Malatya

malatyaMalatya, Doğu Anadolu Bölgesi’nin batısında bulunan, tarihi eser bakımından oldukça zengin bir ilimizdir. Malatya’nın en önemli geçim kaynağı kayısıdır. Malatya, Nemrut dağına yakın olmasından dolayı yazları turistlerin oldukça uğradıkları bir ildir. Malatya’nın merkezi, Beydağı’nın eteklerinde ve Malatya ovasının üzerine kurulmuş olan; 12.313 kilometre kare yüzölçümü bulunmaktadır.  Çeşitli filmlere konu olmuş olan ve hayatında çeşitli tezler yazılmış olan Battalgazi ve onun zamanında yapılmış olan tarihi eserlerin bulunduğu bir ilimizdir. Malatya’nın merkezinde Kanal Boyunda şehrin merkezinden su akar ve görülmeye değer Kernek Şelalesi bulunmaktadır.   Yaz aylarında yapılan, Kayısı fuarı sayesinde şehirde etkinlikler olur. Bunun yanı sıra Yeşilyurt ilçesinde yapılan Kiraz şenliği, Hekimhan’da ceviz şenliği, Arguvan ilçesinde ise, Türkü etkinlikleri yapılır.

Malatya Hakkında Bilgi ve Tarihi

Malatya milattan önce 6000 yıllarına kadar uzanmakta olan tarihinden önce, beş milyon yıl önce deniz olan bir yerdir. Bu yüzden su kaynakları bakımından oldukça zengin bir ilimizdir. Bu bakımdan Malatya’nın çeşme suyunun kullanıldığı ve Türkiye’de en temiz çeşme suyunun olduğu bir ildir. Malatya’nın ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır.

Malatya Gezilecek Yerler Tarihi Mekânlar

Malatya’nın merkezinde Kernek Parkı, Abdullah Gül Parkı, İsmet Paşa Parkı, Malatya Müzesi, Beş Konaklar, Üç asırlık olan Kervansaray, Kesik Köprü başlıca gezilecek yerler arasında bulunmaktadır. Mesire yeri olan Pınarbaşı’nda ailenizle birlikte piknik yapabilecek temiz hava alabileceksiniz. Atatürk’ün Malatya’ya geldiği zaman kalmış olduğu ev ziyaretçilere açıktır.

Malatya’ya Nasıl Gidilir.

Havayolu, karayolu ve demiryolu ile ulaşım sağlanmaktadır. İstanbul’a Karayolu ile 16 saatte ulaşılırken, Havayolu sayesinde bir saat otuz dakikada ulaşabileceksiniz.

Malatya’da Ne Yenir?

Sıkma köftesi, İçli köfte, Analıkızlı, Ekşili köfte ve yoğurtlu çorba ilin meşhur yemekleri arasındadır. Merkezde birçok yerde, bu yemekleri yemeniz mümkündür.

Malatya’nın ilçeleri

Malatya’nın merkezi de dâhil olmak üzere 14 tane ilçesi bulunmaktadır.

  • Merkez
  • Akçadağ
  • Arapgir
  • Arguvan
  • Battalgazi
  • Darende
  • Doğanşehir
  • Doğanyol
  • Hekimhan
  • Kale
  • Kuluncak
  • Pütürge
  • Yazıhan
  • Yeşilyurt

 

Boğa Burcu ve İkizler burcu arasındaki ilişki

boğa ikizlerBoğa Burcu ve İkizler burcu oldukça zıt iki burçlardır. Ve aralarında ki çekim bu zıt karakterleri sayesinde olacaktır. Boğa Burcunun hemen ardından gelen İkizler burcu, Boğa burcunun eksiklerini tamamlayacaktır. İkizler Burcu son derece çevik ve hızlı olmasıyla bilinir. İkizler burcu son derece hazır cevaptır. Ve bilgiye öğrenmeye aç bir burç olduğu için entelektüel olmak isterler. Burçlar arasında son derece hızlı olan bir burçtur. İkizler burcu çok çabuk sıkılan bir burç olmasından dolayı, hayatında sürekli yenilikler isteyecektir. Değişken nitelikleri olmasından dolayı, her şeye çok çabuk adapte olabilir. Genellikle iletişim bölümü okumayı tercih eden İkizler burcu, Gazeteci ve haber kanallarında gerçeğin peşinden koşan ve asla yorulmayan insanlarla doludur. İkizler Burcu oldukça bilgi doludur. Ama detay konusunda ise, vakitleri olmayacağından dolayı, Boğa burçları onların bu eksiklikleri tamamlar. İkizler burcu genellikle dışarıda eğlenmek isterken, Boğa Burçları evde oturmak, baş başa vakit geçirmek isteyecektir.

Boğa burcu insanı oldukça, inatçı olmasıyla bilinir. İkizler burcu ise, duygularını açıkça dile getirmesi ile bilinmektedir. İkizler burcu insanı, çok hızlı hareket ettiği için, akılları bir çok şeye dağılmış ve dikkatsiz olurken; Boğa burcu ise, yaptığı herhangi bir işe, konsantre olacağından dolayı oldukça yavaş ve dikkatli olacaktır. İkizler Burcunun hızlı olan hayat tarzları, zaman zaman ikizler burcuna bile fazla gelmektedir. Boğa Burcu insanı sakin bir hayat yapısı olduğundan dolayı, bu sakin hayata çok fazla dayanamayacaksınız. Boğa Burcundaki insanlara çok itiraz etmemeniz gerekmektedir. Aksi durumda sürekli tartışma içinde olacaksınız. Sürekli itiraz etmezseniz, boğa burcu ile güzel bir ilişkiniz olabilecektir. İkizler Burcunun ne zaman ne yapacağı belli olmazken, boğa burcu ise ne zaman ne yapacağı çok belli olan tedbirli burçlardır. Boğa burcu çok dengeli olmasından kaynaklı, İkizler burcunun çok kolay sıkılmasına neden olacaktır.

