Selçuk Yula kimdir?

8 Kasım 1959 yılında Ankara’dselcuk yulaa doğan Selçuk Yula, Fenerbahçe’de oynadığı dönemdeki futbolu ile kalıcı bir üne kavuşmuş, ünlü bir futbolcu, günümüzde de spor yorumculuğu ve yazarlığı yapan bir spor adamı idi. 6 Ağustos 2013 tarihinde İstanbul’da geçirdiği kalp krizi sonucunda, 54 yaşında hayata veda etmiştir.

Selçuk Yula futbol kariyerine 1977 yılında Şekerspor’da başlamıştır. 1979 yılına kadar bu kulüpte futbol oynayan Yula, 1979 yılında Fenerbahçe’ye transfer olmuştur. 1986 yılına değin bu kulüpte futbol oynayan Selçuk Yula, oynadığı futbol ile kendisine geniş bir hayran kitlesi oluşturmayı başarmıştır. Golcülüğü ile ön planda olan, penaltı vuruşları ile haklı bir ün kazanan futbolcu, iki sezon üst üste gol krallığına ulaşma sevincini de hem yaşamış, hem yaşatmıştır. Selçuk Yula’nın gol kralı olduğu sezonlar şu şekildedir:

  • 1981-1982 sezonu: 16 gol ile
  • 1982-1983 sezonu: 19 gol ile.

Fenerbahçe’den sonra Selçuk Yula, yurtdışına açılmış, 1986 yılında Almanya’nın Bundesliga takımında futbol oynamaya başlamıştır, ancak bu deneyimi sadece bir sezon sürmüş, tekrar yurda dönmüştür. Yurda döndükten sonra Sarıyer’de futbol oynamaya devam etmiştir.

Selçuk Yula, 1987-1991 yılları arasında Sarıyer Kulübü’nde oynadıktan sonra 1 yıl da Galatasaray’da futbol oynamış ve sonrasında da aktif futbolculuğuna son vermiştir. Selçuk Yula, jübilesini oynadığı son maç ile değil, futbolu bıraktıktan bir süre sonra Erzurumspor ve Fenerbahçe arasında oynanan özel bir karşılaşmada gerçekleştirmiştir.

Selçuk Yula, futbol hayatı süresince 14 kez milli takıma seçilmiş, 3 kez de milli takımın kaptanlığını yapma ayrıcalığını yaşamıştır. Selçuk Yula, son dönemde Fenerbahçe TV’de spor yorumculuğu ve Fotomaç Gazetesinde spor yazarlığı yapmaktaydı. Evli ve bir kız çocuğu babası olan Selçuk Yula, 6 Ağustos 2013 tarihinde, geçirdiği kalp krizi neticesinde, genç bir yaşta hayata veda ederek, birçok kez çok sevindirdiği ve mutlu ettiği hayranlarını derin bir üzüntüye boğmuştur.

Golf nedir, nasıl oynanır?

Golf, mevcut tüm sporlar içigolfnde olukça ilginç, hoş ve kendine has bir yere sahiptir. Bir sopa, bir top ile oynanır; doğa içinde yeşil bir parkur ve bu parkur içinde topun girmesi için özel olarak hazırlanmış çukurlar söz konusudur.

Golfte “green” adı verilen parkurda yer alan çukurların her birinin “par” adı verilen ve o çukura topun kaç vuruşta girmesi gerektiğini gösteren bir tanımı vardır: par 3, par 5, vs. gibi.  Oyuna katılan tüm oyuncular başlangıç vuruşlarını yaparak oyunu başlatırlar. Bu atışlar ile parkurun düzgün çim olan bölgelerine ulaşmak, “kaba çim” tabir edilen bölgelerinden ise mümkün olduğunca uzak kalmaya gayret edilir. Tüm oyuncuların ana amacı az vuruş yaparak parkuru tamamlamaktır. Toplam 18 parkur tamamlanınca oyun biter ve oyunu en az vuruş yapan oyuncu kazanır.

Golf oyununda esas olarak rakip diğer oyunculardır. Puan esasına göre galibiyet belirlenir. Ancak, golfçüler arasında geçerli bir kabullenmeye göre, sahip olduğu zor koşullar nedeni ile en büyük rakip bizzat golf sahasının kendisidir.

Golfte iki ana prensip evrenseldir: hem oyuncuya saygı söz konusudur; hem de sahaya saygı.

Oyuncuya saygı ile kastedilen alt prensipler ise şunlardır:

  • Golf oyuncusu topa vurma hazırlığına girdiği andan, vuruşu gerçekleştirdiği ana kadar hiç ses çıkarılmaz. Golfçünün konsantrasyonunun negatif şekilde etkilenmesine neden olunmaz.
  • Vuruş yapan golfçüye aşırı derecede yakın durulmaz. Tam karşısında ve aynı hizada durmak en ideal bekleme pozisyonudur.
  • Pata yapan golfçüye yakın durulmaz. Pata hattının dışında beklenir.

Sahaya saygı ile kastedilen alt prensipler ise şu şekildedir:

  • Vuruşlar sırasında oluşması muhtemel hasarlar tamir edilmelidir.
  • Çim kapakları yerlerine konmalıdır.
  • Yeşil sahada (green’de) oluşan top izleri ve diğer hasarlar düzeltilmelidir.
  • Kum engelinde oluşan hasarlar ve izler düzeltilmelidir.

