapılması hariç olmak üzere mevduat veya katılım fonu kabulü dışındaki faaliyetlerinden herhangi birinin pazarlanması da dahil gerçekleştirilmesinde bankaya yardımcı nitelikte hizmet veren kuruluşlarını kapsar.”

Destek hizmetleri bankacılık sektöründe olduğu gibi kurum içi destek süreçler haricinde, üçüncü partilerce sunulan hizmetler de olabilmektedir.

Kurum içinde mevcut olan destek süreçler, asli faaliyetin icra edilmesi için gerekli ortamı hazırlayan ve iş adımlarının uygulanmasını kolaylaştıran süreçlerdir. Bu süreçlere en yaygın örnek olarak; lojistik, bilişim, idari işler, personel işleri gibi faaliyetler ve süreçler verilebilir. Ancak, ana faaliyeti bilişim ürünleri üretip satmak olan bir firmada, doğal olarak bilişim ürünü süreci ana faaliyet konusu olduğundan böyle bir firmada bilişim faaliyetleri; destek hizmet ya da süreç olarak isimlendirilemeyecektir. Destek hizmeti ayırımını yapabilmenin ana kriteri de budur; firmanın ana faaliyeti dışında kalan ancak ana faaliyeti destekleyen süreç olmak.

Destek hizmetler ön planda olan süreçler olmadıklarından önemleri ilk bakışta anlaşılmaz. Ancak, kurumlarda hayati öneme sahip olan bu hizmetlerin etkin şekilde kurulup işletilmesi oldukça önemli bir gerekliliktir.

Sporun faydaları

Genelde zayıflama ile sporbirlikte anılan spor, aslında kilo kontrolüne olan büyük yararlarının yanı sıra her bedenin ihtiyaç duyduğu disiplin ve dinamizmi sağlayan en etkili aktivitedir.

Spor; esas olarak, önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde bireysel olarak ya da takımlar halinde rekabet içinde gerçekleştirilen daha profesyonel aktiviteleri tanımlamak için kullanıldığı gibi, bedensel açıdan ideale ulaşmak için gerçekleştirilen fiziksel aktiviteler de bu başlık altında ele alınabilmektedir.

Sporun faydalarını üç başlıkta ele almak mümkündür:

  • Sporun fiziki faydaları
  • Sporun zihinsel ve psikolojik faydaları
  • Sporun sosyal faydaları

Spor; kandaki iyi kolesterol olarak bilinen HDL miktarını artırıcı etki yapar. Kalp damar sisteminin performansını yükseltir ve güçlendirir. Spor, vücuttaki fazla enerjinin en etkin şekilde vücuttan atılmasını sağlar, vücuda zindelik ve güç kazandırırken, fazla kilo alımının da engellenmesini sağlar. Akciğer kapasitesini artırarak, oksijenin kana geçimini kolaylaştırır. Spor, cildi gerginleştirir, vücuda form kazandırır. Düzenli spor bağışıklık sistemini güçlendirir, tüm kanser türlerine karşı vücudu güçlü kılar. Eklem esnekliğinin korunmasında sporun faydası çok fazladır.

Spor; stresin olumsuz etkilerinin azalmasını sağlar. Düzenli spor yapan kişiler pozitif düşünme yeteneklerini artırarak; depresyon, vb. ruhsal rahatsızlıklardan muzdarip olma risklerini azaltırlar. Spor, endişe ve kuruntuları azaltır. Spor yapan kişilerde yaratıcılık yeteneği de gelişkin olmaktadır. Düzenli yapılan spor, zihinsel performansın da artmasını sağlayan en değerli aktivitedir.

Sporun kişiye olan faydalarının yanı sıra topluma faydaları da oldukça fazladır. Spor yapma oranının arttığı toplumlarda suça eğilimli olma durumunun ters orantı ile azaldığı gözlemlenmektedir. Spor, birlikteliği, takım ruhunu teşvik eden bir aktivite olduğundan, yardımlaşma, empati ve işbirliği gibi değerli sosyal gereksinimleri öne çıkarmaktadır. Spor ile kazanılan disiplin öncelikle kişinin kendisine sonra da topluma olumlu yansımaların oluşmasına zemin hazırlar.

Spor dalları evrensel uygulamalar boyutunda olduklarından, çeşitli spor etkinlikleri ile turizmin de gelişmesine katkıları oldukça fazladır.