Tutunamayanlar kitap özeti

TutunamayanlarOğuz Atay’ın Türk Edebiyatına bıraktığı en güzel eserlerinden biridir Tutunamayanlar. 1972 yılında iletişim yayınevinden çıkmış olan kitap, 724 sayfadır. Tutunamayanları okuyan insanlar, roman içerisinde kendilerinden bir parça bulabileceklerdir. 724 sayfalık olan bir kitap Tutunamayanlar, tek bir anıyı okuyuculara anlatmaktadır. Her Türk Edebiyatı sever entelektüellerin kitaplığında bulunana Tutunamayanlar, post modernlik arasına sıkışmış insanların severek okuduğu bir kitaptır. Kitapta tutunamayanlara Disconnectus Erectus demektedir. Ve Disconnectus Erectus’ları şu şekilde anlatmaktadır: “Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. Yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. Yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer). Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez. aşları daima öne eğik gezdikleri için, çeşitli engellere takılırlar ve her tarafları yara bere içinde kalır. Onları bu durumda gören bazı yufka yürekli insanlar, tutunamayanları ev hayvanı olarak beslemeyi denemişlerdir. Fakat insanlar arasında barınmaları -ev düzenine uyamamaları nedeniyle çok zor olmaktadır. Beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldırmakta ve evden kovulunca da bir türlü gitmeyi bilmemektedirler. Evin kapısında günlerce, acıklı sesleriyle bağırarak ev sahibini canından bezdirmektedirler. (Bir keresinde, ev sahibi dayanamayıp kaçmışsa da, tutunamayan, sahibini kovalayarak, gittiği yerde de ona rahat vermemiştir). Hayvan terbiyecileri de tutunamayanlarla uzun süre uğraşmış ve bunları sirklerde çalıştırmak istemişlerdir. Fakat bu hayvanların, beceriksizlikleri nedeniyle hiçbir hüner öğrenemediklerini görünce vazgeçmişlerdir. Ayrıca birkaç sirkte halkın karşısına çıkarılan tutunamayanlar, onları güldürmek yerine mahzun etmişlerdir. (Halk gişelere saldırarak parasını geri istemiştir).” Kitabın Özeti ise; Mühendis olarak çalışan Turgut Özben adındaki bir insanın yakın arkadaşı olan Selim Işık’ın intihar haberini bir gazete sayfasında öğrenir. Çok sevdiği arkadaşının intiharını öğrenince çok etkilenir. Ve Selim Işık’ın intihar etme nedenini araştırmaya başlayan Turgut Özben, Selim’in bir çok arkadaşına ulaşarak, Selim Işık’ın hiç bilmediği yönlerini öğrenir. Selim’in tanıştığı her arkadaşı Selim’in farklı bir yönünü Turgut Özben’e anlatırlar. Turgut Özben, ilk olarak Selim’in arkadaşı olan Metin ile Selim hakkında konuşur. Metin Zeliha isimli bir kızı sevdiğini ve bunu Selim’e bahsettiğini, Selim’de; Zeliha’nın ona uygun olamadığını söylemiş. Bunun üzerine Metin Zeliha’dan ayrılır. Metin Zeliha’dan ayrıldıktan sonra, Selim’in Zeliha’ya yanaştığını,Turgut’a anlatır. Daha sonra Zeliha başkası ile evlenerek ikisini de bırakır. Daha Sonra Süleyman Kaygı isimli bir arkadaşı ile buluşan Turgut Özben, Arkadaşı Süleyman’a yazdığı şarkı sözlerinden bahseder ve Turgut Özben’le bu şarkı sözlerini paylaşır. Esat adındaki arkadaşı Selim’le lise çağlarında tanışmıştır. Selim’in çok zeki ve çok kitap okuyan bir insan olduğunu söyler. Oscar Wilde hayranı olan Selim, Gorki’den hiç hoşlanmaz. Ve Gorki’yi okuyan insanları eleştirir. Esat, Turgut’a Selim’in icat ettiği oyunları oynadıklarını ve ilginç olan kişiliğinden bahseder. Turgut Özben’in son konuştuğu kişi ise, Günseli adında bir kadındır. Selim’in sürekli tartıştığı; bir küs, bir barışıl olduğu sevgilisi ile konuşur. Turgut Özben, Selim’in kırılgan bir kişiliği olduğunu ve kendisine güveni olmadığı için kuşkulu bir yapısı olduğunu Günseli’den öğrenir. Selim, Günseli ile evlenmek istemediği için, Günseli ve Selim ayrılırlar. Selim bunun üzerine psikolojik olarak hastalanır. Ve Günseli’ye yazdığı bir intihar mektubundan sonra, Selim intihar eder. Turgut Özben Selim Işık’ın niçin intihar ettiğini araştırırken, Selim’in bir çok farklı yönü ile karşılaşır. Selim’in hayata tutunamamış bir insan olduğunu anlar. Selim’in sayesinde kendi hayatına bakar ve kendisinin aslında hayatı hiç tanıyamadığını yeni fark etmiş olması, Turgut’un hayatını ve iç dünyasını alt üst eder. Kendisini tanıyamıyor olmanın vermiş olduğu ıstırap ile nereye gittiğini bilmediği bir trene binerek izini kaybettirir. Turgut’un Olric adındaki, hayali bir kahraman kitap boyunca Turgut ile konuşur. Fakat Tutunamayanlar kitabı, sadece Selim Işık’ın hayatı ve onun neden intihar ettiği gerçekleri ile sınırlı değildir.

 

Aylak Adam kitap özeti

aylak adamYusuf Atılgan’ın yazmış olduğu Aylak Adam kitabı ilk olarak 1959 yılında varlık yayınlarından çıkmıştır. Günümüzde ise Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam kitabı, Yapı Kredi yayınlarından çıkmaktadır. Aylak Adam kitabı “C” adında bir adamın 1 yıl boyunca yaptıklarını anlatmaktadır. Kitap 4 bölümden oluşur.

“Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi. İçimdeki sıkıntı eridi.” Şeklinde başlayan Aylak Adam,  “C” adındaki adamın hayatında var olan Aşk boşluğunu dolduk istediği arayışı konu alır. Kitabımızda adı geçen “C” maddi olarak herhangi bir sorunu olmayan, Vefat eden babası tarafından, “C”’ye bırakılan emlaklardan kira alarak geçimini sağlayan, Ömründe çok az çalışmış olan ve sürekli yalnız, bir o kadar da sıkıntı yaşayan bir gençtir. Her sabah insanlar evlerinden işlerine giderken “C”’de evinden çıkar. Evde yemek yemediği için, ilk önce dışarıda bir kahvaltı yapar, ardından ressam arkadaşı olan Sadık’ın, resim atölyesine giderek öğleye kadar orada vakit geçirir. Öğleden sonra ise, ya sinemaya gider yada sokaklarda aylak bir şekilde dolaşırdı.

Bir gün sokakta dolaşırken, yanlış anlaşılma sonucunda iki terziden dayak yiyen “C” çenesinden yaralandığından dolayı, günlerce evden dışarı çıkmaz. Sadık’ın resim atölyesinde öğrencilere model olacağına söz veren “C” günler sonra evinden çıkarak Sadık’ın resim atölyesine gider. Aslında hiç gitmek istemez. Çünkü “C” için herhangi bir iş yapmak oldukça sıkıntı vericidir. Dayak yedikten bir hafta kadar sonra evden çıkıp Sadık’ın resim atölyesine gider. Giderken ayakları geri geri gitmektedir. Zorla öğlene kadar model olan “C” oldukça sıkılır. Ve bazı öğrenciler resimleri bitirmeden, Atölyeden ayrılır.

“C” hayatı boyunca bir şey aramaktadır. Her işten ve her şeyden çok çabuk sıkılan “C”, aramaktan asla sıkılmaz. “C” hayatında bir kadın aramaktaydı. Hayatına bir kadın girerse, Aylaklıktan kurtulacağına ve içindeki sıkıntının biteceğine ve mutlu olacağına inanıyordu. Tanıştığı her kadın, “C” için sıkıcı gelirdi. Bir bahane bulur, her seferinde tanıştığı kadınlarla bir daha görüşmezdi. “C” öğleye kadar olan vaktini Sadık’ın yanında geçirdikten sonra genellikle ya sinemaya gider yada lokantada geçirirdi. Akşamları ise, düzenli olarak meyhaneye gider ve içerdi. “C” sıklıkla kendi hayatını düşünürdü. Çok fazla kafa yorar, çevresindeki insanların hayatları ile kendi hayatını karşılaştırır ve çocukluğunda yaptıklarını düşünürdü. Neden bilemezdi ama “C” çocukluğunu bir türlü kafasından atamazdı. “C”’nin annesi “C” çok küçükken vefat etmişti. “C”’yi babası ve teyzesi büyütmüştü. Ve tanıştığı her kadının teyzesi gibi olmasını isterdi. Teyzesine bilinç altında inanılmaz bir bağ ile bağlıydı. Her kadında teyzesini aradığından ötürü, kadınlarla çok iyi anlaşamaz ve onlardan kaçardı. “C” 28 yaşında olmasına rağmen bir bebekten farkı yoktur.

Bir gün Aylak Adamımız “C” Ayşe adında bir kadınla tanışır. Fakat Ayşe’yi iş arkadaşlarından biri ile görünce bir daha Ayşe’yi aramaz. Ayşe’ye alışmamış olsa bile, çok bunaldığı bir akşam Ayşe’nin evine gider. Ayşe tarafından ona anahtar verildiği için, zorlanmadan kapıyı açar ve içeri girer. Ayşe’nin evde olmadığını bile bile gitmiştir. Çünkü o gece yıl başı gecesidir. Ve Ayşe arkadaşları ile eğlenmeye çıkmıştır. Aylak Adamımız “C” bir süre Ayşe’nin evinde oturur ve içer. Daha sonra ise anahtarını bırakarak dışarı çıkar. Bir daha da Ayşe’yi aramaz. Aslında Ayşe’yi evde bulamadığına oldukça sevinir.

“C” sürekli olan bu arayışlarında bir gün, Karaköy’de bir pastanenin dışarıya koymuş oldukları masalarda otururken bir kadın görür. Bu kadın “C”’yi çok etkilemiştir.  Bu yüzden kadını günlerce takip eder, Kadının gittiği yerlerden sıkılmadan geçerek onu izler. “C”’nin sürekli kadının karşısına çıkmasına karşın, kadın “C”’yi fark eder. Kadın “C”’yi beğenir. Ve sürekli takip eden “C” ile konuşmak için fırsat kollar. Ama “C” kadının yanına yaklaşmadan sadece takip içerisindedir. Çünkü “C” kadının yanına yaklaşıp konuştuğu zaman, içerisinde olan tılsımın bozulacağını düşünmektedir. Kadında onunla konuşabilmek için, yollunu uzatır. Günler sonra bir gün “C” ile kadın karşılaşır ve buluşmaya karar verirler. “C” ise buluşma günü geldiğinde Beyoğlu’nda bir kahvede oturur. Buluşmaya gidip gitmeme konusunda oldukça kararsızdır. Çünkü buluştuklarında kadını tanıdıkça ondan soğuyacağını düşünür. Çünkü diğer kadınlarda hep buluştuktan sonra, heyecanı kaçmıştır. Hem “C”’nin içerisindeki o heyecan yavaş yavaş sönmeye başlamıştır. Bu yüzden kadınla buluşmaktan kaçmak istese de dayanamaz ve buluşma yerine gider.

