İslam’da çok eşlilik

Aslında bu konunun derin bir mevzu olduğunu belirtmek isterim evvel olarak. Ancak ortada İslam dinine yönelik yanlış algılanmaların müsteşrikler tarafından yönlendirildiği mevzulardan birisi de  budur. Müsteşrik kafalılar, İslamiyetin ruhsat verdiği bu çok eşlilikmüessesenin amaç ve gayelerini dümen altı ederek, kadına karşı İslamiyetin bakış açısının düşük bir seviyede olduğunu iddia ediyorlar. Kısaca İslam nezdinde çok evliliği açıklamaya çalışırsak, İslam için çok evlilik bir azimet değildir. Yani İslam dini, birden fazla evliliği namaz gibi, oruç gibi, zekat gibi, hac gibi farz kılmamıştır. İslam dininde bulunan çok eşlilik, bir ruhsattır. Ruhsat demek ise, bir takım şartların tahakkuk etmesi halinde başvurulmasında cevazın olduğunu bildiren izindir. İslamiyette bu ruhsatın verilmesinin sebebi hikmeti çoktur. Ancak temel kaide dul veya kimsesiz hanımların koruma altına alınmasıdır.

Hanımların kimsesiz kamasını önlemek için İslam dini tarafından tesis edilen çok evliliğin şartları da vardır. Her önüne gelen İslamiyet çok eşliliğe ruhsat verdi diye bu müesseseyi tesis edemez. Öncelikli şart, çok evliliği yapacak olan kimsenin hanımları arasında adaleti ve eşitliği sağlaması gerekecektir. Bu eşitlik sevgi veya aşk konusunda değildir. Maddi imkanlar konusunda azami şekilde erkek, hanımları arasında ki eşitliği sağlamalıdır. Yani birine aldığı bir hediye varsa diğerlerini de bundan mahrum bırakmamalıdır. Hanımlarına yaklaşımı eşit bir şekilde olmalıdır. Sürekli birinin yanında kalma gibi bir durumu olmamalıdır. Bu gibi hanımların hususiyetlerini dikkate alan şartlar İslam dini tarafından getirilmiştir. Bu şartları herkesin temin edebilmesi, dolayısıyla çok eşliliğin herkesçe yapılabilmesi mümkün değildir. Zaten çok eşliliğin sebebi hikmeti de, savaşlarda veya diğer sebeplerden dolayı ihtiyaç sahibi hanımların koruma altına alınması, böylelikle bu hanımların başka yollara tevessülünün önüne geçilmesi, başkaları tarafından istismara uğramalarının karşısında durulması gibi sebeplerden dolayı teşkil edilmiştir.

Ancak bugün bu müessese, İslam dininin kadınlara olan saygısını, onları ikinci sınıfa atan bir düzen olduğu şeklinde yansıtılmaktadır. Halbuki, hanımları her türlü badirelere karşı koruma altına alınması şeklinde tezahür etmiş olan bu müessese, metresi ilişkilere mubah olarak bakan bir sistemin anlayamayacağı hakikatleri içerisinde barındırmaktadır. Son olarak şunu belirteyim ki çok eşlilik İslam nazarında bir zorunluluk değildir. Cemiyetin dengelerinde ki gelişimlerin kadınlar lehine bozulmasının önüne geçmek gibi bir zorunluluktan doğmuştur.

Popüler kültür

Kültür ifade olarak, bir sınıfı başka bir sınıftan ayırt eden değerlerin bütününü ifade eder. Kültür hakkında ek çok tanım olsa da ortak noktası, sınıfların kendilerine has olan kimliklerini ifade ettiğidir. Bu nedenle İslam kültür ve medeniyeti farklı bir alanı ifade populerkulturederken, Hıristiyan kültür ve medeniyeti de kendine has bir özelliği içerisinde barındırır. Bu farklılıklar hayatın her alanına yansımaktadır. Aileye, ilişkilere, hayat biçimi hakkında aklınıza gelebilecek her şeyde farklılıklar vardır. Bunların adına kültür demekteyiz. Peki ya popüler kültür neyi nesidir?

Bu kültür tanımı ise birbirinden farklı olan değerlerin bir potada kavrulması halidir diyebiliriz. Yani bir nevi kişi ve şahısların kendi kültürel duygularından uzaklaştırılmasıdır. Popüler kültürün ortaya çıkışı da iletişim araçları sayesinde olmuştur. Teknolojinin gelişmesiyle beraber kültürel etkileşimler hat safhaya ulaşmıştır. Aslında bu etkileşim şekli iletişim araçlarına egemen olan yapının lehine bir şekilde olduğundan dünya popüler kültür adını verdiği değerleri benimsemiştir. Bu değerler içerisinde kişinin önceden yaşamış olduğu kültüre tezat oluşturabilecek değerler bile vardır. Ancak popülerlik ismi zamanı yakalama ve zamanı yaşama şeklinde bir psikolojiyi barındırdığından, zamanla beraber değişen bir değerler manzumesi olduğu kanısını insanlara öğrettiğinden, popüler kültür insanlığı kendi etrafından toplamayı bilmiştir. Bunun bir başka sebebi ise, popüler kültürün nefsani arzulara verdiği geçittir. Çünkü popüler kültürde paranızı harcamanız için lüks eğlence yerleri vardır. Her gece gidilmesi gereken, zaman öldürüldüğü mekanlar vardır.