Başkanlık sistemi

baskanlik sistemiBaşkanlık sistemi; günümüzde birçok ülke tarafından, farklı şekillerde de olsa, uygulanmakta olan bir yönetim şeklidir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ndeki başarılı uygulanışı ile algılanan Başkanlık sisteminin, arzu edilen sonuçların alınamadığı başarısız uygulama örnekleri de mevcuttur.

Başkanlık sisteminin, en ayırt edici özelliği yasama ve yürütme arasındaki bağın tamamen koparılmasıdır. Bu sistemde yasama yürütmeyi feshedememektedir. Halk oyu ile seçilen bir başkan mevcuttur ve bu başkanın görevden alınması yönünde parlamentoların hiçbir yetkisi bulunmamaktadır. Bu yönü ile başkanlık sisteminin aldığı en büyük eleştiri otoriter bir rejime götüren sistemi içeriyor olduğu yönündedir. Bu tez kapsamında; yasama, yürütme ve yargı arasında tam bağımsızlık sağlanması arzu edilen bir sonuç olmakla birlikte, yürütmenin iktidar yetkisinin gereğinden fazla genişletilmesinin bu sonucu doğurduğu ileri sürülmektedir.

Başkanlık sisteminde başkan, yasa önermemekle beraber, yasamanın önerdiği yasaları veto etme yetkisine sahip olmaktadır. Bu vetolar; yasama yönünde gerekli bazı çoğunlukların sağlandığı durumlarda aşılabilmektedir.

Sabit bir süre için halk oyu ile seçilen başkan; süresinden önce herhangi bir şekilde hükümeti düşürme durumu olmamaktadır. Bazı sistemlerde meclis soruşturması gibi istisnalar olmakla birlikte, başkanlık sisteminin temeli, belirli bir süre boyunca görev yapan bir başkanın olması esasına dayanmaktadır. Tek kişilik yürütme olarak görev yapan başkan; kendisine bağlı tüm birimleri tam yetki ile yönetme hakkına sahiptir.

Başkanlık sistemi avantajları ve dezavantajları ile birçok ülkede uygulanmaktadır. Olumsuz örnek kapsamına alınan örnekler genelde Latin Amerika ülkelerinde uygulanan başkanlık sistemlerinden çımaktadır.

Başkanlık sistemini yarı- başkanlık sistemi şeklinde uygulayan (Fransa gibi) ülkeler de mevcuttur. Yarı- başkanlık sisteminde; yürütmenin başı ile yasamanın başı yetkileri paylaşmaktadır. Cumhurbaşkanı halk oyu ile seçilmekte ancak yasamaya karşı da sorumlulukları bulunmaktadır. Yarı başkanlık sistemi için söylenebilecek en doğru tanım, parlamenter sistem ile başkanlık sistem arasında bir kademeyi içeren sistem olduğudur.

Hafif bir yaz tatlısı

Yaz akşamlarında serin ve hafif güzel bir tatlı yapmak arzusunda iseniz, tam size göre bir tarifi bu satırlarda bulmanız mümkün olacaktır. Yapımı ve malzeme temini oldukça kolay olan tatlınız, albenili görüntüsü, eşsiz lezzeti ile davetlerinizin de kurtarıcısı olmaya adaydır.

Öncelikle tatlınızın malzemelerini hazırlamanız gerekecektir. Arzu ettiğiniz bir mevsim meyvesini tercih edebilirsiniz, biz size şefatliyi önereceğiz.

  • İki adet çok olgunlaşmamış, ancak çok da sert olmayan şeftali,
  • Bir paket jöle,
  • Bir paket krem şanti,
  • Bir paket potibör bisküvi (sade),
  • İsteğe göre bir avuç dövülmüş fındık ya da ceviz.

Dikdörtgen şeklindeki bir borcamın alt yüzeyine iki sıra pötibör bisküvi diziniz. Dizimin düzgün olmasına, bisküvileri kırmadan kullanmaya özen göstermeniz, sonuçta oluşacak görsel ziyafet için önemlidir.

Bisküvilerin üzerine temizlenmiş ve ince dilimlere ayrılmış şeftalileri yaratıcılıkta sınır tanımadan estetik bir biçimde diziniz. Üst katın şeftaliler ile tamamen kaplanmasını sağlayınız.