Kadın “C” ile her buluşmalarının ardında “B” adındaki uzakta bulunan bir arkadaşı ile mektuplaşır. Ve sürekli olarak evlenme istediği olan kadın, hayaller kurar. “C” ise evlilikten hiç haz etmeyen bir insandır. Her akşam eli kolu dolu bir şekilde eve gelen erkeklerden nefret eder.

Yaz mevsimi geldiği zaman, sıcaklar atık iyice arttığı için, yazlık bir pansiyonda yaz mevsiminin geçmesi için bir pansiyona yerleşir. Burada günleri kitap okuyarak geçirir. Ve bir gün kaldığı pansiyonun yakınlarında eski sevgilisi olan Ayşe ile karşılaşır. Ayşe ile Aylak Adamımız çok iyi anlaşır. Bir tutku ile birbirlerinin olurlar. Fakat yaz mevsiminin bitmesine yakın Ayşe ve  “C” bir anda tedirginleşmeye başlar. “C” kadın bacaklarına oldukça düşkündür. Ayşe ise “C” ile aylar geçirdiği halde “C” hakkında bir şey bilmediğini fark eder. Ve “C”’ye kadın bacaklarına neden bu kadar düşkün olduğunu sorar. “C”ise, ona çocukluk günlerini anlatarak geçirir. “C”’nin annesi “C” bir yaşındayken öldüğünü, babası ve teyzesinin onu büyüttüğünü fakat babasının çok soğuk ve sert bir adam olduğundan bahseder. “C”’yi teyzesi sürekli dizinde yatırır ve saçlarını okşar ve burnundan öpermiş. Teyzesine karşı çocukluğundan bu yana oldukça büyük bir ilgi beslemiş olan “C” çocukken babası tarafından teyzesinin bacaklarının okşandığını fark edince, babasına saldırır. Ve gücü yetmediğinden ötürü babası “C”’yi kulağından tutarak yere çalar ve teyzesi “C”’yi korur. Ve “C” o anda yemin ederek asla babasına benzemeyeceğine dair kendi kendisine söz verir.

Yaz mevsiminin sonlarına doğru, “C” Ayşe ile olan ilişkisinde ayrılmak ister. Ayşe’de aynı fikirde olduğu için ayrılırlar. Zaten Ayşe yakın bir zamanda babasının yanına yani İtalya’ya döneceği için her zaman buluştukları yere bir pusula bırakarak İtalya’ya döner. Havanın serinlemesi başlaması üzerine “C” de artık şehirdeki evine döner. Ve eski yaşantısına, kaldığı yerden devam eder. Ayşe ona sevgi vermişti ama Ayşe’nin verdiği sevgi bile onu yalnızlıktan kurtaramamıştı.

Bir gün sokakta yürürken, yağmurun yağdığı bir anda mavi yağmurluklu acele ile koşturan bir kadın görür. Şakağında bir anda bir ağrı hisseden “C” aradığı kadının o olduğuna emindir. Peşinden koşar ama kadın taksiye binmiştir. “C” bir taksinin önüne atlar. Taksi şoförü çok sinirlenerek aralarında kavga olur. “C” adama sinirlendiğinden dolayı, adama bir yumruk atar. Ve taksi şoförünün burnu kırılır. Ardından kalabalıklaşan olay yerine polisler gelir. Ve “C” aradığı kadını bulur bulmaz kaybetmiştir.

“ Çevresindeki herkes ona düşmanca bakıyordu. Kuşatılmıştı. Artık otobüse yetişmesi olanaksızdı. Birden sol şakağındaki ağrı yeniden başladı. Yıllardır aradığını bulur bulmaz yitirmesine sebep olan bu saçma, alaycı düzene boyun eğmiş gibi kendini koyverdi. Şimdi ona istediklerini yapabilirlerdi. Yanındaki polis kolunu sarsıp, ummadığı yumuşak bir sesle sordu:
— Ne oldu? Anlat.
— Otobüse yetişecektim… Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı.”cümleleri ile son bulur.

 

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı

koahKronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı isimlerinin baş harfledir. Sigara kullanıyorsanız KOAH hastalığına yaklanmanız oldukça fazladır.

KOAH hastalığı bir insanın, 20 yıl boyunca bir paket sigara içerse KOAH yakalanması riski çok fazladır. Hastalık genellikle kırk yaşlarında görülmeye başlar. Sigara içen insanlar, öksürük ve balgamları ciddiye almadığından dolayı oldukça sinsi ilerler. Ve bu yüzden KOAH teşhisi oldukça geç olacağından ötürü, akciğerlerin önemli bir kısmını hasta kaybedecektir.

Sigara içen her beş kişiden birinde KOAH vardır. KOAH önemli bir sağlık sorunudur. Ülkemizde 20 yaşının üzerinde bir çok insan sigara kullanmaktadır. Bu da onların 20 yıl içerisinde sigarayı bırakmazlarsa KOAH yakalanma ihtimallerinin olduğuna işarettir.  Ülkemizde on milyondan fazla insan KOAH yakalanmıştır.

Sigara dumanını içinize çektiğiniz zaman, nefes borularına zararlı gazlar dolacağından dolayı yıllar geçtikçe bu zararlı gazlar bronşlar ve hava keseciklerinin yapısını bozar. Bu da Bronşit oluşumuna neden olur. Hava keseciklerinin zarar görmesi ve parçalanması sonucunda da Amfizem ortaya çıkar.

KOAH adı altında bu iki hastalık görülmektedir. Sigara içim ile birlikte amfizem ve bronşit meyana gelir. KOAH tedavisi olan bir hastalık değildir. KOAH çok çabuk ilerleyen bir hastalıktır. Erken teşhis sonucunda, hastanın sigarayı bırakması Kronik Obstrüktif akciğer Hastalığının ilerlemesini durdurur.

Kronik Obstrüktif akciğer Hastalığında kana oksijen geçişi azalacağı için vücudun oksijensiz kalmasından dolayı,  pek çok ciddi rahatsızlıkta oluşacaktır.

Kronik Obstrüktif akciğer Hastalığında en çok öksürük, balgam ve nefes darlığı gibi şikayetler görülür. Öksürük ve balfam sadece sabahları görülür. Çok az miktarda balgam çıkarılır. Nefes darlı ise, hastalığın ilk başlarında ortaya çıkar. Kişi, hızlı yürüyemez veya koşamaz. Merdiven veya yokuş çıkarken nefes nefese kalır. Hastalık ilerlerse durduğu yerde bile nefes darlığı çekecektir.

Kuru Saçların Bakımı

kuru sacSaç tipleri arasında en sorunlu olanı kuru saçlardır. Çok çabuk kırılır ve mat bir görüntüsü olduğu için kepeklenmeye müsait bir saç tipidir. Oldukça bakım istediği için, kuru saçları olanlar için çileye dönüştüğü olmuştur.

Kuru saçınız varsa evde hazırlayacağınız bakımlar sayesinde kuru saçlarınızın canlı görülmesini sağlayabilirsiniz.

İlk öncelik kuru saçları olanlar şampuanlarına dikkat etmelidir. Saçları sık sık yıkamamak gerekir. Çünkü saçları nemli tutan yağları çıkardığı için, alacağınız şampuanın pH değerinin 6.7 olmasına özen gösterilmelidir.

Kuru saç en narin saç olduğu için saçlara oldukça nazik davranılmalıdır. Saçlarınızı yıkarken, parmak uçları ile nazikçe ovarak yıkanmalıdır. Parmak uçlarınızla saç derinize yapacağınız masajlar, saç diplerindeki yağ bezlerini harekete geçirecektir.

Kuru ve yıpranmış olan saçlarınızı onarmak için, sıcak yağ tedavisi ile saçlarınızı canlandırabilirsiniz.

Saçlarınızı fırçalamak, saçların kırılmasına ve dökülmesine neden olur. Her zaman saçlarınızı yavaş bir şekilde fırçalamak saçların kırılmasını ve dökülmesini engelleyecektir. Saçlarınızı fırçalarken veya tararken, saçlarınıza serum sürmek veya saçlarınızı ıslatarak fırçalamalısınız. Delikli saç fırçası olukça iyi bir seçim olacaktır.