Popüler kültür, eğlence, oyun, magazin, futbol, çeşitli televizyon programları, lüks davetler gibi çeşitli ekonomik tüketimi mevzu alır. Yani paranın tüketilmesi için lüksün afiyetle peşinden koşulması gerektiğini söyler. Bireyselliği ön plana alır, kolektif paylaşımı kale almaz. İnsanın hayata bir kere geleceğini ve bu yüzden dünyayı eğlence merkezi olarak görmesini, bunun içinde hayatını serbest bir şekilde yaşamasını bildirir. Popüler kültür, bir nevi başı boşluk olmak demektir.

Mobilyanın kalitelisi

Evlerimizin olmazsa olmazları mobilyalardır. Eğer mobilyalarımızı iyi seçebilirsek, evimizi daha çekici ve zarafet sahibi bir mekan haline getirebiliriz. Bu çok önemli bir durumdur çünkü güzelliklerin sergilendiği bir mekan, sevgiyi ve muhabbeti yeşertir. Bu nedenle kaliteli mobilyaburada kısaca mobilyanın hasından bahsetmek istiyorum. Mobilyanın hası demek, kaliteli ve sağlıklı mobilyalar demektir. Yani evlerimizin yaşamımız için sağlıklı bir mekana dönüştürülmesi demektir.

Öncelikle şunları söylemeliyim. Sunta ve suntalam ürünlerinden yapılan ucuz imalat ürünleri maalesef sağlıksız ve evlerimizin küçük mensuplarına karşı zehirleyici kimyasallar ile doludur. Özellikle bu küçük aile mensuplarına karşı alacağımız mobilyaların bu tür maddelerden olmayan ve kimyasal içerikli katkı maddeleri kullanılmayan mobilyalardan alınmasına dikkat göstermeliyiz. Ucuz imalat ürünleri görünüşleriyle çekici gelseler de, zararlı ve yıpratıcıdırlar. Zamanla da, deformasyona tabi olacağından cebiniz için ikinci bir yük ve külfet sebebi olacaktır. Bu sebeple bir kere kaliteli mobilya alıp, mekanlarımızın sağlam ve sağlıklı olmasını sağlaya biliriz.

Peki kaliteli mobilyaların ham maddesi nedir? Efendim gerçek mobilya doğal ağaçtan imal edilir ve bu ağaçtan imal edilen mobilyalar organik tasarımlı olur. Ne demek organik tasarım? Tabiri caizse köklerinden ayrıldığı gibi kesilip, hiçbir katkı maddesine maruz bırakılmadan hizmete sunulandır. Torosların yüksek tepelerinde bolca yetişen maun, teak, gürgen, ceviz gibi ağaçlardan üretilen birinci derecede ahşap kalitede mobilyalar bu tür organik mobilyalardır. Bunların doğal yapılarına zarar vermemek için üretim sürecine dahil edilen süsleme ve renklendirme işlemleri, birinci derecede kaliteli ürünlerden yapıldığından, sağlıklı yapıları her zaman korunur. Mesela su bazlı boyama, lake boyama işlemleri, İtalyan cila işlemlerinden geçirilerek süslenir, kullanıma uygun hale getirilir. Bu ürünler kimyasal maddeler barındırmazlar. Bu da, sağlıklı bir mekanın evlerinizde teşekkül etmesi için önemli bir noktadır.

Algısal davranış kontrolü

Hayatta her insan başarılı olmaya muhtaçtır. Kendisini gerçekleştirmek için çabalar ve uğraşır. İnsan fıtratında çalışmaya, hayret etmeye programlanmış bir sistem vardır. Bu sistem sayesinde insan hayatta yaşama mücadelesini verir. Kimileri bu mücadeleyi yüksek derecelerde kazanarak daha iyi şartlara, imkanlara kavuşurlar. Kimisi ise, başarısızlıklarının önünde bir dağ gibi durduğunu düşünerekten, aşılmaz bir yolun kendisi algısal davranışiçin inşa edildiğini düşünür. Hal böyle olunca insan içindeki başarıya odaklanmış fıtratı köreltir. Bu sebeple mutsuzluklar, yaşamdan zevk alamamalar, psikolojik rahatsızlar gibi pek ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklar baş gösterebilir. Başarısızlığın aslında başarıya açılan bir geçit olduğu klasik olan kişisel gelişim programlarında, öğrenicilere ezberletilerek bu gibi durumların önüne geçilmesi sağlanmaya çalışılır.

Kişisel gelişim, insanları hayata hazırlayan ve mücadeleyi öğreten sistemlerin genel adıdır. Algısal davranış kontrolü denilen NLP’de, kişisel gelişimi insanlara öğreten bilimsel olduğu tartışılan bir yöntemdir. Başarılı olmuş insanların ortak yönlerinin tespit edilerek, mücadeleye girilen yolda, başarılı olabilmek için gerekli olan esas kaideleri anlatan bu yaklaşım, insanın içerisinde var olan fıtratın bilincine varmasını sağlar. Getirdiği yöntemlerle insanın zihinsel aktivitelerini geliştirmesini, duygularını kontrol altına alabilmesini, karşılaştığı zorluklarda nasıl davranması gerektiğini, başarının ve başarısızlığın neticelerinden faydalanabilmeyi öğreten bir programdır.

Bu programın temel yapısı şudur: Bütün davranış hareketlerinin sebebi nörolojik sürecin bir sonucudur. Bu nörolojik yani sinirsel aktiviteler dil ve iletişim hareketleriyle temsil edilirler. Bu da, bir stratejiyi gerektirir. İyi bir strateji içinse bu süreçlerin kişi farkında olmalıdır. Temel esaslardan birisi insanın kendi yapısını tanıması ve kendi reçetesini belirleyerek hedefe kilitlenmesidir. Hayatta başarılı olmak için öğrenilmesi gerekenler vardır. Buda  önce nasıl başarılı olunabileceğinin samimi şekilde öğrenilmesiyle gerçekleşir. Bunları başarılı şekilde öğrendikten sonra, başarısızlığın son değil, bir başlangıç olduğunu anlayacaksınız.