Patagonya

patagonyaGüney Amerika’da, Şili ve Arjantin arasında kalan bölgeye “Patagonya” denilmektedir. Bölgenin adının Patagonya olmasının sebebi, rivayete göre, Ferdinan Magellan’ın Magellan Boğazı’ndan geçerken, guanako postlarına bürünmüş , yüzleri boyalı yöre insanlarını “patagon” adlı canavara benzetmesi ve bu nedenle “patagonların ülkesi” anlamında bölgeye “Patagonya” denilmesidir.

Patagonya bölgesinin sınırları; kuzeyde Arjantin’deki Rio Colorado, Şili’deki Bio Bio nehirleri; güneyde Magellan Boğazı’dır.

Patagonya bölgesinde yaşayan insan sayısı oldukça düşüktür, kilometrekareye düşen insan sayısı sadece 2’dir. Bu sayının bir olduğu bölgeler dahi vardır.

Bölgede iki türlü iklim vardır. Arjantin tarafında kalan kısımda daha kurak bir iklim hakimken, Şili tarafında kalan bölgede Valdivia Yağmur Ormanlarının da etkisi ile daha yağmurlu bir iklim söz konusudur. Bölgenin tamamı genel olarak bol rüzgar alır. Güneyde bulunan ve  “Ateş Toprakları ( Tierra del Fiago)” adı verilen bögede yarı Antarktika iklimi söz konusudur. Şili kısmında yer alan buzul, kutuplardan sonraki en büyük buzuldur.

Patagonya’da bitki örtüsü olarak “pampas” adı verilen tek tip stepler mevcuttur. Bölgede görülen hayvanlar guanakolar, nandular ve kondorlardır. Çok sayıda flamingo ve deniz kuşu türleri de bölgede yoğun şekilde yaşamaktadır.

Bölgenin ekonomisinde turizm önemli bir yer tutmaktadır. En yoğun turist hareketi Kasım  ve Şubat ayları arasında gerçekleşir. Patagonya’da görülmesi gereken yerler arasında şunlar bulunur:

  • Torres del Paine (Şili tarafında bulunan bir milli park)
  • Perito Moreno Buzulu (Arajantin tarafındadır.)
  • Valdivia Yağmur Ormanları (Şili tarafındadır.)

Patagonya’nın bir diğer önemli gelir kaynağı hayvancılık ve özellikle koyun besiciliğidir. Birçok ünlü markanın koyun yünü ihtiyacı bu bölgede yetiştirilen koyunlardan sağlanmaktadır. Çiftçilerin elden çıkardıkları çiftlikler bu firmalar tarafından alınarak yenilenmiş ve üretime devam ettirilmiştir. Bu ilgi koyun yünü fiyatlarında artışı da doğal olarak beraberinde getirmiştir.

Çocuk ve aikido

Uzakdoğu sporlarından baikidoiri olan aikido sporuna son dönemde artan teşvik ve yönlendirmeler ile çocukların bu yöndeki ilgisi ve katılımı artmaktadır.

Uzmanlar, aikido sporu ile ilgilenen çocukların motor gelişimlerinin hızlandığını, kas dirençleri ile birlikte kas kontrol güçlerinin arttığını ve de özellikle aikido ile disiplin alışkanlığı geliştirdiklerini belirterek, anne ve babaların çocuklarını bu spora yönlendirmesini tavsiye etmektedirler.

Aikido sporu, daha çok savunmaya yönelik, iç huzuru sağlamaya destek veren bir spor türüdür. Bu nedenle pratik şekilde kendilerini korumayı öğrenen çocuklar, aynı zamanda enerjileri kontrol altına alabilmeyi ve sakin kalabilmeyi deneyimleyerek öğrenmektedirler. Aikido aynı zamanda çocukların konsantrasyon becerilerini de önemli oranda geliştirmektedir. Bu nedenle aikido çocukların akademik başarılarına da katkıda bulunmakta, hiperaktif çocukların uyum sorunlarının giderilmesinde de olumlu sonuçların oluşmasını sağlamaktadır.

Aikido bir spor olduğu kadar, hatta belki daha çok, felsefik bir bakış açısıdır. Dünyaya olumlu gözlerle pozitif bir pencereden bakmayı öğreten aikido ile çocuklar küçük yaşta bu yönde beceri sahibi olmaktadırlar. Küçük yaşta alınan bu öğretiler yetişkinlik döneminde büyük fayda sağlayacaktır.

Aikido başka sporlarla da ilgilenen çocukların o dallarda başarılı olmasına destek olur.

Aikido ile meşgul olan çocukların özgüvenlerinde de artış olmakta, karşılaştıkları sorunların üzerine bu özgüven ile gitmekte ve kendi çözümlerini kendileri üretmektedirler. Bu güç ve beceri onları hayata karşı çok donanımlı kılacaktır.

Aikido çocuklara başkalarının haklarına karşı saygılı olmayı öğretmektedir. Kendi haklarının farkındalığını yaşayan, bu haklara sahip çıkan çocuk, aynı şekilde başkalarının da haklarının olduğu bilincine ulaşır ve bu haklara saygı duymaya çocuk yaşta alışır.