Kuru saçları olanlar, kesinlikle saç masası veya fön makinesi kullanmamalıdır. Yapay bir şekilde kurutulmamalıdır.

Sirke iyi bir nemlendirici olduğundan dolayı, saçlarınızı canlandıracaktır. Aynı zamanda parlak görünmesine neden olacaktır. Saçlarınızı duruladığınız suya bir yemek kaşığı sirke ekleyip saçlarınızı durulamanız, saçlarınızın canlı görüşmesine neden olacaktır. Sirke, kepek problemine de iyi geleceği için, saçlarınıza masaj yaparak uygulayabilirsiniz.

Fazla yıpranmış saçınızın parlak olmasını istiyorsanız, yumurta kullanmalısınız.

Ceviz ve fındık saça çok faydalıdır.

Sigara nasıl bırakılır

sigarayibrakmakYapılan çalışmalar gösteriyor ki, sigarayı bırakmaya çalışan bir insan; hayatı boyunca sigarayı bırakmadan önce ortalama olarak on dört kez sigarayı bırakmaya çalışmıştır.

Sigarayı bırakmak için olan ürünleri kullanan bir insan sigarayı bırakmada başarılı olsa bile, bir süre sonra tekrardan başladığı görülmektedir. Sigarayı bırakmak isteyen bir insan, ilk önce beyninde tamamen sigarayı bırakacağı konusunda karar vermelidir. Sigarayı bırakmakta yardımcı olacak etkenler arasında en önemlisi, sigara yüzünden hastalığa yakalanmış insanların resimlerini görmek ve onların hikayelerini dinlemek çok faydalı olacaktır.

Ülkemizde sigarayı bırakmak için çeşitli yollar mevcuttur. Devlete bağlı olan ketem birimi sigarayı bıraktırma konusunda yardımcı olurken: yine devlete bağlı olan Alo 171 sigarayı bıraktırma hattını arayıp sigarasız bir hayata merhaba demeniz mümkündür.

Sigarasız günler yaşamak istiyorsanız ilk başta bir liste hazırlamak, sigaranın bırakılmasında yardımcı olacaktır. Bu listeye bırakmak istemenize neden olan tüm nedenleri yazmalısınız. Nedenler arasında Para biriktirmekten, sağlığınızı düzeltmeye kadar her şeyi yazın. Aklınıza gelen her nedeni yazmanız gerekmektedir. Bu listeyi her an görebileceğiniz bir yere koyun ve sürekli okuyun.

Sigarayı bırakmaya karar veridiyseniz sigarayı azaltmakla, sigarayı bırakmaya çalışmayı. Araştırmalar doğrultusunda sigarayı bırakarak kilo verilmeyeceği ispatlanmıştır. Sigara paketinizi, kül tablasını, çakmağınızı çöpe atarak her şeyden kurtulun. Şayet bir süre sonra canınız sigara içmek isterse, çöpe attığınız sigaraları alın ve kırarak çöpe tekrar atın.

Sevdiklerinize, arkadaşlarınıza haber verin. Bu defa gerçekten kararlı olduğunuzu onlara söyleyin. Çünkü sigara içmediğiniz ilk günlerde oldukça agresif ve sinirli olacaksınız. Size birkaç hafta sabretmelerini söyleyin.

Kahve ve Alkol içmek sigarayı aklınıza getirecektir. Bu yüzden kahve ve alkolden uzak durmalısınız. Bir süreliğine kahve yerine çay içilmeli ve barlara gitmek yerine sinema salonlarını tercih etmelisiniz.

Canınız sigara içmek istediği zaman, 6 defa derin derin nefes alınız. Bu aldığınız nefes sizi rahatlatacaktır. Sigara içmediğiniz zamanlarda insanların canı tatlı şeyler yemek isteyecektir. Sigarayı bırakan insanlarda kilo alımı görüldüğü için, tatlı yerine meyve yemeyi tercih edin.  

Sigarayı bıraktığınız zaman, ne kadar para biriktirebileceğinizi hesaplamanız sizin 1 yıl içerisinde oldukça birikim yapmanızı düşünmenize neden olacaktır. Ve bu da sigarayı bırakmak için teşvik edici bir maddedir. 1 yıl boyunca sigaraya verdiğiniz parayı hesapladığınız zaman çok şaşıracaksınız.

 

Siroz hastalığı

sirozSiroz, Karaciğer hücrelerinin yerine skar denilen hücrelerin oluştuğu durumun adıdır. Skar denilen dokunun, karaciğer hücrelerini yok edip yerine geçmesiyle karaciğer tüm fonksiyonlarını yitirmeye başlar. Siroz hastalığı ilerlemiş insanlar hayatlarını devam ettirebilmeleri için, karaciğer nakli gerekmektedir. Karaciğerin işlevlerini yerine getiren kısmı yeni skar dokularının büyümesi ile, karaciğer iltihabı oluşur. Siroz Amerika Birleşik Devletlerinde insanların hayatlarını kaybettikleri sekizinci hastalıktır. Siroz yüzünden her yıl otuz bin insan hayatını kaybetmektedir.

Siroza neden olan en sık nedenler aşırı alkol tüketimi ve Hepatit C virüsü olan insanlarda görülmektedir.

On yıl veya daha fazla aşırı alkol tüketen insanlarda çok sık görülme olasılığı çok fazladır. Fakat sosyal içicilerde de görülme ihtimali vardır. Hepatit C hastalığında her beş kişiden biri siroza yakalanmaktadır. Karaciğerdeki hasar arttıkça kan dolaşımını temizlememeye başlar.

Sirozun belirtileri;

– halsizlik
– iştah kaybı
– bulantı ve kusma
– güçsüzlük
– kilo kaybı
– bacaklarda ve karında sıvı birikimi
– artmış kanama ve çürükler
– sarılık, deride ve gözlerde sararma
– kaşıntı

Sirozdan korunmak için yapılacak en önemli şey, aşırı alkol tüketiminden uzak durmaktır. Şayet ailede karaciğerle ilgili bir rahatsızlığı olan varsa, alkolden tamamen uzak durulması gerekmektedir.

Hepatit hastalığından korunmak için, uyuşturucu kullanımından uzak durulmalı ve dövme veya kalıcı makyaj yapılacağı zaman, kullanılan malzemelerin sadece sizde kullanıldığı ve iğnelerin sizin yanınızda çıkarılması çok önemlidir. Kan alacağınız zaman, dikkatli olmalısınızdır.

Limonun faydaları

limonLimon C vitamini yönünden oldukça zengin olan bir meyvedir. Ülkemizde limon Akdeniz bölgesinde ve Ege bölgenin kıyı bölgelerinde yetiştirilmektedir. Limon ilkbahar gibi çiçek açar ve son bahar gibi hasat verir.

Limon tıkanmış kalp damarlarını açacağı gibi, kalp çarpıntılarının azalmasında da yardımcı olur. Günlük enerji direncinizin artmasını sağlar. Böbrekler için oldukça faydalıdır. Limon sayesinde böbreğinizde oluşan kumları daha rahat bir sayede dökebilirsiniz. İdrar yollarında oluşan, iltihaplanmayı söktüğü de bilinmektedir. Yüksek kolesterolü olan insanlar sabahları aç karnına yarım limon yerlerse, kolesterolleri düşer.  Burun kanadığı esnada limon duyunu burunlarından içeri çekerlerse kanamayı durduğu görülmüştür. Kansızlık problemi yaşıyorsanız günde 2 tane limon yemek, kansızlık probleminizi ortadan kaldıracaktır. Nezle, grip, soğuk algınlığı gibi hastalıklar geçiriyorsanız bu durumda nane –  limon kaynatarak tedavi edici özelliğini göreceksiniz. Diş ve diş eti hastalıklarına son derece etki eder. Yağlı yemekleriniz varsa, üzerine sıkacağınız limon sayesinde kilo alımını daha aza indirgeyecektir. Ağız içerisinde oluşan yaralarınıza limon suyu ile gargara yapmalısınız. Baş ağrısı ya da migreniniz varsa limon yemeniz sayesinde baş ağrılarınız geçecektir. Limon suyu ile yüzünüzü silerseniz bir süre sonra sivilceler ve siyah noktaların yok olduğuna şahit olacaksınız. Limon yiyerek karaciğerde oluşan tüm hastalıkların geçmesini sağlayabilirsiniz. Ağzı kokusunu giderdiği gibi, balgam oluşuyorsa sürekli bunu engeller. Basur hastalığı olanlar, limon sayesinde basurdan kurtulurlar. Karaciğerin hararetini söndürdüğü de bilinmektedir. Hazmı kolaylaştırır ve şişkinliği önlediği de bilinen bir gerçektir.