 

Demokrasi nedir?

Demokrasi, bir ülkede yaşayan tüm fertlerin devlet politikasını şekillendirmede hak sahibi olduğunu söyleyen yönetim şeklidir. Millet bu hakkını, referandum gibi bir sistemle doğrudan da kullanabilir, aracı kurumlara bu hakkını devrederek de, kullanabilir. demokrasiDemokrasi yönetim biçimlerinin aracı olan meclisler ve partiler, milletin bu hakkını dolaylı bir şekilde kullanacakları kurumlar olarak, demokratik ülkelerde bulunmaktadır. Partiler, anayasa, meclisler, sivil toplumlar demokrasi dışında bir sisteme sahip olan ülkelerde de bulunmasına rağmen, yönetim biçimlerinin demokrasi adı altında geçmemesinin sebebi, seçme ve seçilme hakkının özgür bir sisteme tabi olmamasıdır.

Demokrasilerde kilit nokta seçme ve seçilme hakkının bireylere verilmesidir. Bu hakların dünya üzerinde tüm bireylere verilmesinde geçte kalınmış olsa, bugünkü demokrasilerde bu sağlanmıştır. -ABD’de zenci vatandaşlara seçme hakkı ancak 1960’da verilebilmiştir- demokrasinin temel dayanağı seçme ve seçilme hakkının tüm yurttaşlara verilmesi olsa da, çeşitli tanımlar yapılarak, tartışmalar yaratan bir sistem halini almıştır. Mesela demokrasinin, çoğunluğun yönetimi veya azınlık haklarını korumaya alan yönetim, sosyal uçurumları ortadan kaldırmayı sağlayan yönetim, fırsat eşitliğini temin etmeye gayret gösteren bir yönetim, garibanın yönetimi, ezilenin yönetimi, kamu hizmetinin gerçekleşmesi için halka sırtını dayayan bir yönetim gibi çeşitli ve tartışılır tanımları mevcuttur.

Bunun yanında demokrasi, sosyal, liberal, muhafazakar, kapitalist, klasik, kalkınmacı, koruyucu gibi çeşitli kollara ayrılmıştır. Bu ayrılığın temel sebebi, her kesin kendi demokratik yapısını inşa etmeye gayret göstermesidir. Buda kendi düşüncelerinin demokratik erdemlere daha yakın olduğu mücadelesinden ileriye gelmektedir. Demokrasi, her ne kadar herkese seçme ve seçilme hakkı vermiş olsa da, adaletin temininde tehlikeli kararlara sebep olabilecek kaideleri barındırmaktadır. Bunlardan birisi, çoğunlukçu yapının her dediğini meclisten geçirebilecek bir yapıya sahip olmasıdır. Her sistemin içerisinde bir kusur barınmaktadır. Demokrasi sisteminin de, kusurları bulunuyor ancak, bugün pek çok ülke tarafından tercih edilen sistem olmaktadır.

Hilafet nedir?

Hilafet, İslam idare makamının başını temsil eder. Yani bugünkü anlamda Cumhurbaşkanlığıdır.Hilafet makamının başındakine Halife denilmiştir ve yetkileri açısından Cumhurbaşkanından farklılık gösterir. Halife, İslam coğrafyasının lideri ve komutanıdır. Peygamber efendimizin (S.A.V) vefatından sonra ilk dört halife, Hulefa-i Raşidin yani, yetkili halifeler olarak nitelendirilmiştir. Bunun sebebi ise, halifelerEfendimizin “Benden sonra halifelik 30 senedir” şeklinde rivayet olunan Hadis-i Şerifidir. Ancak bu Hadis, halifeliğin yasaklanması, İslam ümmetinin başsız kalması gerektiği şeklinde anlaşılmamalıdır. Veya bu dört yetkin halifeden sonra gelenlerin, halifelik sıfatını taşıyamayacakları anlamına da, gelmemektedir. Çünkü halifelik, her hareketin başarılı olması için gerekli olan lider ihtiyacının, İslam coğrafyasında ki karşılığını ifade eder.

Tefrikaya düşmenin İslam vahdet inancına aykırı olduğu düşünüldüğünde, İslam da, birliğin azami şekilde sağlanması vazifesi, İslam’ın yayılması, korunması, nesillere aktarılması, adaletin ve düzenin tüm topraklarda sağlanması, gençlerin evlendirilmesi, savaşa karar verilmesi gibi pek çok vazifeler halifeye verilmiştir. Bu anlamda halifelik, başkanlık sistemine benzemektedir.

Halifelik hususunda yapılan yanlış eleştirilerden birisi, maalesef halifenin başına buyruk hareket ettiği iftirasıdır. Halbuki  halifenin yükümlülüğü, İslami kural ve kaidelerin dışına çıkmamaktır. Bunun için halife, dini konularda kendisini aydınlatacak bir ekip nezdinde çalışır ve kararlarında İslami çerçeveden çıkamaz. Osmanlı halifeleri bunun için kararlarda İslami kıstas yapacak makam olan, Şeyhülislamlık müessesesini kurmuştur. Bu sistem, Allah’ın koymuş olduğu kaideleri göz önüne alarak hareket eden bir sistemdir. Kaldı ki İslamiyette tek başına karar almayı yasaklamaktadır. İslamiyet danışmayı, meşveret meclislerinin kurulmasını, teşvik etmiştir. Hilafet makamı da, bu anlamda bir meşveret meclisidir. Bu meclisin başkanı ise Halife olarak nitelendirilir.