Ayrı bir kapta eritip hazırlamış olduğunuz jöleyi bisküvilerin ve meyvelerin üzerine dökünüz. Bu aşamada tatlınızı önce oda sıcaklığında ılıtıp, sonra buzdolabına kaldırıp donmasını sağlayınız. Bu arada ayrı bir kapta krem şantinizi hazırlayın. Buzdolabındaki tatlınızı, jölesi donup kıvam alınca dolaptan çıkarıp, krem şanti ile en üst katı tamamen kaplayınız. Sonra tekrar dolapta hafifçe dondurduğunuz tatlınızı servis yaparken dövülmüş fındık ya da cevizle süsleyebilirsiniz.

Tatlının ana katlarını yaparken borcamınızın müsaitliğine göre tatlı katlarını iki sıra bisküvi bir sıra meyve dilimleri olacak şekilde bir kat daha artırabilirsiniz. Meyve seçimlerinde şeftaliyi ilk tercih olarak belirlemenizi tavsiye etmekle birlikte; kayısı, muz, ananas gibi değişik meyveleri de tercih etmeniz mümkündür. Meyve ve jöle seçimlerinizin lezzet açısından uyum göstermesine dikkat etmeniz lezzetin maksimize edilmesi açısından önemlidir.

Serin ve hafif yaz tatlınız hazır; afiyet olsun!

Mantra nedir?

“Manmantratra”, Sanskritçe bir kelime olup, Türkçe karşılığı “fikir aracı” olan, dini hece ya da şiirlere verilen isimdir. İlk olarak Hindistan’da ortaya çıkan mantralar, daha sonra Budistler, Sikhler, Jainler tarafından benimsenmişlerdir.

Mantralar; psikolojik açıdan enerji sağlayan kalıplaşmış, sanatsal yönü de olan hecelerden ibarettir. Tek kelime de olabileceği gibi bir mantra birkaç kelimeden ibaret bir cümle de olabilir.

Mantralar etkilerini üç yolla göstermektedirler:

  • Kelimenin ya da kelimelerin sahip olduğu tını bizzat mantranın içeriğinden bağımsız olarak etki gösterirler. Tıpkı sözlerini anlamadığımız halde beğendiğimiz şarkıları da sevebilmek, onlardan etkilenmek gibi, mantralar da sadece kelimelerin sahip olduğu bu tını sayesinde etki gösterebilmektedirler.
  • Anlamı ile mantralar ikinci etkilerini gösterirler. İçeriğin sahip olduğu ve yansıttığı düşünsel boyutun da iki aşaması vardır: birincisi mantranın ikinci etkisini oluşturan ilk etapta anlaşılan direkt anlamdır.
  • Mantranın üçüncü etki yolunu içeren husus ise içeriğin sahip olduğu düşünsel boyutun ikinci etkisini kapsayan dolaylı anlam, ilk etapta anlaşılan anlamın arkasına saklanmış ikinci anlamdır.

Mantraları uygulamanın da üç yolu mevcuttur:

  • Mantra bir şarkı gibi sesli olarak tekrarlanarak söylenebilir.
  • Mantra sadece dudakları hareket ettirmek suretiyle mırıldanarak söylenilebilir.
  • Mantra sadece düşünme yolu ile içsel olarak uygulanabilir.

Mantralar konsantrasyon sağlamanın en etkili yollarından biridir; meditasyona eşlik edebildikleri gibi bağımsız olarak her yerde, her ortamda, her şekilde uygulanabilmektedirler. Mantraların içerdiği giz; içeriklerinden ziyade, onların uygulanması esnasında uygulayanın sahip olduğu niyet, özdisiplin ile çok daha belirginleşmektedir. Ruhsal olgunluk, ruhsal disiplin mantraların etkilerini artırır.

“OM” şeklindeki  tek kelimelik mantra konuyla ilgisi olmayanların dahi bildiği, yaygın kullanılan mantralardan biridir. Bu derece yaygın kullanılmasının nedeni tek kelimelik bu mantranın sahip olduğu çok geniş anlamsal içeriktir:

  • Sonsuzluğun içe çekilmesi
  • Sonsuzluğun uzak hedef seçilmesi
  • Gerçeğin içimizde gelişmesi
  • Zincirlerin kırılması ve özgürlüğe kavuşulması, gibi.

Cüme şeklindeki mantralara en bilinen örnek ise “Om Mani Padme Huma”dır. Bu cümlede; “Mani Padme” ifadesi, “mücevher lotus çiçeği”; “Huma” kelimesi ise günahlardan arınma anlamını içermektedir. “Om” ise birçok mantrada yer alan belirli bir anlamı olmayan kelimedir.