Osmanlı Devleti Kurumları

osmanlıdevletikurumları715 yıl hüküm sürmüş olan Osmanlı Devleti’nde bir çok kurum vardı. Bu kurumlar sırasıyla;

Acemi Ocağı = l. Mahmut  döneminde kurulmuş olan ordunun asker ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuş olan kurumdur.

Ahilik = Osmanlı döneminde halkın sanat, ticaret ekonomi gibi mesleki alanlarda yetiştirilmesi için olan kurumdur.

Akıncılar = Askeri teşkilatında ki, hafif süvari topluluklarına verilen isimlerdir.

Anadolu Eyaleti = Osmanlı devletindeki taşra teşkilatlarından biridir.

Asakir-i Mansure-i Muhammediye = Yeni çeri ocağının kaldırılmasıyla kurulan yeniçeri ocağının yaptığı işleri yapan kurumdur.

Asesler = Osmanlı Devletinde şehirlerde geceleri dolaşan güvenlik kuvveti

Aşiret Mektebi =  Aşiret çocuklarının eğitimi için İstanbul’da açılan mektep.

Ayan Meclisi = Hükümdarı seçmek için kurulan meclistir.

Azaplar = Osmanlı devletindeki yaya askerlerdir.

Babıali = Son döneminde sadrazamlık makamına ve hükümete verilen ad.

Baltacılar = Son döneminde sadrazamlık makamına ve hükümete verilen ad.

Baruthane = Osmanlı ordusunun ve donanmasının ihtiyacı olan barutun üretildiği yerlere verilen ad

Bostancı Ocağı = Osmanlı sarayları ile saray çevresinin ve iskelelerin asayişinden sorumlu hizmetlilerin bağlı bulunduğu ocak.

Cebeci Ocağı = Osmanlı askerî teşkilâtında, silâhların tedariki, muhafazası ve sefer zamanında cepheye götürülmesiyle vazifeli kapıkulu ocağı

Cerrahhane-i Amire = Osmanlı Devletinde, orduda vazîfelendirilmek üzere, cerrah yetiştiren müessese.

Cuma Divanı = Osmanlı Devletinde, Cuma günleri olmak üzere, sadrazamın başkanlığında kurulan dîvân.

Çarşamba Divanı = Osmanlı Devletinde her çarşamba günü İstanbul’un meselelerini görüşmek üzere sadrâzamın başkanlığında toplanan dîvân.

Darülaceze = Kadin-erkek, yoksul, sakat ve kimsesiz çocuklari korumak için kurulan kurumdur.

Darülbedayi = Darülbedayi İstanbul Sehir Tiyatrosu’nun ilk sekli ve adi.

Darüleytam = Yetim ve öksüz kalan çocukları korumak amacıyla açılan yurtlar.

Darülfünun = Fen ilimleri evi, üniversite.

Darülhadis = Dârülhadîs Hadis ilminin öğretildiği medreselere verilen isim

Darülmuallimat = Osmanlı Devletinde ilk ve orta öğretim kız mekteplerine kadın öğretmen yetiştirmek için açılan okul.

Darülmuallimin = rüştiyelere (ortaokul) erkek öğretmen yetiştirmek üzere açılan oku

Darüssaade Ağası = Kızlar ağası olarak da bilinen ve Osmanlı sarayında bütün enderûn ve harem ağalarının en büyüğüne verilen isim

Darüşşafaka = Dârüşşafaka İstanbul’da öksüz ve yetim çocukların eğitimini sağlamak maksadıyla açılan ilk parasız yatılı okul

Derbend Teşkilatı = Anadolu ve Rumeli’nin dağlık bölgelerindeki geçit ve yolları korumak ve yolcuların güvenliğini sağlamakla görevli teşkilât

Divan-ı Hümayun = Önemli devlet işlerinin görüşüldüğü ve karara bağlandığı yüksek merci.

Donanmayı Hümayun = Osmanlı deniz kuvvetleri

Düyun-u Umumiye = Osmanlı dış borçlarının ve bunu idâre eden birimin adı.

Emniyet Teşkilatı = Devletin iç güvenliğini temin eden teşkilât.

Encümen-i Daniş = On dokuzuncu asrın ortalarında resmen kurulmuş olan ilk Türk Akademisi

Enderun = II. Murad zamanında kurulup, zamanla çeşitli değişikliklere uğramakla beraber Osmanlı Devleti’nin son zamanlarına kadar (1908) varlığını sürdüren bir saray okuludur

Eyalet = Çoğunlukla valilerce yönetilen ve yönetim bakımından bir tür bağımsızlığı olan büyük yönetim birimlerine denir.

Gelibolu Acemi Ocağı = Gelibolu Acemi Ocağı Gelibolu’da kurulan ilk acemi ocağına verilen ad.

Hamidiye Alayları = Doğu Anadolu ile Filistin ve diğer bölgelerin sosyal, siyâsî ve iktisâdî hayâtını düzenlemek için kurulan teşkilât.

Harem = Osmanlı sarayında, padişahın annesinin nezâretinde, sarayın hanım, çocuk ve hizmetçilerinin kaldığı bölüm

Hasoda = Enderûndaki altı koğuşun en îtibârlı ve en ehemmiyetli kısm

Hazine-i Hassa = Osmanlı padişahlarının şahsî gelir ve giderlerine âit işlere bakan teşkilât.

Humbaracı Ocağı =Orduda humbara yapan ve kullanan sınıfın bağlı bulunduğu ocaktır.

İdadi = Osmanlı Devleti eğitim sisteminde orta tahsili veren mektep

İhtisab = İslâm cemiyetinde iyilikleri emretmek ve kötülüklerden vazgeçirmek suretiyle, sosyal huzuru sağlamak için yapılan iş; Emr-i bil ma’rûf ve nehy-i anil münker.

İmaret = hayir kurumlarindan biri.

Islahhane = Osmanlı Devletinde kurulan sanat okullarına verilen ad.

Islahiye Teşkilatı = Güney ve güneydoğudaki âsileri yola getirmek için kurulan özel askerî birlik

Kadı = İslam hukukunda yargıca verilen ad.

Kapıkulu Ocakları = Osmanlı Devleti’nin sürekli ordusunu oluşturan ve doğrudan padişaha bağlı olan yaya, atlı ve teknik sınıftan asker ocaklarına verilen addır.

Kapıkulu Süvarileri = Osmanlı Devletinde dâimî orduyu teşkil eden kapıkullarının süvâri kısmı

Kaptan-ı Derya = Osmanlı Devleti’nde donanma komutanına verilen isim.

Kaptanpaşa Eyaleti = Kaptanpaşa Eyaleti Osmanlı Devletinde kaptanpaşanın idâresine verilen eyâlet.

Kazasker = Kervansaray Kervanların ticâret yolları üzerindeki konak yerleri.

Kubbealtı = Kubbealtı Topkapı Sarayında başta Sadrazam olmak üzere Osmanlı devlet adamlarının toplanıp, devlet işlerini görüşerek karara bağladıkları yer.

Lağımcı Ocağı = Osmanlı Askeri Teşkilatı’nda yeniçerilerin içinde bir ocaktır.

Lonca = Lonca eskiden belirli bir şehirde oturan sanatkâr ve sanâyicilerin mensup oldukları meslekî teşkilat.

Mabeyn = Osmanlı saray ve konaklarında haremlik ve selamlık bölümlerini ayıran dâire. Arapçada “iki şeyin arası” mânâsındadır.

Maliye Nezareti = 1838’de kurulup cumhûriyete kadar devâm eden Osmanlı mâliye bakanlığı.

Matbah-ı Amire = Osmanlı Devletinde saray mutfağı.

Meclis-i Mebusan = Mebuslar Meclisi olarak da adlandırılır.

Meclis-i Vükela = Vekiller meclisi.

Mekteb-i Osmani = Askerî öğrenim gâyesiyle Avrupa’ya gönderilen talebeler için, Paris’te açılan Türk okulunun adı.

Miskinhane = cüzzamlı hastaların halkla temâsına mâni olmak için yaptırılan özel binâlara verilen ad.

Mühendishane = Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyun Osmanlı donanmasına deniz subayı yetiştirmek için kurulan okul.