Fizyolojik açıdan aikido dengenin ön planda olduğu bir spordur ve bu nedenle dengede kalabilmek konusunda çocuklara beceri ve güç katar.

Yüzme sporu

Spoyuzmer, insan hayatında sağlık açısından olması gereken önemli aktivitelerden biridir. Profesyonel olarak olmasa bile, en azından amatör olarak bir spor dalı ile ilgileniyor olmanın, çocukluk yıllarından itibaren bunu bir alışkanlık haline getirmenin faydaları sayısızdır.

Uygulanması ve devam ettirilmesi en mümkün spor dallarından biri yüzme sporudur. Yüzme sporu, vücudun birçok bölgesindeki kası harekete geçirdiğinden en faydalı spor dallarından biridir. Her yaş grubunda gerçekleştirilmesi mümkün bir spor dalı olan yüzme, suyun direncine karşı yapılan bir spor dalı olduğundan kaslar üzerindeki faydası birçok spor dalından daha fazladır. 

Yüzme sporunu profesyonel olarak yapmak bir tercih olmakla birlikte, profesyonel olmadan da her yaş grubunun bu sporu belirli aralıklar ile gerçekleştirmesi bedenin genel sağlığı üzerinde birçok olumlu etkinin oluşmasını temin edecektir.

Çocukların yüzme sporu ile mümkün olduğunda erken yaşta tanıştırılması gelecek yaşamları üzerinde hem psikolojik, hem fizyolojik açılardan birçok  faydalı etkide bulunacaktır. Yüzme sporunda çocuk belirli oranda bir yetkinlik sağlayana dek, destek ürünlerle ve kesinlikle bir uzman gözetiminde sporu icra ediyor olmalıdır.

Su ile temas; bedenin direncini, cildin tonusunu artıran, beden ısısını ideal şekilde dengelye getiren, mucizevi etkilere sahip bir durumdur. Bu temasın içinde fiziksel aktivitenin de yer alıyor olmasını faydaları ise sayısızdır. Bu nedenle uzmanlar, yüzme haricinde, su içinde yüzme, koşma, belirli egzersizler yapma gibi aktiviteleri her yaş grubu için önemle tavsiye etmektedirler. 

Yüzme sporunun genel olarak faydalarını üç başlıkta toparlamak mümkündür: solunum sistemi üzerine etkileri; kalp damar sistemi üzerine etkileri ve sinir sistemi üzerine etkileri. Yüzme sporu kalbin pompalama kapasitesini geliştirici etki gösterir. Solunum sistemi üzerine ciğer kapasitesini genişlettiğinden güçlendirici etki gösterir. Yatıştırıcı etkisi ile yüzme, sinir sistemi üzerinde pozitif anlamda uyaran, negatif uyaranları ise nötralize eden eşsiz bir spor dalıdır.

Kleptomani

Psikiyatrik rahatsıkleptomanzlıklar arasında gösterilen kleptomani, kısaca çalma dürtüsüne karşı koyamama şeklinde tanımlanmaktadır. Kleptomanlar, çaldıkları nesneyi ihtiyaç duydukları için değil, onu çalma isteğinin çok fazla olması ve bu yöndeki dürtüye karşı koyamamaları nedeniyle çalmaktadırlar. Bu şekli ile kleptomani önemli bir psikiyatrik sorun teşkil etmektedir.

Hırsızlık, yani çalma eylemi, kanunlarla yasaklanmış, ahlaken ve vicdanen reddedilmiş bir eylemdir. Ancak, normal koşullarda hırsızlık ihtiyaç duyulan ya da ihtiyaç söz konusu değilse bile sahip olmaktan memnuniyet duyulacak eşyaların, yasadışı bir şekilde, sahibinin rızası olmadan alıkonulması demektir. Bilinçli bir eylemdir ve hırsızlığı gerçekleştiren kişiler her türlü hukuki sonuçlarından da sorumludurlar.

Kleptomani bir tür hırsızlık olmakla birlikte, hırsızlığın bu anlamda doğası ile ilgili bir eylem kesinlikle değildir. Zaten, kleptomanların çoğunun zengin ve varlıklı kişiler olduğu gözlemlenmektedir. Zira, çalma eyleminin o kişi ile eşya arasındaki bağdan ziyade; kişi ile karşı koyamadığı (her ne olursa olsun) çalma dürtüsü arasındaki bağdır. Konunun bir psikiyatrik rahatsızlık olarak ele alınma nedeni de normalde olmaması gereken ve karşı konulması imkansız derecede zor olan bu çalma dürtüsünün oluşmasıdır.

Kleptomaninin yaygınlığının ve görülme sıklığının belirlenmesi kolay olmadığından kayıtlara yansıdığı kadarı ile çok yaygın bir rahatsızlık değildir. Ancak, tespit edilen kleptomani vakalarının birçoğunun güvenlik sistemleri olan mağazalarda gerçekleşen nadir olaylar olması nedeniyle, tüm toplumda görülme sıklığının ortaya konamadığı açıktır. Daha yaygın bir rahatsızlık olduğu düşünülmektedir.