Aslanağzı çiçeği

Aslanağzı aslanagzi cicegiçiçeği; Plantaginaceae ailesine ait, Antirrhinum cinsinden bir bitki türüdür. “Aslanağzı” olarak genelde bilinen cinsin adı Antirrhinum Majus’tur. Çiçeğe toplum içinde “aslanağzı” denmesinin sebebi, her iki tarafından bastırıldığında tıpkı bir aslanın ağzı şeklinde açılmasıdır.

Aslanağzı çiçeği; ortalama 40 ila 80 cm boylarına ulaşan tek yıllık otsu bir bitkidir. Anavatanı Akdeniz etrafındaki ülkelerdir. Ancak, diğer ülkelerde de bu çiçeğin yetişebildiği görülmektedir. Beyaz, pembe, lavanta rengi, turuncu, kırmızı gibi farklı renklerde olabilen aslanağzı çiçeği; susuzluğa dayanıklı, toprak çok fazla seçmeyen, ömrü uzun bir bahçe bitkisidir. Daha ziyade güneşli yerlerde yetiştirilmesi tavsiye edilmektedir. Yaz başlarında çiçeklenen aslanağzı çiçeği, sonbahara kadar çiçeklerini muhafaza eder.

Bahçenizde aslanağzı çiçeği yetiştirmek isterseniz tohum ya da fide seçeneklerinden birini tercih ederek işe başlamanız mümkündür. Bahçenizin güneş alan bir bölgesine tohumlarınızı ya da fidelerinizi 20 cm ara ile ekin. Fideyi tercih ettiyseniz şayet, çok uzamadan tepeden keserseniz birkaç gövde halinde çiçeğin büyümesini sağlayabilirsiniz.

Aslanağzı çiçeği toprak konusunda çok seçici olmamakla birlikte, siz yine de çiçeğinizin toprağını suyu en iyi şekilde süzdüren toprak cinsinden oluşturun. Gübre çok elzem değilse de gübrelenmiş, geçirgen, kireçli topraklar aslanağzı çiçeği için ideal ortamı teşkil etmektedir. Çiçeği ilk ektiğiniz günlerde sık sık sulamayı ihmal etmemelisiniz; ki bu toprak kumlu bir toprak ise her gün sulamanız yerinde olacaktır. Çiçeğin tuttuğundan emin olduğunuzda sulama sıklığını, toprağının iyice kurumasını beklemek suretiyle ayarlamanız yeterli olacaktır. Aslanağzı çiçeği susuzluğa dayanıklı bir çiçek türü olduğundan, sulamayı ihmal etmemek, ancak sık sık da kesinlikle yapmamak önemlidir.

Aslanağzı çiçeği dayanıklılığı ve gösterişli güzelliği ile kesme çiçekçilikte de tercih edilen çiçeklerin başında gelmektedir. Kesme çiçekçilikte kullanılan aslanağzı çiçeklerinde kesim için ilk beş çiçeğin açması beklenmektedir.

Etsiz türlü nasıl pişirilir?

Türlturluü, adı üstünde her türlü sebzeyi bir araya getiren leziz yemeklerimizden biridir. Özellikle yaz mutfaklarının gözde yemeklerinden olan türlü yemeğini iki farklı şekilde; etli ya da etsiz pişirmek mümkündür.

Etsiz türlü yemeği yapmak için malzemeler şunlardır:

  • Yarım kilogram taze fasulye
  • Patlıcan: 2 adet
  • Kabak: 2 adet
  • Patates: orta boy iki adet
  • Sivri biber: iki adet
  • Domates: orta boy iki adet
  • Bir adet orta boy kuru soğan
  • İki diş sarımsak
  • Bir yemek kaşığı salça (biber ve domates karışımı önerilir.)
  • Yarım çay bardağı yemeklik sıvı yağ
  • Yarım çay kaşığı karabiber
  • Yarım çay kaşığı pul biber
  • Bir tutam tuz
  • 2 su bardağı sıcak su.

Etsiz türlü yemeğine bu sebzeler haricinde bamya da katılabilmektedir. Ancak, bamyanın salyalanmasını engellemek adına yemeğe katmadan önce sirkeli suda birkaç dakika kaynatılıp, ondan sonra türlü yemeğinde kullanılması önerilir.

Yemeği yapmaya başlamadan önce temizlenip, kırılmış taze fasulyelerin ayrı bir yerde bir süre haşlanması gerekmektedir. Zira, diğer tüm malzemelerden çok daha geç pişen taze fasulyenin tüm malzemeler ile birlikte pişirilmesi önerilmemektedir. Taze fasulyeler yarı pişmiş kıvama gelene kadar haşlanmalıdır.