Mülkiye = Siyasal Bilgiler Fakültesinin eski adı

Nişancı = Pâdişâh adına yazılacak fermanlara, beratlara, nâmelere, hükümdârın imzâsı demek olan tuğrayı çekmekle görevli memur.

Redif Teşkilatı = Osmanlı Devletinde ihtiyat askerine verilen ad

Reisülküttap = Doğrudan doğruya vezîriâzama bağlı yazı işleriyle meşgul kalemlerin ve buradaki kâtiplerin faaliyetine nezâret eden dâire reisi.

Rumeli Eyaleti = Osmanlı Devletinin Avrupa topraklarındaki en büyük idârî birimi

Sadaret Kethüdası = Sadrazamın yardımcısı demektir.

Sadrazam = Sadrazam, VEZİR-İ AZAM da denir.

Şehremini = Osmanlı Devletinde İstanbul’daki saray ve devlete âit binâların bakımı ve tâmiriyle uğraşan ve saraylara gerekli olan şeyleri satın alan kimse.

Sekbanlar = Yeniçeri Ocağının altmış beşinci ortası mensubuna verilen ad.

Şeyhülislam = Şeyh-ül İslam dinsel konularda en yüksek derecede bilgi ve yetkiye sahip olan kimse anlamına gelir

Şirket-i Hayriye = Boğazdaki yolcu nakliyâtı için yurdumuzda kurulan ilk anonim şirket.

Solaklar = Yeniçeri cemâat ortalarından 60,61, 62, 63. ortalara verilen ad.

Teşrifatçılık = Osmanlı Devletinde çeşitli merâsimler esnâsında, protokol işlerinin görülmesi

Top Arabacıları Ocağı = Osmanlılarda kapıkulu ocaklarının yaya kısmından büyük topları cepheye taşımak için kurulan teşkilât.

Topçu Ocağı = Osmanlılarda kapıkulu ocaklarının yaya kısmından olup, top dökmek ve top kullanmakla vazifeli askerlerin mensup olduğu ocağa verilen ad.

Topkapı Sarayı = Dünyada günümüze gelebilmiş sarayların en eskisi ve genişi Topkapı Sarayıdır.

Tulumbacılar = Yangın çıkınca etrafa yayılmadan söndürmek ve mahsur kalanları kurtarmak için kurulan bir Osmanlı dönemi teşkilâtı

Türk Ocakları =Osmanlı Devleti ve Cumhuriyet döneminde faaliyet gösteren Türk kültür dernekleri.

Vakıf = Kişiler veya kurumlarca kurulmuş, yasayla görev ve yetkileri belirlenen tüzel kişiliklere denir.

Vezir = Osmanlı döneminde padişah adına devlet işlerini yöneten en yüksek derecedeki görevliye verilen isimdi.

Zaptiye = Yurt içinde genel düzen ve güveni korumakla görevli askerî teşkilâta eskiden verilen ad.

AIDS hastalığı

aidsAIDS ( Acquired Immuno Deficiency Syndrome) ilk olarak 1981 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde keşfedilmiştir. Hızla yayılarak erkek, kadın ve çocuklara bulaşmıştır. Günümüze kadar yirmi beş bin kişinin AIDS’ten öldüğü kaydedilmiştir. AIDS için herhangi bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. AIDS hastası olan insanların, bağımsızlık sistemleri çöker ve bu yüzden en ufak bir grip bile olsa hayatlarını kaybederler. İnsan vücudu bir kere bile olsa AIDS virusu olarak bilinen, HIV virüsünü kaptıysa bundan kurtulmanın bir yolu ne yazık ki bulunmuyor. Bilim adamları hummalı bir  çalışmayla AIDS’ten kurtulmanın  AIDS’e bir çözüm bulmanın yollarını aramaktadırlar. AIDS hastalığının bir tedavisinin olmadığı fakat, AZT adı verile bir ilacın bu hastalıkla mücadele için üretildiği, AIDS’i tamamen yok etmese bile, en azından hastanın ömrünü uzattığı bilinmektedir. AIDS‘ten korunmak için gerçekleşen araştırmalarda, AIDS aşısı hala deney aşamasındadır.

AIDS dokunma, öpüşme, ya da solunum yoluyla bulaşabilen bir rahatsızlık değildir. İnsanlar, AIDS hastalarına karşı aşırı derecede ön yargılıdır. Onlarla tokalaşmaktan veya onlarla konuşmaktan bile çekinirler. AIDS hastalığı hayvanlardan, tuvaletlerden, yüzme havuzlarından, tabak, bardak, giysilerden bulaşmaz. İnsanların bu konuda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. AIDS hastalığı; korunmadan cinsel birleşme sonucu yada uyuşturucu kullanıcıların enjektörlerini bir birleri ile paylaşmaları sonucu veya kan yoluyla bulaşabilen bir rahatsızlık türüdür. Şayet hamile bir kadın AIDS hastası ise, doğmamış olan bebekte anne karnında bu hastalıkla doğacaktır.

AIDS hastalığı hakkında çok fazla bir şey bilinmemektedir. Çünkü oldukça yeni ama bir o kadar da hızla bulaşan bu hastalığın kökeninin Afrika olduğu sanılmaktadır. Afrika da yaşayan yeşil maymun türünde AIDS hastalığına benzer bir virüse rastlanmıştır. Bu virüsün mutasyon geçirerek insanlara bulaştığı düşünülmektedir.

Afrika’da yeşil maymunlar bir yiyecek olarak yenildiği için, Yeşil maymunları ateşte çok iyi pişirilmeden yendiğinden ötürü insanlara geçtiği düşünülürken bir başka neden olarak da bu virüsün biyolojik bir silah olarak üretildiği fakat daha sonradan vazgeçildiği ama nasıl olduysa laboratuar dışına çıkarak yayıldığıdır.

Erkek AIDS hastalarının vücutlarında iltihaplı yaralar çıkarken, kadınların vücutlarında herhangi bir yara çıkmamaktadır. AIDS hastalığı tespit edilen insanlar psikolojik sorunlar yaşarlar.

AIDS’in belirtileri;

  • Fiziksel ve zihinsel aktiviteleri etkileyen, sebebi açıklanamayan aşırı bir yorgunluktan ötürü yerlerinden bile kalkamayacak derecede aşırı kötü hissederler kendilerini.
  • Zayıflama yada diyet gibi herhangi bir aktivite söz konusu olmadan iki aydan kısa bir sürede 7-10 kilo kaybı
  • Birkaç haftanın sonunda ateşin açıklanamayacak bir şekilde 39 derecenin üstüne çıkması
  • Uyku sırasında kişinin üstünü sırılsıklam edecek derecede terleme
  • Sebebi bilinmeyen bir şekilde vücuttaki salgı bezlerinin kabarması (Özellikle boğazda, boyunda ve koltuk altında bulunan lenf bezlerinin kabararak en geniş halini alması)
  • Dilin üzerinde ve ağız içinde beyaz noktalar yada lekelerin oluşması
  • Israrla devam eden ishal
  • Herhangi bir solunum enfeksiyonuyla meydana gelen ve çok uzun süren kuru öksürük
  • Özellikle öksürükle birlikte oluşan nefes darlığı çok sık görülmektedir.
  • Deri üstünde ya da altında oluşan kat kat, yada yükselen bir şekilde leke ve şişliklerin meydana gelmesi. Başlangıçta çürükmüş gibi algılanabilir fakat bunlar zamanla kaybolmazlar ve genellikle etraflarındaki derilerden çok daha serttirler.

 

Kleopatra kimdir?

KleopatraYedinci Kleopatra; Milattan önce 60 ve milattan önce 30 senelerinde kraliçe olarak yaşamış olan, antik mısırın son kraliçesidir. Kleopatra oldukça güzel olduğu kadar, oldukça zeki bir kadındı. Dokuz dili, ana dili gibi konuşabilir ve okuyabilirdi. İskenderiye’de doğan Kleopatra’nın babası Yunandı. Ve babasının vasiyeti üzerine kardeşi ile evlenmek zorunda kaldı. Babasının bu vasiyetinin nedeni, Antik Mısır’da Yunanlılar hakim oluşu ve Yunan’lılar Mısır’lılarla karışmamak adına kendi soyları ile evlendirilirdi. Bu akraba evliliklerinin sonucu olarak doğan çocukların, bir çoğu özürlüydü. Kleopatra’nın babası, Kleopatra 18 yaşındayken vefat etmesi üzerine tahta çıktı. Kardeşi ile aralarında anlaşmazlık çıkması sonucunda iç savaş çıktı. Kleopatra oldukça akıllı olduğu için, Halkın desteğini almak adına, Halk ile bütünleşmek isteyen Kleopatra, halkın ilgisini çekebilmek için Mısır’lıların dinlerine kendini verdi. Bunu öğrenen kardeşi tarafından sürgün edildi. Fakat bu sürgün Kleopatra’nın işine geldi. Roma’ya gitti ve Sezar’ın huzuruna çıktı..