Kleptomani vakalarının %7o’in üzerinde bir oran ile kadınlarda daha çok görüldüğü gözlemlenmektedir. Ancak, bu durumun da sağlıklı olmayan veriler nedeni ile gerçeği ortaya koyduğu yönünde şüphe söz konusudur.

Kleptomaninin nedenleri tam olarak bilinememektedir. Ancak, kleptomani ile ilgili önemli bir husus vardır ki, gerçek hırsızlık vakalarında faillerin kleptomaniyi bahane olarak kullanabilmeleri ihtimalidir. Burada önemli olan ayırıcı durum şudur; kleptomanlar çaldıkları eşya ile bir bağ kurmadıklarından genelde onları atarlar. Eşyadan bir yararlanım göstermezler.

Mantı nedir, nasıl yapılır?

Türk mmantiutfağının en sevilen ve en gösterişli yemeklerinden biri de mantıdır. Özellikle, “bir kaşığa 40 tane sığar” esprisi ile ünlenmiş olan Kayseri mantısı, uluslararası bir üne sahiptir. Kayseri mantısı, normal mantıdan daha küçük ebatlarda yapılan bir mantıdır.

Mantı, her ne kadar bir miktar meşakkkatli de olsa, yapımı eğlenceli ve el oyalayıcıdır. Birçok evde mantı, bir seremoni ve iş birliği içinde yapılarak; bu suretle, hem yapımı, hem yemesi şölene çevirilmektedir.

Mantı yapmak için gerekli malzemeler şu şekildedir:

Mantı hamuru yapımı için gerekli malzemeler:

  • 4 su bardağı un
  • 4 yumurta
  • 1 çay bardağı su
  • Tuz.

Mantının harcı için gerekli iç malzemeler şu şekildedir;

  • 500 gr kıyma (kıyma iki kere çekilmiş olmalıdır.)
  • 2 soğan
  • Tuz.

Mantının sosu için gerekli malzemeler şu şekildedir;

  • Tercihe göre sarımsaklı ya da sarımsaksız süzme yoğurt
  • 4 çorba kaşığı tereyağ
  • Sumak
  • Nane
  • Pul biber.

Yoğurma kabına unu alın, ortasını açın, bu kısma yumurtaları kırın, suyu ve tuzu da ekleyip yoğurmaya başlayın. Sert kıvamlı bir hamur oluşturun. Oluşan hamuru yumruk büyüklüğünde bezelere ayırın. Bezelerin üstüne nemli bir bez örtüp, 15-20 dakika kadar dinlendirin.

Mantının harcı için soğanları incecik doğrayın, diğer harç malzemeleri ile birlikte yoğurun.

Dinlenmiş hamuru, incecik şekilde oklava ile açın. Küçük kareler oluşacak şekilde keserek parçalara ayırın. Her parçanın içine bir nohut büyüklüğünde kapanmasını engelemeyecek kadar harç koyun ve uçlarını bir araya getirerek hamur parçalarını kapatın. Bu şekilde tüm hamuru ve harcı bitirdikten sonra oluşan mantıları haşlayın. Mantıları haşlamak için geniş bir tencereye su ve bir tutam tuz koyun. Su kaynadıktan sonra mantıları atıp, mantılar yumuşayıp suyun üstüne çıkıncaya kadar pişirin. Hemen kullanmak istemediğiniz kapanmış mantıları fırında hafifçe pişirip, hava almaz kaplarda muhafaza edebilirsiniz. Mantıları fırınlamak için ise fırın tepsisine yağlı kağıt serin, mantıları birbirine değmeyecek şekilde tepsiye yerleştirin. Hafifçe pişmelerini bekleyin.

Suda pişen mantıları iyice süzüp ayrı bir kaba alın. Servis yapacağınız tabağa önce bir miktar haşlanmış mantı koyun. Üzerine mantıları örtecek kadar yoğurt koyun. En üste de tereyağ, sumak, pul biber ve nane ile oluşturulan sostan bir kaşık kadar ilave edin.

Mantınız hazırdır. Afiyet olsun!

Anneler Günü

Her yanneler gunuıl tüm dünyada ülkeler bazında farklı farklı günlerde, ülkemizde Mayıs ayının ikinci Pazar günü kutlanan, annelerin önem ve değerlerinin öne çıkarıldığı, onlar için kutlamaların yapıldığı özel güne “Anneler Günü” adı verilmiştir.

İlk kez 1908 yılında kutlanan Anneler Günü’nün temelinde Amerika’da yaşanan bir trajik olayın olduğu rivayet edilmektedir. Jarvis adında bir kız çocuğunun annesini kaybetmesi neticesinde yaşadığı büyük üzüntünün bir türlü geçmemesi üzerine, annelerin değerinin ve öneminin onlar hayatta iken bilinmesi ve hatırlanması nedeni ile özel bir günün kutlanmasının yararlı olacağı düşüncesi oluşmuştur.

Anne, insan hayatında var olan en önemli kişidir. 9 ay karnında taşıyan, mucizevi bir olay olan doğum ile dünyaya getiren, çok zorlu büyüme sürecinin her anında yanında olan anne, bir insanın hayatında yeri dolduramaz kişilerden biridir. Günlük yaşamın temposu içinde her ne kadar çok sevilseler de değerlerinin hatırlanması unutulabilmektedir, hatta ve hatta kaplerini kırıcı bazı hal ve söylemler yaşanabilmektedir. Halbuki bu hal ve tutumların muhatabı olması gereken en son insan annelerdir.