Halifelik Sunni Müslümanlar arasında kabul edilmektedir. Şia inancında halifelik yoktur. Onlarda imamet fikri öne çıkmıştır. Bu imamet fikri, Müslümanları birleştirmeyi değil, tefrikaya düşmelerini sağlayacak bir sistemdir. Çünkü Şia dünyası, batıl ile mücadeleyi geleceğine inanılan imama bırakmıştır. Buda Müslümanları güçlü kılacak bir inanç değil, güçsüz bırakacak bir inançtır.

Satış ortaklığı sistemi nedir?

Gelişen network ağı iştah kabartan bir kitleye hitap etmektedir. Firmalar kısa sürede istedikleri kitlelere internet üzerinden hızlı bir şekilde ulaşabilmeleri, ayrıca internetin pazarlama maliyetlerini asgari düzeye indirmesi gibi sebeplerle internet, firmalar için satışlarını arttırmak üzere kullanılmaya başlanmıştır. Fiziksel dükkanların aksine satis ortakligimaliyetleri azaltan ve daha çok kitleye ulaşabilme imkanını sağlayan internetin bu gücünden yararlanmak için farklı uygulamalar başlatılmıştır. Bu uygulamalardan en çok öne çıkanı satış ortaklığı sistemidir. Bu sistem, firmaların mallarını internet üzerinden daha geniş kitlelere ulaştırmak için düşünülmüş bir sistemdir. Firmalar, saha elamanlarına verdikleri yüksek düzeyde paraları, internet üzerinden malını daha geniş kitlelere ulaştırmak isteyen kimselere aktarmaktadır. Böylece maliyetlerini asgariye çekerken aynı zamanda satışlarında daha fazla artış yakalamaktadırlar. Çünkü internet üzerinden ulaşılan kesim, mala ihtiyacı olan hedef kitleyi ifade etmektedir. İnternet, hedef kitlenin daha çabuk ulaşılacağı, bu kitlenin daha hızlı tespit edileceği bir yerdir. Bu durumlarda satış ortaklığı işini firmalar için cazip kılmaktadır.

Satış ortaklığını yapan kimse, internet üzerinden sattığı her mal üzerinden komisyon alır. Bu aldığı komisyon miktarları her mala göre değişmektedir. 75-90 civarında komisyon veren sistemler dahi vardır. Satış ortaklığı programlarına katılarak, satış ortağı olmak çok kolaydır. İyi bir ek geliri ifade eden bu sistem Türkiye’de 2009 senesinden beri uygulanmaktadır. Ancak dünya üzerinde uzun yıllardır bilinmekte, hatta bazı üniversitelerde satış ortaklığı taktikleri, eğitimleri verilmektedir. Bazı kilit noktaları bilindiğinde aylık olarak düzenli kazançların sağlanabileceği bu sistem, kendi işinizin sahibi olmayı, istediğiniz saatlerde çalışmayı, ek gelir olarak güzel kazançlar sağlamayı sizlere öğretir. Siz günlük işlerinizi yaparken internet üzerinden sizlere para kazandıracak bir sistemi ifade eden satış ortaklığı hakkında, xticaret.com internet sitesini inceleyerek daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

 

Faiz nedir?

Bugünkü ekonomik düzenin olmazsa olmaz kazancı olan faiz, cemiyette ekonomik açıdan uçurumların derinleşmesine sebep olan temel etkendir. Faiz, borç antlaşması üzerinden gelecek olan artı getiri olduğu gibi, ayrıca üretim faktörlerinden birisi olan sermayeden de, kazanılan getiridir. Burada temel nokta, para üzerinden para kazanılmasıdır. Paranın bir faizhizmet veya üretime dahil edilmeden, üzeriden elde edilen getiridir.

Faizin işlediği toplumlarda para, tabana yayılamadığından, toplumda ekonomik açıdan uçurumlar meydana gelir. Bir kesim faiz ödeyerek sürekli fakirleşmeye mahkum edilirken, diğer bir kesim ise, hizmet ve üretime dahil olmadan, yani etliye ve sütlüye karışmadan para kazanarak zenginleşmektedir. Bugün faiz üzerinden para kazanan bankalar, çeşitli ürünler üreterek iş ve aş sağlayan yüzlerce fabrikadan daha fazla kar elde etmektedirler. Pek fazla kar elde etmelerine karşı, iş ve aş üretiminde fabrikalar kadar performans gösterememektedirler. 50 tane bankanın gelişmekte olan bir ülkede yıllık karı 20 miyar dolar civarında olabiliyorken, 250 tane orta ölçekli bir işletmenin karı, bu fiyatları görememektedir. Bunun sebebi, bankaların bu sektörleri de, borçlandırarak faiz kazanmasıdır. Faizin bir çok türü bulunmaktadır. Basit, Birleşik, Birikmiş, Dönemsel, Akdi, temerrüt, Yasal olarak bu faiz türleri sıralansa da, hepsinin temelinde, para üzerinden gelir elde etmek vardır.

Faiz, cemiyetin adaletle işleyen düzenine neşter vurduğu için pek çok din tarafından yasaklanmıştır. Mesela 16. Yy’da faiz, Hıristiyan kilisesi tarafından yasaklanmış olsa da, gelirlerini kaybeden kesim tarafından burjuva devrimiyle yeniden sistemin değiştirilemez bir kaidesi olarak belirlenmiştir. Son hak din olan İslam’da, faizle yapılan alışverişi haram kılmış, böylece sosyal düzeni sağlayıcı bir yasak koymuştur.