Kleopatra çok zeki bir kadın olduğu için, Roma imparatoru Sezar’ı yanına alarak Mısıra geri döndü. Kleopatra’nın bir halı içine girdiği ve bu halıyı Sezar’ın önünde açtıklarında halıdan, Kleopatra’nın çıkması ve Sezar’ın Kleopatra’ya aşık olduğu söylenmektedir. Sezar’la geri döndükten kısa bir süre sonra, kendisini sürgüne yollayan kardeşi, hiç kimsenin bilmediği bir şekilde Nil nehrinde boğularak can verdi.

Kardeşinin ölümünden sonra Sezar’dan bir çocuk sahibi oldu. Çocuğunu da alıp Roma’ya gitti. En büyük hayali; Roma İmparatorluğunu ve Antik Mısır’ı birleştirerek Tüm dünyaya sahip olma fikri vardı. Fakat Milattan önce 44 yılında, Sezar’ın ölmesiyle birlikte bu hayallerini ertelemek durumda kaldı.

Sezar’ın ölümünden sonra, Tahta Sezar’ın yeğeni Marcus Antonius çıktı. Ve Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldı. Doğuyu Marcus Antonius yönetmeye başladı. Ve ilk iş olarak Mısır’a giden Marcus Antonius Kleopatra’ya deliler gibi aşık oldu.  Tarsus’da bir süre birlikte yaşamaya başlayan ikilinin, iki tane kız çocuğu oldu. Tarsus’da yaşarken, Octavius’a karşı savaş başlattılar. Bu savaş sonucunda İskenderiye’deki saraya dönen Kleopatra tahtını kaybetti. Bir rivayete göre kendisini zehirli bir yılana sokturarak, diğer yandan kendisini bıçaklayarak intihar ettiği söylenir. Ama öldüğünde 39 yaşındaydı.

Birinci dünya savaşı

1.dünya-savaşıBirinci dünya savaşı 1914 yılında başlamıştır. İlk başta Avrupa devletleri arasında başlamış olan bu savaş, daha sonraları dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin, sömürgelere karşı çıkması nedeniyle yayılmıştır. 1918 yılında sona ermiştir. İtilaf ve ittifak devletleri arasında geçen, daha önceleri yaşanmamış dört yıllık bir savaştır.

İtilaf devletleri; İngiltere, Fransa, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleridir.

İttifak devletleri; Almanya, Avusturya – Macaristan, Osmanlı Devletidir.

Fransız ihtilalının getirmiş olduğu siyasi ve sosyal değişiklikler birinci dünya savaşının başlamasında etkin olmuştur. Fransız devrimi ile birlikte gelen sanayileşme sömürgeciliği de beraberinde getirmiştir. Büyük devletlerin çıkar doğrultusunda sömürge altına aldığı devletler, Afrika ve uzak doğuya kadar yayılmıştır. Bütün büyük devletler, kendilerinden küçük devletleri sömürge altına almaya çalışmışlardır.

Savaşın başlıca nedenleri şunlardır;

  1. Avusturya – Macaristan imparatorluğunun veliahdı Ferdinand’ın bir Sırplı tarafından öldürülmesi
  2. Milliyetçilik düşüncesi
  3. Sömürgecilik (ham madde ve pazar arayıcılığı)
  4. Avrupa devletleri arasındaki ekonomik ve siyasi rekabet(özellikle de Almanya ve İngiltere arasında)
  5. Aşırı silahlanma hareketi

Almanya; siyasal birliklerini oldukça geç kurmuştur. Siyasal birlikleri kurmasıyla beraber, ekonomisi çok büyük bir şekilde canlanma göstermiştir. Denizlere hâkim olup sömürgesi altındaki, toprakları daha da genişletmek istediği için İngiltere ile rekabete girdi.

İngiltere; Almanya’nın çok fazla denize hâkim olmasından ve ekonomisinin güçlenmesinden rahatsız olmuştur. Avrupa’da bir güç dengesi kurmak istemektedir. Fakat gelişmekte olan Almanya sürekli olarak önüne çıktığı için, bu durumdan pek hoşnut değildir.

Fransa; 1870 yılında Almanya ile yapmış olduğu Sedan Savaşı’nda çok değerli topraklarını kaybetmiştir. Değerli topraklarını geri almak adına, Almanya’ya karşı düşman olmuştur.

Rusya; Rusya’nın en büyük hedefi İstanbul Boğazlarına hakim olarak Akdeniz’i kazanmaktı. Ve ilkesi olan Panislavizmi Balkanlara yaymak istiyordu.

İtalya; Sömürgecilik adı altında yeni ülkeleri sömürgesine katmak istiyordu. Roma İmparatorluğu ile Akdeniz’e hakim olmak istiyordu.

Avusturya – Macaristan; Balkanlar’daki Rusya’nın yaymak istediği Panislavizme karşı mücadele ediyordu. En büyük tehlikesi Rusya ve Rusya’nın en büyük destekçisi Sıbistan’dır.

1914 yılında Avusturya Büyük Sırbistan’ı kurmak isteyenlere karşı bir atak yaparak, Bosna üzerinde etkisini göstermek istemiştir. Ve bunun üzerine veliaht Ferdinand Saray Bosna’ya gitmiştir. 28 Haziran 1914 yılında bir Sırbistan vatandaşı tarafından öldürülünce Avusturya Sırbistan’a savaş açtı. Böylelikle Birinci Dünya Savaşının başlamasına neden oldu.  Almanya; Avusturya – Macaristan’ın yanında yer alırken, Rusya’da Sırbistan’a destek vererek, Sırbistan’ın yanında yer alır. Bu yüzden bu savaş tüm Avrupa’yı etkilemeye başlar.

Rusya’nın Midilli gemiler Amirali, Odessa ve Sivastopol limanlarına ateş açması nedeniyle Osmanlı devleti 28-29 Ekim 1914 yılında savaşa resmen katılmış oldu.

Bu olay üzerine; Rusya, Fransa ve İngiltere Osmanlı Devleti’ne karşı savaş açmış oldular.

Birinci Dünya Savaşında yaklaşık olarak 53 Milyon insan hayatını yitirmiştir. Yeni sınırlar çizilmiştir. İlk olarak İngilizler tank ve zırhlı araçlar kullanmıştır. Ve yine İngiltere, 15 kilo metreye varan savaş gemileri ve deniz altıları kullanmıştır.

Osmanlı Devletinin bu savaşa girmesindeki en büyük etken, Trablusgarb ve Balkan Savaşlarında çok değerli topraklarını kaybettikleri için, topraklarını geri almak adına Almanya’nın yanında yer alarak savaşa girmiştir. Osmanlı Devleti yapmış olduğu Mondros Mütarekesi’ni 30 Ekim 1918 yılında imzalayarak savaştan çekilmiş oldu.

Şizofren hastalığı

 200316042-001Şizofreni, insanlarda görülen ruhsal ve beyinsel bir rahatsızlıktır. Genellikle hayal dünyasında yaşarlar. Ve gerçek dünyayla hayal dünyasını birbirlerinden ayırt edemezler. Mantıksal düşünme yeteneğinde azalma ve duygusal olarak tepki verememe görülür. Bir çok şizofren hastası toplum kurallarına uymadığı için tedavi edilmelidir.

Şizofren hastaları normal hayatlarında olan olayları hatırlamada güçlük çektikler. Ve konuşmalarında problemler yaşarlar.  Şizofren rahatsızlığı kişilerde 15 ila 25 yaşları arasında ortaya çıkar.

İlaçlar sayesinde şizofren rahatsızlığı bazı insanlarda kontrol altına alınırken, şizofren rahatsızlığı geçiren hastalarda ise; tedaviye yanıt vermezler ve hastalıkları bir ömür sürer. Şizofreni hastalığı oldukça zor bir rahatsızlıktır. Ve tamamen iyileşme oranı oldukça düşüktür.

Şizofreni nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ama genetik olduğu söylenen teoriler arasındadır. Yani ebeveynden çocuğa geçme riski oldukça fazladır.

5 çeşit şizofreni türü vardır. Paranoid Şizofren, Hebefrenik şizofren, Katatonik şizofren, Ayrışmamış şizofren, Kalıntı şizofrenidir.