Anneler Günü, anneye olan sevginin ve saygının tek bir güne sığdırılması anlamı taşımamaktadır. Sembolleştirilen bir gün ile anne sevgisinin, annelerin değerlerinin ve önemlerinin sesli bir şekilde hatırlatılması ve hatırlanması olarak algılanmalıdır. Anneye olan sevginin ve saygının tüm yıla ve tüm ömre yayılması esastır.

Annelik fedakarlığın zirve yaptığı, bir kadının hayatında yaşadığı en önemli mevki ve icra ettiği en önemli rol niteliğindedir. Çocukları için anneler yaptıkları herşeyi karşılıksız yaparlar. Bir beklentileri yotur. Anneler Günü, annelerin talebi ve ihtiyacı ile oluşmuş bir gün değildir. Anneler Günü, tüm dünyanın annelere olan vefa borcunun çok küçük bir kısmını telafi edebilmek adına belirlenmiş özel bir gündür.

Lale Devri

1718 yılında imzalanan Pasarofça Anlaşması ile başlayan, 1730 Patrona Halil Ayaklanması ile slale devriona eren, Osmanlı Dönemi’nin zevk ve sefa içinde geçen dönemine “Lale Devri” adı verilmiştir. İstanbul’da birçok yerde o dönemde bulunan lale çiçekleri döneme adını vermiştir.

Lale Devri döneminde Padişah Sultan III. Ahmet, Sadrazamı ise Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’dır. Sadrazam, Yirmisekiz Mehmet Çelebi’yi batı ülkelerine gözlem yapmaya göndermiş, onun getirdiği bilgilerle Osmanlı’da batılılaşma çalışmalarına hız vermiştir.

Mimari açıdan başlatılan hamleler ile şehrin birçok yanına kasırlar, hanlar, vb. yeni binalar ile birçok bahçe yapılmış, tüm şehir, Hollanda ve İran’dan getirtilen laleler ile donatılmıştır.

İbrahim Müteferrika ve Sayid Efendi’nin ülkeye matbaayı getirmesi ve bir kağıt fabrikasının kurulması dönemin en önemli gelişmelerinden biri olmuştur. “Tulumbacılar” adı verilen itfaiyeciler teşkilatı da yine bu dönemde kurulmuştur.

Saray bünyesinde günlük yaşamda aşırı lüks hakim olmaya başlayınca ve halk yoksulluktan kurtulamayıp, bu lüksten mahrum kalınca bir huzursuzluk hali oluşmaya başlamıştır. Halk, padişahlarının ülke meselelerinden kopup, zevk ve sefaya kendini kaptırdığından endişe etmeye başlamıştır.

Yaşanan bu huzursuzluk ve karmaşa ortamı, durumdan yararlanmak isteyen güçler için bulunmaz bir fırsatın doğmasını sağlamıştır. Yeniçerilerden biri olan Patrona Halil öne sürülmüş, onun başlattığı isyan ile bir dönemi sonra erdirecek olan Patrona Halil Ayaklanması başlatılmıştır.

Patrona Halil Ayaklanması ile Lale Devrinin sadrazamı olan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa idam edilmiştir. Sadece sadrazamın ölümü ile yetinilmemiş, yakınlarının da birçoğu öldürülmüştür.

Dönemin padişahı olan Sultan III. Ahmet de tahttan indirilmiş, yerine tahta çıkan I. Mahmut ile Lale Devri sona ermiş, yeni bir döneme geçilmiştir.

Lale Devri aslında önemli gelişmelerin, sanatsal ve mimari atılımların olduğu, batılılaşma anlamında önemli kazanımların sağlandığı bir dönemdir. Ancak, halkın bu döneme dahil olması sağlanamadığından, kaçınılmaz sona da zemin hazırlanmıştır.

Obezite nedir?

İnsan vücudobeziteundaki yağ miktarının sağlığı tehdit edecek derecede fazla olması şeklinde açıklanabilecek olan obezite, kısaca aşırı şişmanlıktır.

Normal koşullarda erkeklerde vücudun %15 ila %18’i yağ dokusundan oluşmaktadır. Kadınlarda ise bu oran, %20 ile %25 şeklindedir. Bu oranların erkeklerde %25 üstüne, kadınlarda ise %30 üzerine çıkması durumu “obezite” olarak tanımlanmaktadır.

Obezite hem tıbbi, hem de psikolojik olarak olumsuz etkilere neden olabilmektedir. Sosyal yaşamda yaşanan zorluklar, tıbben yaşanan problemler kişiyi aşırı derecede baskılamaktadır. Obezitenin fizyolojik sonuçları genelde kalp ve damar sistemi üzerinedir ve bu tarz rahatsızlıklar hayati risk teşkil eden tablolara kadar ilerleyen sonuçlara sebebiyet verebilmektedir.