Bugünkü para politikası sisteminde her ne kadar paranın tabana yayılması birincil bir politika olarak kitaplarda geçmiş olsa da, bu sadece aldatmadan başka bir kaide değildir. Çünkü faizin işleyeceği bir düzende paranın tabana yayılması, sadece bir düşünceden ibaret kalan, aldatmacı bir kriterdir.

Empire State Building

ABD’nin New York kentinde göklere ulaşan nadide bir yapıdır. Bina 1932’de açıldı. İçerisinde 74 tane asansör bulunmaktadır. Bu asansörler dünyanın en hızlı ve en hassas şekilde üretilmiş asansörleridir. 1939 buhranı sebebiyle bina içerisinde ki, odalar boş kalınca, binanın ihtiyaçları karşılanamaz olmuş. Ancak daha sonra, binanın üst katından Empire_State_Buildingmanzarayı seyretmek için gelenlerden alınan paralar binanın ihtiyaçlarına yönlendirilmiş. Bu yapıya her yıl dışarıdan milyonlarca gelen turist, manzarayı seyretmek için çıkmaktadır. Bina, 102 katlıdır. 1576 merdiven basamağı vardır. Yüksekliği ise 381 metre, anteniyle bu rakam 432 metreye ulaşmaktadır. Bu yükseklikte bir noktadan bakıldığında ABD’nin 80 mil uzaklıkta bulunan çevre eyaletleri görülmektedir.

Bunlardan bazıları, Pensilvanya, New Cersey, Connecticut gibi eyaletlerdir. Bina, Dünya Ticaret Merkezi’nin 1972 senesinde tamamlanmasıyla, dünyanın en büyük gökdeleni  sıfatını kaybetmişti. Ancak, 11 Eylül 2001 yılında ki terör saldırısı, Dünya Ticaret Merkezi’nin yıkılmasına sebep oldu. Empire State Building, eski sıfatını yeniden böylece kazandı. Ancak bu çok sürmedi. Çünkü Chicago’da Sears Kulesi 575 metre yüksekliğiyle açılmıştı.

Binayı şuana kadar 170 milyondan fazla kimse ziyaret etmiştir. Binanın kulesine 3 metre boyunda korkuluklar yapılmıştır. Ancak buna rağmen 35 kişinin intihar etmesi önlenememiştir. Bununla beraber kuleye, eğitim uçağı çarpmış ve bu kaza 14 kişinin ölümüne sebep olmuştur

102 katlı binanın tamamlanması 2 sene sürmüştür. Yapımında tam olarak 100 bin işçi çalışmıştır. İnşaatın maliyeti, 24, 718 milyon dolar olarak kayıtlara geçmiştir. 55.000 bin ton çelik kullanılmıştır. 10 milyon kiremit ve yaklaşık olarak 760 km elektrik hattı döşenmiştir. 96 km su borusu, 5600 km telefon hattı döşenmiştir. Binada 6550 pencere bulunmaktadır. Binanın toplam ağırlığına gelince bu rakam; 331.000 tondur.

İzmir’in güzellikleri

İzmir, Türkiye’nin üçüncü büyük kentidir. Özelliklerine baktığımız zaman anlayacağız ki bu sıfatı hak ediyor. Güzellikleriyle hayallere, filmlere, destanlara konu olan İzmir şehri, turizm, sanayi, ticaret, tarım ve hayvancılık gibi pek çok koldan, ülke ekonomisine büyük katkılar sağlayan bir ilimizdir. Geniş sanayi bölgelerinin yanında, tarih turizmi için antik izmir saat kulesieserler ve mekanlar, yaz turizmi içinse Çeşme gibi sıcak ve sahiliyle ün salmış bir ilçesi bulunmaktadır. İzmir, bunların yanında yaylası, ovaları, akarsuları, plajları, kaplıcaları, kültürel etkinlikleri, uluslar arası aktiviteler için kurulan fuar merkeziyle, bir şehirde olması gereken ne varsa hepsine sahip olup, cömertçe sıcak insanlarımıza bunları sunmaktadır. Sürekli yenilenen yüzü, gelişen altyapısı, uluslar arası aktivitelere aday olan yapısıyla, canlı ve çağdaş bir şehir olan İzmir, seyahat ve tatil planı olanlar için eğlenceli ve zevkli günler geçirecekleri bir merkez niteliğindedir.

Bir şehir ziyaret edilir de, hediyelik eşya ve hatıra alınmaz mı? Bunun için İzmir misafirlerini, tarihi motifleriyle heyecan uyandıran, aynı zamanda hem alışverişi hem de görülmesi gereken zaman tünelinden bir kesiti sunan, en meşhur alışveriş mekanında ağırlıyor. Kemeraltı çarşısı, İzmir’in önemli ve meşhur alışveriş çarşısı olmaktadır. Gezi sırasında dilediğiniz hediyelik eşyalara, bir İzmir hatırasına ve tarihin saklı kalmış manzarasına tanık olacaksınız. Tonoz şeklinde ve kubbeli alışveriş dükkanlarının sizi eskiye çağıran gizemi, bunun yanında modern ve alternatifli mağazalarıyla, sinemalarıyla, Osmanlı kafe yerleriyle her türlü ihtiyacınızı giderebileceğiniz eşsiz bir mekandır. Çini panolar, seramikler, Türk el sanatları, halı ve kilimler gibi kültür kokan ürünleriyle Kemeraltı çarşısı, gezinmesi uzun vakit alacak bir yerdir.