Türlü yapımına başlayabiliriz. Tencereye yağı koyup, doğranmış soğanı ilave edip kavurun. Sonra ezilmiş sarımsak ile ince dilimlenmiş sivri biberleri eleyip kavurmaya devam edin. Salçayı ve daha sonra ince doğranmış domateslerinizi ilave edin. Karıştırarak kavurun.

En sonda da ince ince veya küp şeklinde doğranmış diğer tüm malzemeleri ve haşlanmış taze fasulyeyi tencereye ekleyip, sıcak su ve tuzu da koyup karıştırın. Ocağı kısık ateş durumuna getirip, tencerenin kapağını kapatın. Ağır ağır pişirmek türlüyü en leziz kıvama getirecektir. Türlü bu şekilde; yaklaşık yarım saat, patatesler yumuşayıncaya kadar pişirilir. 

Tüm malzemeler piştikten sonra, ocağı kapatıp, türlünüzü servise hazır hale getirin.

Alevilik

Ülkemizde Sünnilik’alevilikten sonra en çok mensubu olan İslami mezheplerden biri olan Alevilik; kelime anlamı itibarıyla “Hz. Ali yanlısı, Hz. Ali taraftarı olmak” gibi bir anlam ifade etmektedir. Mezhep ise, “tutulan, takip edilen yol” anlamındadır.

Aleviliğin kökeni de Hz. Ali dönemine kadar uzanmakta olup, Hz. Ali döneminde de “Alevi” kavramının bulunduğu ifade edilmektedir.  Aleviler de son peygamber olarak Hz. Muhammed’i kabul eder, sayar ve severler. Sünnilikteki “Allah-Muhammed- Dört Halife” inancı, Alevilik’te “Allah (Hakk)-Muhammed-Ali” şeklindedir. Ehl-i Beyt ve Oniki İmamlar da Alevilik’te önemsenmektedir.

Aleviler, Hz. Muhammed’in son peygamber olduğunua Hz. Ali’nin ise imam ve vekil olduğuna inanırlar. Alevilikte ibadetler “Cemevi” adı verilen ibadethanelerde gerçekleştirilmektedir. “Cem” Arapça bir kelime olup, “toplanma, bir araya gelme” gibi anlamlar içermektedir. Alevilerin toplu bir şekilde gerçekleştirdikleri cem ibadeti; bir Alevi Dedesi gözetiminde ve liderliğinde icra edilir. Alevi toplumunda dini inanç liderlerine “Dede” adı verilmektedir. Alevilik’te hiyerarşik bir yapı vardır. “Yola gönül veren olarak” tanımlanan her talibin bir dedesi bulunur. Dedelerin de dedeleri vardır. Dedeler eğiten, danışılan kişilerdir. Cem ibadeti esnasında on iki ayrı kişi tarafından yerine getirilen bazı görevler vardır ki bunlar “On iki hizmet” adı ile anılırlar.

Alevilikte “yol” olarak tanımlanan inanç yapısı “Dört Kapı Kırk Makam” olarak isimlendirilmiştir.

Dört Kapı şu şekildedir:

  • Şeriat Kapısı
  • Tarikat Kapısı
  • Hakikat Kapısı
  • Marifet Kapısı

Bu dört kapı aynı zamanda bazı mertebelere işaret ederler. Şeriat Kapısı- Müminlik mertebesi; Tarikat Kapısı- Zahidlik mertebesi; Hakikat Kapısı- Ariflik Mertebesi ve Marifet Kapısı- Muhiplik mertebesi ile eşleştirilmiştir.

Bu dört kapı altında bazı vazife ve erdemleri içeren “makam” adı verilen toplam kırk madde yer alır.

Alevilik’te de “oruç” isimli bir ibadet mevcut olup, bu orucun Sünni orucundan farkları bulunmaktadır. Aleviler; Ramazan’da Kadir Gecesi’ni de içeren üç gün boyunca oruç tutarlar. Muharrem ayında da on iki gün oruç tutulur. Muharrem ayından sonraki üç gün daha yine oruç tutulmaktadır ki; bu oruca “Hızır Orucu” denilmektedir. Muharrem orucundan önce üç gün bir başka oruç tutulur; bu oruca da “Masumu paklar orucu” adı verilmektedir.