1- Paranoid şizofreni : paranoid şizofren olan bir hastanın düşüncelerinde ve konuşmalarında herhangi bir değişiklik olmaz. Sadece biri tarafından cezalandırıldıklarını düşünürler.

2- Hebefrenik Şizofreni: normal günlük işlerini yapamayan hebefrenik şizofren hastalarının konuşmaları anlaşılmaz derecede karışıktır. Zihinlerini kontrol edemezler. Hebefrenik şizofren hastalarının davranışları tutarsızdır..

3-Katatonik Şizofreni: genelde hareketsiz ve çok katı olan katatonik şizofren hastaları karşısındaki insanların söylediği cümleleri tekrarlar ara sıra yüzlerini değişik şekillere sokacak hareketlerde bulunurlar. Beslenmelerine dikkat etmezler, kendilerine fiziksel olarak zarar verme özellikleri vardır.

4-Ayrışmamış Şizofreni: paranoid şizofren, hebefrenik şizofren ve katatonik şizofren tanısına net bir şekilde uymadığında bu tanı ile adlandırılırlar

5-Kalıntı (Rezidüel) Şizofreni: bu türde şizofreni hastalarında halüsinasyonlar devam eder fakat diğerler türlerdeki gibi şiddetli değildir.

Şizofreni hastalarında sıklıkla görülen halüsinasyonlardır. Olmayan insanlar görmeye başlarlar. Gerçeğe dayalı olmayan fakat şizofreni hastasının vazgeçemediği inançları vardır. Kendilerinin şeytan ya da tanrı olduklarına inanırlar. Gerçekte olmayan nesneler görüp, olmayan sesler duyup, garip kokular gibi gerçek dışı şeyler algılarlar. Şizofreni hastaları en çok ses duyarlar, bu ses onlara emir veya taciz ettiğini söylerler.

Bazı hastalarda ise net olarak düşünme yetisi ortadan kalkar. İletişim kurmakta zorluk çekerler, konuşmaları anlaşılmaz. Düşünce yoğunluğu yaşarlar. Düşünceden düşünceye geçerler, çok yavaş hareket ederler ve herhangi bir konuda karar veremezler. Anlamı olmayan yazılar yazarlar ve daireler çizerek yürümek gibi anlamsız hareketleri olur.

Şizofreni belirtileri olan bir hastanın tıbbi geçmişi incelenmelidir. Şizofrenide kullanılan herhangi bir laboratuar testi bulunmamaktadır. Bir kişiye şizofren tanısı koyabilmek için, şizofren hastalarda görünen rahatsızlıklar en az 6 ay boyunca hastada görülmesi gerekmektedir.

Şizofreni hastalığının tedavisi çok zordur ve ilaçlarla hastalığın tekrarlanması önlenir.

Şizofreni hastalığında antidepresan kullanılmaz, şizofren tedavisinde kullanılan ilaçlara antipsikotik denir. Antipsikotik türünde olan ilaçlar şizofren hastalığını ortadan kaldırmaz. Sadece belirtilerin azalmasına yardımcı olur. En çok kullanılan ilaçlar ise; Thorazine, Prolixin, Haldol, Navane, Stelazine, Trilafon ve Mellaril, Abilify, Clozaril, Geodon, Invega, Risperdal, Saphris, Seroquel ve Zyprexa bunlardır. İlaçlarla birlikte sosyal aktivitelerin oluşabimesi için psikolojik terapiler yapılmaktadır. Şizofreni hastalarının toplumda faaliyetlerinin olabilmesi ve sosyal becerilerinin oluşabilmesi için rehabilitasyon tedavisi uygulanır. Kişinin hastalığını daha iyi tanıması ve başa çıkabilmesi adına bireysel psikoterapi uygulanır ve ailenin şizofren hastalarına yardımcı olabilmesi için, aileye terapi uygulanır. Genellikle bir çok hasta hastaneye yatırılmadan ayakta tedavi edilir. Fakat, bazı durumlarda ki hsatalar mecburen hastaneye yatırılması gerekmektedir.

Bazı kitaplar ve filmler şizofren hastalarının tehikeli bir cani olduğunu gösterir. Fakat bu doğru değildir. Şizofreni hastaları çoğunlukla çevreden uzaklaşıp, kendi yarattıkları dünyada yaşamayı severler.

 

 

Panik atak

panik-atakPanik atak oldukça sık görülen bir ruhsal hastalıktır. Sokakta karşılaştığınız her 10 kişiden ikisi, yaşamı boyunca en az bir kez bile olsa, panik atak geçirmiştir. Panik atak diğer ruhsal bozukluklar gibi, kişinin yaşamını olumsuz yönde etkiler. Panik atak geçiren bir insan ölecekmiş hissi, kalp krizi geçirdiğini sandığı için: koşa koşa acil servise gider ve doktordan yardım ister. İlk 10 dakika içinde panik atak en şiddetli halini alır ve yarım saat içinde de geçmeye başlar. Atak geçtikten sonra kişi kendisini çok yorgun ve halsiz hisseder.

Belirtileri ise;

Aniden insanın içini, nedensiz bir sıkıntı çökerse,

Kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarparsa,

Göğüs kısmında bir ağırlık hissederse,

Sanki bir el boğazını sıkıyormuşçasına, boğulacağını hissi varsa,

El ve ayakları sertleşip karıncalanma hissi oluyorsa,

Midesi bulanıyorsa,

Bütün vücudu titriyorsa,

El ve ayakları ter içerisinde kaldıysa,

Her an ölecekmiş gibi bir his, bir anda kaplıyorsa panik atak geçiriyorsunuz demektir.

Panik atak bazen; sıkıntı, stres ya da korktuğunuz anda ortaya çıkacağı gibi, hiçbir sebep yokken ortada görülebilir. İlk kez panik atak yaşayan biri, soluğu hemen acil serviste alır. Kalp krizi geçirdikleri için, öleceğini düşünür.

Panik atak geçirdiğimizi düşünüyorsak muhakkak uzman bir doktordan yardım istemeliyiz. Panik atak geçiren bir çok hasta, doktor doktor dolaşır. Halbuki tek bir hekimle, iyi bir ilişki kurulabilirse hasta, tedavilerinde daha çok ilerleme kaydedecektir. Panik atak geçiren insanların sık sık tekrarladığı bir hata, atak geçirdikleri anda acil servise gitmeleridir. Halbuki, panik atak geçirdiğiniz anda kimseden yardım almadan, kendi başınıza baş edebilmeniz çok önemlidir. Aksi takdirde sürekli acil servise giderseniz, asla kendinize güvenemeyeceksiniz.

Kişiler, panik atak sırasında sıkça rahatlamak için, alkol ve sakinleştirici ilaçlara başvururlar. Bu çözüm sizleri rahatlatsa da, sürekli alkol aldığınız için, bir de alkol sorununuz oluşacaktır.

Panik atak çoğunlukla ortada bir neden yokken çıkar. Beyindeki kimyasal maddelerin yitirmesi sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir. Çok stresli bir hayat yaşıyorsanız da, panik atak ortaya çıkabilir. Bunların dışında;

Sara hastalarında

Akciğer ve kalp hastası olanlarda

Vitamin eksikliğinden

Kafeinli besinler kullananlarda

Fazla adrenalin salgılayanlarda

Bazı kullanılan ilaçların yan etkilerinden dolayı

Beyinde var olan tümörden

Kan şekerinin hızla düşmesinden

Klostrofobisi olan insanlarda

Uyarıcı madde kullanan insanlarda, bu maddenin aniden kesilmesi sonucu ortaya çıkar

Panik atak genellikle 20 li yaşlarda ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Çalışan kadınlarda daha fazla görüldüğü bir gerçektir. Panik atağın olmasında genetik özellikte çok etkilidir. Asosyal bir hayat süren, sorunlarını kimseyle paylaşmayan insanlarda görüldüğü de tespit edilmiştir. Sorunlarını çok kafaya takan kimseler, bağımlılık yapan madde kullanan insanlarda, mükemmeliyetçi bir yapıya sahip insanlarda da panik atak görülebilir.

Panik atak geçiren bir insan, bir yere oturmalıdır. Kendi kendine bunun sadece bir atak olduğunu, korkmamanız gerektiğini söyleyerek atağın geçmesini beklemeli. Atak esnasında üzücü veya heyecanlı tartışmalardan kaçmak gerekmektedir. Sigara ve alkolden uzak durmalısınız. Atak sırasında derin nefes alınmamalıdır.