Vücudun dengesini sağlayabilmesi ve kilonun stabil kalabilmesi için, alınan enerji ile harcanan enerji miktarları eşit olmalıdır. Eğer harcanan enerji daha çok ise zayıflama ve kilo kaybı, harcanan enerji daha az ise şişmanlama ve kilo alımı gerçekleşmektedir. Bu nedenle, kilo takibi önemlidir. Açıklanamayan kilo alımları ve kilo kayıpları söz konusu olduğunda vakit kaybedilmeden bir doktor gözetiminde sebepler irdelenmelidir.

Günümüzde, harcanan enerjinin azalmasına neden olan hareket azlığının egemen olduğu yaşam stillerinin benimseniyor olması, obeziteyi hemen hemen her toplumun en önemli sorunlarından biri haline getirmiştir.

TV ve bilgisayar başında “abur cubur” tabir edilen aşırı kalorili yiyecek ve içecek tüketimleri bu kapsamda en sakıncalı beslenme şeklini teşkil etmektedir. Anne ve babalar, çocuklarının bu beslenme şeklinden uzak kalmasını sağlamalı, beslenme anında başka bir iş ile meşguliyetine izin verilmemelidir. Çocukların herhangi bir spor dalı ile ilgilenmeleri teşvik edilmelidir.

Kalori takibi konusu abartılmamalı, ancak genel olarak alınan gıdaların kalorileri hakkında fikir sahibi olunmalı, aşırı kalori alımı söz konusu olduğunda ise bunun vücutta yağ olarak depolanmasına engel olabilmek adına hareketlilik ve doğal olarak enerji tüketimi artırılmalıdır.

NBA

NBA’in açılımı “Ulusal Basketbol Birliği” anlamına gelNBAen “National Basketball Association” şeklindedir. NBA; Amerika Birleşik Devletleri’nde kurulmuş olan profesyonel basketbol ligine verilen isimdir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde kurulu bir lig olmasına rağmen, NBA tüm dünyada basketbolseverlerin müdavimi olduğu bir görsel şölen niteliğindedir. Lig maçları tüm dünyada takip edilmektedir ve NBA oyuncuları tüm dünyada geçerli, büyük bir popülariteye sahiptirler.

NBA; 6 Haziran 1946 tarihinde kurulmuştur. İlk kurulduğunda adı BAA yani “Basketball Association of America” şeklinde idi. 1949 yılında NBL yani “National Basketball League” ile birleşince bugünkü adı olan NBA adını almıştır. Bu birleşime ilk etapta 17 takım dahildi. Bugün ise NBA’de 30 takım yer almaktadır.

NBA’in logosunda yer alan basketbolcu silüeti, Los Angeles Lakers’lı oyuncu Jerry West’e aittir.

NBA genel olarak iki “konferans” şeklinde tabir edilen gruba ayrılmıştır:

  • Doğu konferansı
  • Batı konferansı

Her iki konferansta eşit sayıda takım yer almaktadır, 15’er takımdan oluşan iki grup söz konusudur. Doğu ve batı konferanları da kendi içlerinde iki gruba ayrıldığından, NBA’de toplamda 5’er takımdan oluşan 6 grup söz konusudur.

NBA’in işleyişinde iki dönem söz konusudur:

  • Normal sezon
  • Play-off

Normal sezon; Kasım ayının ilk haftasında başlar. Ancak, takımlar Ekim ayında toplanır ve antremanlara başlarlar. Normal sezonda her takım toplam 82 maç yapar ve bu maçların yarısı kendi sahalarında, yarısı da deplasman gerçekleşir. Normal sezon maçları Nisan ayında biter, play-off maçlarına geçilir.

Play-off maçları; Nisan ayı sonunda başlar. Play-off’ ta tüm takıımlar değil, sadece play-off’a kalma hakkı elden eden takımlar yer alır. Toplam takım sayısı 16’dır ve bu takımların yarısı doğu konferansından, yarısı da batı konferansından seçilir. İlk dört sırayı grup liderleri ve en iyi ikinciler kendi aralarında paylaşırlar.

Play-offlar yedi maç üzerinden ve konferanslar bazında oynanır . Final maçları ile belirlenen konferans şampiyonları NBA Finali’nde karşılaşırlar ve kazanan NBA Şampiyonu olarak yılı tamamlamış olur.  Kazanan takımın tüm koçuna ve oyuncularına Şampiyonluk yüzüğü verilir.

Çocuk ve resim

Günücocuk ve resimmüzde çocuklar, anne ve babaların bu yönde bilinçlenmesi nedeni ile, eski nesillere oranla hobilere, sanatsal çalışmalara ve spor faaliyetlerine daha fazla zaman ayırmaktadırlar.

Bu faaliyetlerden biri de resim çalışmalarıdır. Çocuklara yönelik eğitim veren birçok özel resim kursu faaliyet göstermekte, okullarda resim dersleri önde gelen önemli derslerden biri olarak oldukça aktif çalışmaları içermektedir.