Bunun yanında İzmir denince akla, Musevi Nesim Levi tarafından Mithat Paşa mahallesinin yukarısına çıkmayı kolaylaştırmak için yaptırılan, tarihi asansördür. 1992 senesinde yapılan düzenlemeyle asansör daha modern bir hale getirilmişken, tarihi dokusuna zarar vermeden, İzmir kentini ziyaret edenlerin, uğrak bir mekanı olmuştur.

İzmir’in en sosyal yeri olan Kültürpark, yeşilliğiyle estetik ve ferah bir nefesin alınacağı yerken, aynı zamanda çeşitli faaliyetlerin yürütüldüğü merkezdir. Akdeniz’den getirilen palmiye ağaçları arasında uzanan gezi parkuru, spor ve eğlence tesisleri, Uluslar arası İzmir fuarının bulunduğu yerdir. Ülkemizde ki en meşhur ve alanında tek olan Ege Üniversitesi Botanik bahçesi de, ziyaretçilerin görmesi gereken yerlerdendir. Üç bin bitki türü, burada tabiatın mucizelerini merak edenleri beklemektedir.1745 yılından kalma Kızlarağası Hanı’da turistlik bir mekandır. Burada çeşitli el sanatlarıyla tasarlanmış değişik eser koleksiyonlarını, nadide güzellikte eşyaları bulabilirsiniz.

İzmir yarımada şeklinde olduğundan dolayı, 102 km doğal plajlarının yanında, su sporlarına elverişli bir konuma sahiptir. Çok güzel plajları bulunan İzmir, gelişmiş ulaşım ağı sayesinde plaj eğlencesiyle misafirlerini kolayca buluşturuyor. Gülbahçe, Gümüldür, özdere, Urla, Çandarlı ve daha pek çok plajıyla, farklı atmosferleri sizlere sunmaktadır. Bunun yanı sıra Agamemnon Kaplıcalarıyla şifa dağıtan kaynak sularına sahip olan İzmir, unutulmaz seyahatlere kapı aralamak isteyenlerin, tercih edebileceği modern ve çağdaş bir şehirdir.

Ulaşımıyla, çevreye olan duyarlılığıyla, insanıyla, eğlence merkezleri ve ziyaret edilebilecek pek çok yerleriyle, İzmir ideal bir şehirdir. Ancak seyahatin daha güzel geçirilebilmesi için otellerin nerede bulundukları? Fiyatlarının uygunluğu? Gezeceğiniz yerlere en yakın otel hangisi? Gibi sorularınıza cevap bulmak istiyorsanız, trivago tam da size göre. Bu siteye giriyorsunuz ve İzmir’de nereye konaklayacağınıza karar veriyorsunuz.

Çip teknolojisiyle gelen devrim

Teknolojinin ne kadar faydalı olduğunu savunanlar kadar, bir o kadar da, zararlı olduğu hakkında beyanatlar verenler vardır. Teknolojinin zararlarını ortaya çıkaran kesim, teknolojisiz bir hayatın olması, yani teknolojinin hayatımızdan çekilmesini düşünmüyorlar tabi ki de. Bunların yaptıkları eleştiriler, teknolojinin insanlığa zarar veren taraflarının bilincini oluşturmak ve belki de böylece, daha yeşil bir teknolojiyi, yani sağlıklı bir teknolojiyi mümkün kılmaktır. İşte bu çabaların giderek yerini bulduğunu söyleyebiliriz. çip teknolojisiÇip teknolojisi sayesinde, insanlar teknolojiden daha sağlıklı bir şekilde yararlanabileceklerdir.

Çip teknolojisi, şuanda sağlık sektöründe hızla gelişen bir yapıya sahiptir. Peki nedir bu çip teknolojisi? Şöyle anlatayım. Söz konusu çipler, insanların deri altlarına veya organlarına yerleştirilerek, insan hayatına zarar veren durumlardan kaçınılmasını sağlamak, vücudun hareketlerini tespit etmek, vücutta herhangi bir kötü gidişatın haberini önceden alarak, erken müdahaleyi mümkün kılmayı sağlayan teknolojidir. Bunun ilk denemesi İsviçre bilim adamları tarafından yapıldı. Deri altına yerleştirilen bir küçük çip sayesinde, kalp hastalarının ve şeker hastalarının durum değerlendirmeleri, saatlik bir rapor halinde takip edildi. Bu çipler ani gelebilecek olan kalp krizini 3 saat önceden haber vermeyi başararak, ani kalp krizinden sonra gerçekleşen ölümlerin azalmasına vesile olmayı başarabildiler. Biliyorsunuz ki, erken teşhis ve tanı, hayat kurtarır. Bu çiplerin insan vücudunda ki, günlük hareketleri izleyerek, herhangi bir olumsuz netice durumda erken uyarı sistemine sahip olması, travmaların, krizlerin yaşanmasının önüne geçecektir. Bu da, teknolojinin yeşil kısmıdır. Çünkü insan derisine monte edilen çipler, gayet sağlıklı olduğu saptandı. Uygulama geçer not aldı.

Bunun gibi deri altına yerleştirilen termometrede denendi. Buda insan vücut ısısındaki değişimleri gösteriyor. Ani ateş yükselmelerinden yaşanan bilinç kaybı, travma gibi riski durumların önünün önceden alınabilmesini sağlıyor. Kısaca çip teknolojisi, sağlık sektöründe ki devriminin kısa bir hikayesidir.