Resim ile ilgilenmek çocuklarda birçok faydalı sonucun oluşmasında oldukça etkilidir. Bu faydaları şu şekilde sıralamak mümkündür:

  • Resim, çocukların yaratıcılıklarını geliştirmektedir. Güneşi sarı değil, kendi hayalinde gördüğü renkte, örneğin mor olarak boyayabilmektedir. İdeal resim çalışmalarında çocuklara yönlendirme uygulanmaz. Basit ve temel teknikler hakkında bilgilendirilen çocuğun hem konu seçimi, hem resme yansıtma şekli hususunda özgür bırakılması esastır.
  • Resim, çocukların motor gelişiminde de oldukça etkilidir. Özellikle küçük yaşlarda başlayan resim çalışmaları, çocukların el becerilerinin gelişiminde önemli ilerlemelere zemin teşkileder.
  • Resim, çocuğun deşarj olması açısından da oldukça yararlıdır. Renklerin büyülü etkisi ile belirli bir süre geçiren çocuk içindeki saldırganlık gibi negatif dürtülerden de otomatik olarak kurtulabilmektedir.
  • Resim, çocuğun disipline alışmasını sağlayan önemli bir öğretidir. Resim çalışmalarına hazırlanma ve de özellikle çalışma bitiminde toparlanma aşamalarını bizzat gerçekleştiren çocuklar belirli düzeyde disipline de alıştırılmaktadırlar.
  • Resim çalışmaları çocuğun öenmli oranda genel kültür sahibi olmasında oldukça etkilidir. Ünlü ressamlar, resim reknikleri, resim sanatındaki eğilimler ve ekoller gibi birçok alanda farkında olmadan temel düzey bilgi sahibi olmaları mümkün hale gelmektedir.
  • Resim kurslarında en sonda gün içinde yapılan çalışmaların diğer kursiyerler tarafından kritik edilmesi şeklindeki eğilim, çocukların sözlü ifade becerilerini de geliştirmekte, eleştirmenin ve eleştirilmenin kötü birşey olmadığı yönündeki terbiyeyi içselleştirmektedirler.

Çocukların resim de dahil tüm sanat ve spor dalları içinde eğilim gösterdiği bir dal ile ilgilenmesi yönünde teşvik edici olunmalıdır. Bu uğraş onların hem zihinsel, hem bedensel gelişimleri açısından çok önemlidir.

Down sendromu

Ndown sendromuormal bir insanda 21 çift, yani 42 kromozom bulunmaktadır. 21. çift kromozomlarda fazladan bir kromozom daha bulunması şeklinde ifade edilen rahatsızlığın adına “Down sendromu” denilmiştir.

Down sendromu ilk kez İngiliz doktor John Kangdon Down tarafından 1866 yılında keşfedildiği için hastalık bu isim ile anılmıştır.

Down sendromu bebek ana karnındayen yapılan bazı testler ile tahmin edilebilmektedir. Ancak, yapılan testler sadece istatistiki tahminler anlamına geldiğinden kesin bir teşhis yapmak ancak bebeğin doğumundan itibaren mümkün olmaktadır. Down sendromlu bebekler doğduklarında yüz şekilleri ile kendilerini ele vermektedirler. Başları küçüktür. Başın arka kısmı yassıdır. Gözler çekik ve birbirinden uzaktır. Enseler ise kısa ve kalındır. Ana karnında da ense ölçümleri ile Down sendromuna dair ipuçları aranabilmektedir. Ancak, bebek doğmadan kesin teşhis yine de konamamaktadır.

Hem fiziki, hem zihinsel sonuçları bulunan bu hastalığa ait tipik bir yüz ifadesi bulunmaktadır. Down sendromlu çocuklar genelde daha yavaş büyürler; boy ve kiloları daha yavaş artar. Öğrenmede problemler yaşanmaktadır. Hafif ya da orta ya da bazen ileri düzeyde zeka geriliği de Down sendromunda görülebilmektedir.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, Down sendromu erken yaşta başlanan özel eğitimlerle çok önemli düzeyde geriletilebilen, hastaların topluma uyum gösterir hale getirilebildiği bir hastalıktır.

Down sendromlu hastalara verilen özel eğitimlerin iki aşaması vardır:

  • Fizik tedavi
  • Dil terapisi

Fizik tedaviye bebekken başlanmalı, konusunda uzman bir fizyoterapist ile çalışılmalıdır. Aile evde bazı çalışmaları düzenli şekilde günlük olarak uygulamalı, tüm aşamalar fizyoterapist gözetiminde takip edilmelidir.

Down sendromlu çocukların konuşma becerileri geç yaşlarda gelişebilmektedir. Bu nedenle, çocuklar fazla büyümeden dil terapisine başlanılmalıdır. Doğru zamanda dil terapisine başlanılması halinde 2 ila 3 yaş gibi Down sendromlu çocuklar konuşabilmektedir. Bu hastalığa sahip olup, dil becerisine hiç kavuşamayan hasta oranı çok düşüktür.

Holiganizm nedir?

holiganHoligan, İngilizce “sokak serserisi” anlamına gelen “hooligan” kelimesinden türemiştir. Özellikle futbolda aşırı derecede bağımlı, agresif, vandalizm içeren eğilimleri olan taraftarlara verilen isimdir. Bu tarz kişilerin sergiledikleri şiddet içeren durumlara ve sonuçlara da “holiganizm” denilmektedir. 

Futbol ve diğer spor dalları doğal olarak taraftarı oldukça önemsemektedirler. Sporun amacına ulaşması ancak ve ancak seyirci ile mümkündür. Ancak, bu seyrin de kuralları çerçevesinde yapılması, toplumun diğer kesimlerini kesinlikle rahatsız etmemesi gerekmektedir. Bu şekilde sergilenen taraftarlık, sporun ruhu ile de bağdaşmamaktadır. 

Holiganizm boyutuna varan taraftarlık yasalarla da engellenmiş bir eğilimdir. Sporun ruhu ile bu derece uyumsuz bir saldırganlığın yine sporla birlikte anılması büyük bir talihsizliktir aslında. Her ne kadar ayrılan büyük bütçelerle önemli bir ticari işe dönüştürülmüş olsa da (özellikle futbol alanında) aslında sporun bir oyun olduğu unutulmamalı, spora şiddet bulaştırılmamalıdır. Bu düşünce ile holiganizm yasalarla ve toplumsal tüm normlarla da engellenmiş bir eylemdir ve hoş görülmemektedir. 

Kısaca spordaki terör olaylarını ifade eden holiganizm, bir toplumda yaygın bir problem ise o toplumun eğitim sistemleri yeniden değerlendirilmeli, şiddet eğiliminin nedenlerinin ortaya çıkarılması gerekmektedir. 

Uzmanlar, holigan eğilim gösteren gençlerin genelde ailevi ilişkilerinde sorunlar olduğunu gözlemlediklerini belirtmektedirler. Bu nedenle, annelere, babalara, öğretmenlere ve görevi eğitmek, öğretmek ve gözetmek olan tüm kesimlere holiganizm ile mücadelede önemli görevler düşmektedir. Sporun bir deşarj kanalı olduğu kabul edilebilir, ancak bu deşarjın aşırı ve şiddet içeren yollarla yapılmasının altındaki nedenin anlaşılması, holiganizm sorunu ile mücadele edebilmenin olmazsa olmazıdır.

Holiganizm de dahil şiddet eğilimlerinin çoğunun haklı olmasa da gerekçeleri arasında kentsel yaşamın oluşturduğu gerginlikler olduğu ifade edilmektedir. Stresin olumsuz etkileri ile bunalan kesimlerin bu etkiden arınmak için seçtiği yollardan biri olan taraftarlığı, ileri boyutlarda yaşamasının zaman zaman önüne geçilememektedir.holigan

Selluka nedir?

Botasellukanik bilimindeki adı “vigna caracalla” olan selluka; “baklagiller ailesi” olarak bilinen familyaya ait çok yıllık, kalıcı bir bitkidir. Sellukanın anavatanı Güney Amerika ve Orta Amerika’dır, tropikal iklimleri sever, ancak uygun ortam sağlanırsa sellukalar her yerde yetiştirilebilmektedir.

Sellukaya “salyangoz sarmaşığı” da denilmektedir. Zira, çiçekleri helezon şeklinde olup, salyangoz kabuğunu andırmaktadır. Bitkinin Latince’deki adı olan “vigna caracalla”nın kökeni de zaten Portekizce’de “salyangoz” anlamına gelen “caracalla” kelimesidir.

Kokulu, sarıcı ve tırmanıcı bir bitki olan selluka, bahçelerde çok hoş görünümlerin oluşmasını sağlayan narin görünümlü çiçeklerden biridir. Yüksek sıcak ve nem bitkinin olmazsa olmazıdır. Soğuk havalardan çok hoşlanmayan çiçeğin kış aylarında kapalı mekanlarda yetiştirilmesi, açık alanda yetiştirilmiş bitkilerin ise soğuktan ve dondan korunması gerekmektedir.

Selluka, odunsu köke sahip çok hızlı büyüyen bir bitkidir. Yaprakları; üç adet yaprakçıktan oluşan bileşik yaprak şeklindedir. Yaprakların alt kısımları oval şekildedir, uca doğru sivrilmektedir. Yapraklar 5 ila 13 cm uzunluğunda olabilmektedir. Bir sap üzerinde birçok yaprak bulunur. Yapraklar, pembe, lila, krem rengi karışımlarında olmaktadır.

Sellukalar kumlu, geçirgen toprakları severler. Aşırı sulama yapılmamalı, zira bu durumda kök çürümesine sebebiyet verilebilmektedir. Selluka, tohumdan büyüyen bir bitkidir; tohumlar ekildiğinde asla toprak karıştırılmamalıdır. Tohum ekilen toprak aşırı sulanmamalı, toprağın ıslak, balçık şeklinde değil, sadece nemli olması temin edilmelidir.

Sellukalar sarıcı ve tırmanıcı, hoş kokulu bir çiçek olduğundan teraslarda, kamelyalarda sıklıkla tercih edilir, seperatör olarak kullanılan kısımların kamuflajında da kullanılabilmektedir.

Sellukalar saksıda da rahatlıkla yetiştirilebilen çiçeklerdir. Tohumdan çok rahat yetiştirebileceğiniz sellukaları, kışın iç mekanda, yazın dış mekanda güneşli ya da yarı gölgeli bir yerde muhafaza etmeniz en ideali olacaktır. Çok özenli bir bakıma ihtiyaç duymadan sellukalar uzun yıllar varlıklarını muhafaza edebilen çiçeklerdir. Güzel kokuları ve hoş görünümleri ile bulundukları ortama ferahlık katacaklardır.