Muta nikahı haramdır

İslam pek çok yoruma tabi tutularak, parçalara bölümmüş ve sahih olan mecrasından uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu durumu bildiren hadisi ile Müslümanların 72 fırkaya bölüneceğini, bu 72 fırkadan yalnızca bir fırkanın ehl-i hak olduğunu beyan etmiştir. Bu hak olan fırka dışındakiler, İslamiyetin toplumların şeref ve muta nikahınamusunu, aklını ve malını koruması için vaz ettiği kanunlara iftirada bulunarak, İslami düzenin asıl hedeflediği cemiyete ulaşmasında, tezad oluşturacak kanunları kabul etmekle gaflete düşmüşlerdir. Bu gaflete düşülen uygulamalardan biriside Şia’nın kabul ettiği muta nikahı olmaktadır. Muta lügat olarak, bir şeyden faydalanmak manasınadır. Muta nikahı ise belli bir müddet içerisinde, para veya başka bir değer karşılığında erkeğin, kadından faydalanması durumudur. Kayıtlı olarak gerçekleştirilen bu iş, erkeğin cinsel duygularını, birkaç gün için kiralamış olduğu kadın üzerinde, karşılıklı bir antlaşmayla gidermesidir.

Halbuki bu durum, İslamiyetin hedeflemiş olduğu, şerefli ve namuslu bir düzene aykırıdır. Çünkü İslam, sahih bir nikahla ömür boyu bir birlikteliği helal saymış, boşanmayı da, kötü görmüştür. Eşlerin boşanmasına sebep olacak durumları azami şekilde kapatmak için, küfüv müessesiyle evlenecek olan kişilere, daha iyi bir birlikteliğin sırlarını açıklamış ve bu sırları Müslüman erkek ve kadın için şiar kılmıştır. Ancak muta denilen nikah Şia’nın bazı kolları tarafından,  Kuran-ı Kerimden ayete ve hadisi şeriflere isnat edilerek, helal olduğu savunulmuştur. Halbuki kendi nefis ve arzuları gereğince Kuran-ı Kerimi yorumlayarak, helal olmayan ve İslamiyetin kabul edemeyeceği bir düzene sebep olacak bu uygulamayı, kabul etmişleridir.

İslamiyetin kesinlikle kaçınılması için haram kıldığı, ona götürecek yolların dahi yasaklandığı zinanın, İslam adını kullanarak güya meşru bir zemine oturtulmasından başka bir anlam ifade etmeyen muta nikahı, batılı toplumlarda ki serbest cinsel hayatın, başka kılıflarla uygulanmasından farklı bir durum değildir. Burada dikkat edilecek husus, İslamiyetin kadınlardan süreli bir faydalanmaya, onları ticari bir meta gibi görerek, herhangi bir değer karşılığında satın almaya, ihtiyaçların karşılanmasından sonra bırakılmasına müsaadesi kat’i olarak yoktur.

Divan edebiyatına dair bir malumat

Divan edebiyatı, derin duyguların kelimelerle sembollere, kalıplara döküldüğü, esrarları içerisinde saklayan yazılı edebiyat türüdür. Türklerin İslamiyeti benimsemesinden sonra ortaya çıkmıştır. Bu edebiyat türüne divan denmesinin sebebi, şairlerinin eserlerini divanfuzuli adını verdikleri kitaplarda toplamış olmalarındandır. Divan ismi, ikinci meşrutiyette edebiyatçılar tarafından kendisine verilmiştir. Ancak divan sadece şiire has bir özellik taşımaktadır. Oysa ki, İslamiyetin kabulüyle beraber ortaya çıkan edebiyatımızda şiirin yanında, mesnevi, seyahatname, mevlit gibi türlerde bulunmaktadır. Bu tanım her ne kadar lügat anlamıyla eksik kalsa da, bugün kullanılan anlamıyla İslamiyetten sonra ortaya çıkan tüm eserlere şamil bir manada kullanılır.

İlk divan eserlerine 13. yüzyılda rastlanıldı. Hoca Dehhani’nin, İranlı şair Firdevsi’den etkilenerek kaleme aldığı şiirlere bu yüzyılda rastlanılmıştır. 16. yüzyılda büyük bir atılım gerçekleştiren divan edebiyatı, iki büyük şairle bu başarısını yakalamıştır.Bu başarının yakalanmasında vesile olanlar, bugün divan edebiyatı dendiğinde akla gelen üstatlar; Baki ve Fuzuli’dir. 17. Yüzyılda da, kendisine özgü hikmet şiirleri yazan Nabi, divan edebiyatına büyük eserler kazandırmıştır. Bu yüzyılda yine Nefi, hiciv sanatının mükemmel misallerini vermiştir. Nedim ve Şeyh Galip gibi kendilerine özgü divanlarıyla, bu edebiyat rüzgarına artı değerler katan şairlerden sonra 18. yüzyılda divan edebiyatı gerilemeye doğru gitmiştir. Burada asıl sebep, batılılaşma çalışmalarının her sahada kendisini gösteren etkisidir. Divan edebiyatı İslamiyetin ortak dili olan Kur’an dilinden ve o zamanların edebi dili olan farsça kelimelerden oluşmaktaydı. Tüm bu mistik atfedilen duyguların ve coğrafyanın, batıya karşısında kurban edilme çalışmaları neticesinde bugün, dedelerinin fikri tahassüs ve duygularını, anlayamayan bir nesil tesis edildiğinden, divan edebiyatının esamesi dahi okunamamaktadır.

Son zamanlarda Prof. Dr. İskender Pala aracılığıyla divan edebiyatı şuurunun, sevgisinin arttırılma gayreti içerisine girilmiş olunsa da, dil inkılabının bir tezahürü olan lügat bilgilerinde ki kökten yapılan bir değişiklik, divan edebiyatını anlamaya yetmemektedir.

Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen

Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen

Çaresiz hastalık “AIDS”

İnsan vücudu mükemmel bir nizam içerisinde, akıl almaz bir şekilde işlemektedir. Kainatın kusursuz bir şekilde yaratıldığını düşündüğümüzde, insan vücudu da, kainatın bir nevi özeti olmaktadır. Ancak kurulan mükemmel nizamların ikisinde de, yani hem kainatta hem de AIDSinsan vücudunda, bu işleyişi akamete uğratacak  zararlar vaki olabilir. Bu kainatın veya insan vücudunun mükemmel vasıfta nitelendirilmesine mani değildir. Çünkü insan, ne kainatın ne de vücudunun, bu mükemmel işleyişine layıkıyla cevap verebilmektedir. İnsana emanet edilen kainat ve vücudu, hıyanetin karşısında elbette mükemmelliğinin bir yanını konuşturarak, insanı cezalarla muhatap kılacaktır. İşte insan vücuduna verilmeyen değerin cezalarından birisi olan AIDS hastalığı, tüm hastalıklara meydan okuyan bağışıklık sisteminin, etkisiz kılınarak, insanın hastalıklar karşısında zayıf düşürülmesidir.

AIDS, çaresi olmayan ölümcül bir hastalıktır. HIV virüsünün kanda giderek yayılması sonucunda, en son seviye dediğimiz, AIDS noktasına ulaşmasıyla, ölümcül devre başlar. AIDS, kana bulaşan HIV virüsünün son şekline verilen addır. Ancak, HIV ve AIDS beraber kullanılır. Çünkü kana bulaşan HIV virüsü, kuluçka döneminde kendisini belli etmemektedir. Daha sonraki evrelerde, kana hızla bulaşmasıyla belirtileri gözlenmeye başlanır. İşte bu noktada HIV virüsü, AIDS olarak adlandırılmaktadır. Bu devrede kişi, en ufak hastalıklara karşı çaresizdir. Ufak bir mikrop vücutta istenmeyen enfeksiyonların yaşanmasına sebep olur. Bu önlenemeyen enfeksiyonlar, bağışıklık sisteminin akamete uğramasının bir neticesidir. Kişi, sürekli yaşanan ağır rahatsızlıklar sonucunda, ölümcül hastalıklara yakalanır.

AIDS belirtilerini şöyle açıklayabiliriz. Kişi en ufak rahatsızlıklara karşı güçsüz alır. Daha önce birkaç gün içerisinde atlattığı hastalıkları, atlatamaz. Gece terlemeler, ağız kısmında çıkan yaralar, uzun süren ateşli hastalıklar, kilo kaybı, lenf bezlerinin şişmesi, vücutta çeşitli yaralar gibi pek çok belirtiler bir arada meydana gelir.

AIDS hastalığı, kalıtsal bir rahatsızlık değildir. Hava yoluyla veya tokalaşma gibi sebeplerle de, bulaşmamaktadır. Bu hastalığın ana sebebi, kanında HIV virüsü olan birisiyle girilen cinsel ilişkidir.

Kansızlık rahatsızlığı, diğer adıyla anemi nedir?

Vücudumuzun her bir noktası, atardamar, toplardamar ve kılcal damarların aracılığını kansizlikyaptığı, kanlar tarafından beslenerek, yaşamsal faaliyetlerini sağlayabilmektedir. Kan, vücudumuzun bir nevi yakıtı mesabesindedir. Bu sebeple, organlarımızın düzenli bir şekilde çalışabilmesi için, kan durumunun vücutta, gereğince sağlanmış olması elzem niteliğindedir. Kan yetişkin bir kimsede ortalama olarak, 5-6 litre civarında bulunmaktadır. Bu, vücudumuzun ağırlığının yaklaşık olarak yüzde 8 veya yüzde 9’unun kan olduğunu ifade eder. Kanın ise, yarısı hücrelerden oluşmaktadır. Diğer yarısı da, sıvı şeklindedir.

Kan açıkladığımız bu oranların altında bir düzeyde seyretmesi demek, yaşamsal faaliyetlerde sıkıntıların baş göstermesi demektir. Bu sıkıntılar, kansızlık rahatsızlığının belirtileri olarak karşımıza çıkmaktadır. Belirtilerine kısaca değinecek olursak; çarpıntı, baş dönmesi, aşırı yorgunluk –ki bu yorgunluk hastanın herhangi bir efor sarf etmemiş olmasından kaynaklanır, halsizlik halidir- gıdaların alınmasında yaşanan sıkıntılar, kusma, zayıflık gibi belirtileri vardır. Bunun yanında saçların dökülmesi de, eğer kalıtsal bir durum yoksa, kansızlığın belirtisi olarak, listelenmektedir. Çünkü deri altına ulaşamayan kanlar, orda ki saç hücrelerinin beslenememesine, böylece dökülmesine sebep olmaktadır.

B12 vitamininin yeteri miktarda alınamaması, hastalığı körükleyen bir sebeptir. Demir ve folik asit eksikliğinden kaynaklı hastalık, tedavi süreci aksatıldığında daha büyük hastalıklara gebe olabilecek bir duruma neden olabilir. Bu sebeple vücudumuzun bizlere vermek istediği mesajı, iyi bir şekilde almak zorundayız. Yani kansızlık, diğer adıyla anemi hastalığının vücudumuzda ki belirtileri, yaratıcının insana sunduğu bir rahmet misalidir. Çünkü vücut, her zamanki işleyişinden farklı bir boyuta geçtiğinde, bunu fark ediyor ve gerekli uyarılarla, emanetçi olan bizlere haber veriyor. Bu aşamada bizim yapmamız gereken bu iletiyi alıp, gereken yerlere giderek, tedavi sürecini başlatmaktır.